Yönetmelikte Olmayan Kurala Yönetmelik Tarihiyle Milat Çizilebilir mi? (1)

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 26.06.2026 tarihinde yayımladığı 2026/16 sayılı Asgari İşçilik Genelgesi, getirdiği yeni kurallar kadar, barındırdığı hukuki ve teknik çelişkilerle de uzun süre gündemimizde kalacak gibi görünüyor. Uygulamada hem Kurum personelini hem de işverenleri zorlayacak, pek çok soru işaretini barındıran bu hacimli metni önümüzdeki günlerde farklı başlıklar altında parça parça ele alacağız. Bugün, ardışık olarak yayınlamayı düşündüğümüz yazı dizimizin ilk halkası olarak; idarenin hukuk tekniğiyle ve "milat" kavramıyla olan imtihanına odaklanacağız.

Hukukta "milat" tarihleri keyfî belirlenmez. Bir kanun yürürlüğe girer, bir yönetmelik ya da genelge değişir veya yeni bir hak veya yükümlülük doğar; geçiş hükümleri de buna göre oluşturulur. Çünkü geçiş hükümleri, eski hukuk düzeni ile yeni hukuk düzeni arasındaki köprüdür. Bu köprü sağlam kurulmazsa, aynı konuda farklı kişiler için farklı kurallar uygulanmaya başlanır.

SGK'nın yeni Genelgesi incelendiğinde ise, tam da bu noktada dikkat çekici bir yöntem karşımıza çıkmaktadır. Genelgenin 9.19.4 numaralı bölümünde, kısmi ilişiksizlik uygulamasında önceki araştırmada fazla bildirildiği tespit edilen prime esas kazanç tutarlarının sonraki araştırmada nasıl dikkate alınacağı açıklanmaktadır. Yeni düzenlemeye göre, artık fazla bildirilen tutarlar sonraki hesaplamaya aktarılmayacaktır. İdarenin bu yeni uygulamayı benimsemesinde hukuken tartışılabilecek yönler bulunsa da, asıl dikkat çekici husus geçiş kuralının kurgulanış biçimidir.

Genelge aynen şöyle demektedir:

"Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 16.05.2026 tarihinden önce kısmi ilişiksizlik belgesi verilen özel nitelikteki inşaat işlerinde ... fazla olan tutarlar sonraki hesaplamada dikkate alınacaktır."

İlk bakışta sıradan görünen bu cümle, aslında önemli bir hukuk tekniği sorununu beraberinde getirmektedir. Çünkü 16 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği değişikliği incelendiğinde, kısmi ilişiksizlikte prime esas kazanç fazlalıklarının sonraki hesaplamaya aktarılmasına ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle, Yönetmeliğin hiç düzenlemediği bir konuya, Yönetmeliğin yürürlük tarihi milat yapılmaktadır.

Konuyu daha da vahim hâle getiren ise aynı Genelgenin kendi içindeki yaklaşım farklılığıdır. Genelgenin 6.6 numaralı bölümünde aritmetik ortalama uygulamasına geçilirken, yeni sistemin hangi dosyalara uygulanacağı belirlenirken ölçüt olarak "idari aşamada kesinleşmemiş olma" kriteri esas alınmıştır. Yani burada hukuki sonuç doğuran ölçüt, takvim tarihi değil; işlemin hukuki durumu olmuştur.

Ancak aynı Genelgenin 9.19.4 numaralı bölümüne gelindiğinde bu yaklaşım tamamen değişmektedir. Bu kez işlemin kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın yalnızca "16.05.2026 tarihinden önceki kısmı için ilişiksizlik belgesi verilmiş olması" şartı aranmaktadır. Peki, "kesinleşme" ile "belgenin verilmesi" aynı şey midir? Asla! Bu iki kavram, adeta iç içe geçmiş bir matruşka gibidir.

SGK yetkilisi tarafından asgari işçilik araştırması tamamlanıp fark prim borcu tebliğ edildiğinde; işveren 30 gün içinde ödeme yaparsa o gün, yapmazsa veya itiraz etmezse 30. günün sonunda işlem "idari aşamada kesinleşmiş" olur. Ancak "ilişiksizlik belgesi", bu sürecin fiziki çıktısı ve en son aşamasıdır. Kesinleşme sağlansa, hatta fark prim borcu ödense dahi, işverenin Kuruma başka bir borcu varsa o belge düzenlenmez. Dahası, yapılan hesaplama sonucunda Kuruma hiç fark borcu çıkmasa (yani anında kesinleşse) bile, ilişiksizlik yazısının anında tanzim edilme garantisi yoktur. Memurun iş yoğunluğuna bağlı olarak belgenin yazılması ve işverene teslim edilmesi günler, bazen haftalar alabilmektedir. Yani her halükarda "kesinleşme" önce gerçekleşir, belgenin tanzimi ise Kurumun iç işleyişine bağlı olarak çok daha sonra hayat bulur.

İşte 9.19.4 numaralı bölümün yarattığı asıl adaletsizlik buradadır. İdare, kendi iş yükü, bürokratik hızı veya dosyaya yansıyan başkaca faktörler yüzünden belgenin basımını geciktirdiğinde, faturayı işverene kesmektedir. İşlem çoktan kesinleşmiş olmasına rağmen sadece "belge henüz basılıp verilmediği" için işveren yeni dönemin dezavantajlı kurallarına mahkûm edilmektedir.

Tüm bu teknik ve mantıksal çelişkilerin ötesinde, cevaplanması gereken en büyük soru şudur: Kısmi ilişiksizlik belgesinin usul ve esasları Yönetmelikte yer almamaktadır. Bu uygulama, son olarak 2024/7 sayılı Genelge ve 02.12.2024 tarihli Genel Yazı gibi idarenin kendi iç düzenlemeleriyle getirilip yürütülmüştür.

Mademki bu kural Yönetmelik değişikliğinden bağımsız, idarenin tamamen kendi inisiyatifiyle kurguladığı ve şimdi yine kendi inisiyatifiyle değiştirdiği bir uygulamadır; o hâlde bu değişikliğin milat tarihi neden 16.05.2026 (Yönetmelik tarihi) olmaktadır?

Hukukun temel mantığı gereği, idari bir işlemle değiştirilen kuralın geçiş miladının da o işlemi getiren Genelgenin kendi yürürlük tarihi (26.06.2026) olması gerekmez mi?

Milat tarihleri, takvim yapraklarından seçilen rastgele tarihler değildir. Her milat, dayandığı hukuki düzenleme kadar güçlüdür. Aksi hâlde tartışma, yalnızca bir tarih tartışması olmaktan çıkar; idarenin geçiş hukukunu hangi ölçütlerle kurduğu ve vatandaşın idari gecikmelere karşı nasıl korunacağı sorusuna dönüşür.

Belirtmek gerekir ki; 2026/16 sayılı Genelgeye yönelik değerlendirmelerimiz bu "milat" sorunuyla sınırlı kalmayacak. Zira metnin bütünü incelendiğinde; Yeniden ele alınmaya muhtaç daha pek çok gri alan bulunuyor. Uygulamada telafisi güç uyuşmazlıklara yol açma potansiyeli taşıyan bu başlıkları da sonraki yazılarımızda mercek altına almaya devam edeceğiz.