2026/16 Sayılı Genelgede SGK'nın Kısmi İlişiksizlik Çıkmazı: Hukuka Aykırı İptaller ve “çelişkili” açıklamalar
İlk üç yazıda idarenin “milat” yaklaşımı içinde, alacaklarını “öteleme” yöntemiyle mali risklerinin artırarak ve aritmetik ortalamada “son yılı” dışlayıp kendi alacağını küçülterek iş hayatına verilen destek anlatılmıştı. Bugün ise SGK'nın kısmi ilişiksizlikte kendi memurları aracılığıyla, Genelge’deki açıklayıcı yorumlarla oluşturulan kurallar irdelenecektir.
Büyük ölçekli projelerde inşaası tamamlanan blokların teslimi, kredi süreçleri ve kat mülkiyetine geçiş için “kısmi ilişiksizlik” önemli bir ihtiyaçtır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin (SSİY) 111. maddesinin yedinci fıkrasında bu durum öngörülmüş; yapılacak araştırmanın kural olarak inşaat bittikten sonra yapılacağı, ancak “inşaatın el değiştirmesi ve zorunlu hâllerde” işin herhangi bir safhasında da yapılabileceği belirtilmiştir.
Burada Genelgeden beklenen basit bir adım olup “Zorunlu hâl” kavramı somut kriterlerle açıklanmıştır. Ancak Genelge işverenin salt talepleri yeterli görerek başvurunun hangi hukuki gerekçeye dayanması gerekliliğinin sorgulanmasından vazgeçmiştir. Oysa idari anlamda “talepte bulunmak” ile hukuki anlamda “zorunlu hâl” birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Geçmişte, fiilen ihtiyacı olmayan bazı işverenlerin sırf o yılın ucuz birim maliyetinden yararlanmak adına erken araştırma talep ettikleri bilinmektedir. İdare, “zorunlu hâl” kavramının tanımlanmasında işverenleri desteklemek amacıyla; “bu fırsatı değerlendiren” işverenler lehinde olan ve bazı hallerde emsaller arasında keyfi eşitsizlikler doğmasının devamını önlememiştir.
Genelgenin 9.19.4 bendinde, SGK tarihinin en büyük desteğini verecek bir zemin hazırlamaktadır. 5510 sayılı Kanunun 85. maddesi, tebliğ edilen borcun ödenmesi veya ödeneceğinin taahhüt edilmesi hâlinde kesinleşeceğini, aksi durumda Kurumca inceleme yapılacağını emreder. SSİY'nin 112. maddesi ise Kanunda yer almayan bir şart ekleyerek; bir ay içinde ödeme, taahhütname ya da “itiraz edilmemesi” durumunda borcun kesinleşeceğini belirtir. Hiyerarşik olarak en altta yer alan Genelge ise sınırları tamamen aşarak, borcun bir ay içinde ödenmemesi durumunda “yapılan araştırma işleminin iptal edileceğini” düzenlemiştir.
Uygulamada İşveren talepte bulunur, SGK memurları belediyelerle yazışır, denetmen sahaya inip haftalarca rapor hazırlar. Sonunda bir borç çıkarılır; ancak işveren oluşan maliyetin yapısını beğenmeyip ödemezse, Genelgeye göre tüm bu çalışmalardan vazgeçilir. Bu düzenlemeye göre, devletin tahakkuk ve denetim mekanizmasını gerçekleştirdiği expertiz niteliğindeki bu faaliyetlerden vaz geçmesi kabullanilmiş önemli bir destektir. İptal kararı verilmesi durumunda çalışmalar sonrası tebliğ edilen borcun tamamen hükümsüz mü kalacağı, yoksa Kanunun emrettiği inceleme sürecinin mi başlayacağı meçhuldür. Belirlilik ilkesinin devre dışı bırakıldığı bu ortamda, farklı SGK merkezlerinde farklı uygulamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Aynı bentte yer alan bir diğer açmaz ise “zaman yolculuğu” meselesidir. 16.05.2026'dan önce kısmi ilişiksizlik belgesi almış olanlar için Genelge, fazla bildirilen kazançların sonraki hesaplamada dikkate alınacağına yönelik bir hak tanımıştır. Oysa Genelge, ikinci kısmın başlama tarihini ilk kısmın bitiminden sonraki ilk bildirim tarihi kabul ederken; SSİY'nin 112/1 maddesi, “işin başlangıç tarihinden önce ve bitim tarihinden sonra bildirilen prime esas kazançların dikkate alınmayacağını” kesin bir dille emretmektedir. Bürokraside yazılı olmayan ancak çok net bilinen bir kural vardır: Yeni bir düzenleme yapılırken, onunla çelişen eski düzenlemeyi açıkça yürürlükten kaldırırsınız ki sahadaki uygulayıcı hangi metne uyacağını şaşırmasın. İdare, yazılı olmayan bu kural yerine; bir yandan yeni bir başlangıç tarihi belirlerken diğer yandan eski dönem kazançlarını bu döneme taşıyarak kendi Yönetmeliğine açıkça aykırı bir kurgulama ile işverenlere ciddi bir destek sağlamaktadır.
SGK, 02.12.2024 tarihli Genelgede, yapı denetimine tabi işlerde seviye tespit tutanağındaki orandan “%10'luk proje inceleme bedeli düşülerek” işlem yapılacağını son derece net biçimde emretmişti. Ancak 2026/16 sayılı yeni Genelgede, bu kritik %10 kuralı hiçbir hukuki açıklama yapılmadan çıkarılmıştır. Eski Genelgenin mülga edildiğine (yürürlükten kaldırıldığına) dair yeni Genelgede tek bir kelime dahi yoktur. Sahadaki memurun, bir yanda taze Genelge, diğer yanda hukuken yaşayan ama fiilen tartışmalı olup ortaya çıkan farklı anlayış olasılığı nedeniyle farklı uygulamalara yönelmesi olasılığı ortaya çıkacaktır.
Yeni kural “Örnek” Üzerinden açıklanmaktadır.
Evrensel mevzuat yazım tekniği, önce kuralın yazılmasını, ardından bu kuralı açıklamak üzere örneklerin verilmesini gerektirir. Örnekler asla kural koymaz, sadece mevcut kuralı somutlaştırır. Oysa Genelge, 9.19.4 numaralı bölümün Örnek 7'de yapılan açıklamalarla, ana metinde hiçbir karşılığı olmayan yepyeni bir idari sınırlama kuralı oluşturulmuştur.
Geçmiş uygulamalarda işverenler, 02.12.2024 tarihli Genel Yazı ile verilmiş olan seçimlik hak ile çıkan borcu yüksek bulduklarında taleplerini daraltarak idari bir pazarlık zemini arıyordu. İdare bu kapıyı kapatmak maksadıyla Örnek 7'de, belediyenin 1.000 m² bildirdiği bir inşaat için işverenin talebini 850 m²'ye çekmesini reddeden bir açıklama kurgulamıştır. Kurumun kendi menfaatini koruma refleksi anlaşılır olsa da, seçilen yöntem hukuk tekniğiyle bağdaşmamaktadır. Genelgenin metninde “bildirilen seviyeden daha düşük bir alan için talep revize edilemez” şeklinde emredici hiçbir kural yazılı değildir. Kural metni yalnızca 'istediğin yerin bitmiş olması gerekir' demekle yetinirken, İdare kaleme almaya çekindiği yasağı bir örneğin satır aralarına sessizce gizlemiştir. Bu husus yargıya taşındığında mahkemenin soracağı “İşverenin talebini daraltmasını engelleyen yazılı kuralınız hangi maddede?”sorusuna Kurumun verebileceği yasal bir cevap bulunmamaktadır.
Mevzuatın Sunduğu Hakkı Kullananın Suçu Ne?
İşin matematiksel boyutuna geçmeden önce sıkça dile getirilen bir eleştiriye yanıt verelim: “İnşaatın belli bir yüzdesi bittiyse ve o dönem ucuz kaldıysa, yasal hakkını kullanan müteahhidin suçu ne?” Üçüncü yazımızda da vurguladığımız gibi, burada müteahhidin elbette hiçbir suçu yoktur. İdari kurallar bu yolu yasal olarak açık bırakıyorsa, rasyonel her işveren, bu avantajı sonuna kadar kullanır. Asıl eleştirilmesi gereken nokta; devletin kendi prim alacağını, hatalı formüllerle işverenin stratejik bildirim tercihlerine terk eden idari sistemin kendisidir. Kısmi ilişiksizliğin varoluş amacı işverene “gizli bir iskonto” sağlamak değil, ticari hayatın önünü açmaktır.
Aynı ay temeli atılıp aynı ay kurdelesi kesilen iki özdeş projede, sırf ara dönemde belediye tespiti yaptırıldı diye asgari işçilik matrahının milyonlarca lira şaşması, hukukun eşitlik ilkesiyle izah edilebilecek bir durum değildir.