☰
✕

Yaşam Bütçeniz İdealleriniz için Yetecek mi?

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda bana bir soru soruldu.

“Yaşam bütçeniz idealleriniz için yetecek mi?”

Bir an durdum.

Soru kısa görünüyordu ama aslında çok derindi.

Çünkü bu soru, yalnızca “Ne kadar zamanınız kaldı?” diye sormuyordu.

Bana biraz da, “Hayatınızın bundan sonrasını neye ayıracaksınız?” diye soruyordu.

Yıllardır sivil toplum içinde gönüllülük yapıyor, sorumluluk üstleniyor, kurumların ve mesleklerin gelişimine katkı vermeye çalışıyorum.

Bu nedenle soru, ister istemez insanı kendi hayatına dönüp bakmaya davet ediyor.

Hayatımın ne kadarını ideallerime ayırdım?

Ve bundan sonra ne kadarını ayırabilirim?

Hepimizin bir yaşam bütçesi var

Maddi bütçemizi biliriz.

Gelirimizi, giderimizi, birikimimizi, yatırımımızı hesaplarız.

Ama bir de çoğu zaman hesaplamadığımız başka bir bütçemiz var: Yaşam bütçemiz.

Onun para birimi zaman…

Sermayesi bilgi ve deneyim…

Gücü emek…

Teminatı inanç…

Ve değeri, hayatımızdan geriye bırakacağımız iz.

Bu bütçe sınırsız değil.

Her gün biraz daha azalıyor.

Ama yaşam bütçesinin çok özel bir tarafı var:

Neye harcandığı, hayatımızın anlamını belirliyor.

Zamanımızı nereye veriyorsak, aslında hayatımızdan oraya bir pay ayırıyoruz.

Bir toplantıya…

Bir insana…

Bir gence…

Bir kuruma…

Bir mesleğe…

Bir ideale…

Her biri yaşam bütçemizden yapılan bir harcama.

Peki, benim cevabım ne?

Bana sorulan soruya bugün daha açık bir cevap verebilirim.

“Yeter mi bilmiyorum; ama yettiği kadarını değil, gerektiği kadarını vermeye hazırım.”

Çünkü insanın önünde ne kadar zaman kaldığını bilmesi mümkün değil.

Ama elindeki zamanı ne için kullanacağı konusunda bir tercihi var.

Benim için sivil toplum gönüllülüğü de yıllar içinde böyle bir tercih oldu.

Bir mesleğin gelişmesine katkı vermek…

Bir kurumun geleceğine yatırım yapmak…

Gençlere yol açmak…

Bilgiyi ve deneyimi paylaşmak…

Benden sonra geleceklerin daha güçlü bir zeminde yürümesine katkıda bulunmak…

Bunları hiçbir zaman yalnızca bir görev olarak görmedim.

Bunları, hayatın bana sunduğu anlam alanlarından biri olarak gördüm.

İdeallerin de bir bedeli vardır

İdeal sahibi olmak kolaydır.

Zor olan, idealiniz için yaşamınızdan bir pay ayırmaktır.

Çünkü her idealin bir bedeli vardır.

Zaman ister.

Emek ister.

Sabır ister.

Bazen konforunuzdan vazgeçmenizi ister.

Bazen kişisel çıkarlarınızın önüne ortak faydayı koymanızı ister.

Sivil toplum gönüllülüğü biraz da budur:

Karşılığını hemen almayacağınız bir geleceğe bugün yatırım yapmak.

Bazen alkışsız…

Bazen görünmeden…

Bazen sonucunu siz görmeden…

Ama inanarak.

Ve belki de tam burada Nâzım Hikmet’in dizeleri bize başka bir şey hatırlatır:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Tek başına bir hayat yaşamak başka; hayatımızı başkalarının hayatına, ortak bir ideale ve geleceğe adamak başka.

Liderlik, yaşam bütçesinden pay vermektir

Yıllar içinde şunu daha iyi anladım:

Liderlik yalnızca önde olmak değildir.

Bazen bir adım öne çıkmak…

Bazen bir adım geride durmak…

Bazen başkasının önünü açmak…

Bazen de sizden sonra geleceklerin yolunu aydınlatmaktır.

Özellikle gönüllülük alanında liderlik, bana göre biraz da şudur:

Kendi yaşam bütçenden başkalarının geleceğine pay ayırabilmek.

Bir mesleğin gelişmesi için zaman vermek…

Bir kurumun geleceği için emek vermek…

Gençlere yol göstermek…

Bir değerin yaşaması için sorumluluk almak…

Sizden sonra geleceklerin daha sağlam bir zeminde yürümesi için taşın altına elinizi koymak…

Bunların hepsi yaşam bütçesinden yapılan harcamalardır.

Ama burada güzel bir paradoks vardır:

Bazı harcamalar insanı eksiltmez, çoğaltır.

Bilginizi paylaşırsınız, bilgi çoğalır.

Deneyiminizi aktarırsınız, deneyim çoğalır.

Bir gence fırsat verirsiniz, umut çoğalır.

Bir kuruma katkı verirsiniz, kurumsal hafıza güçlenir.

Bir ideale sahip çıkarsınız, o ideal sizden sonra da yaşamaya devam eder.

Bazı değerler paylaşıldıkça büyür.

Yaşam bütçesi aynı zamanda bir öncelik bütçesidir

Hiçbirimizin zamanı sınırsız değil.

Her şeye yetişemeyiz.

Her sorunu çözemeyiz.

Her davanın parçası olamayız.

Bu nedenle insan hayatının belirli bir döneminde kendisine şu soruyu sormalı:

“Ben yaşam bütçemi neye harcamak istiyorum?”

Çünkü önceliklerimiz, yaşam bütçemizin harcama planıdır.

Neye zaman ayırıyorsak, ona değer veriyoruz.

Neye emek veriyorsak, onu büyütüyoruz.

Neyi geleceğe taşıyorsak, aslında ona inandığımızı söylüyoruz.

Bir gün bütçe kapanacak

Maddi bütçeler yeniden yapılabilir.

Kaybedilen para kazanılabilir.

Eksilen kaynak yerine konabilir.

Ama zaman farklıdır.

Harcanan bir gün geri gelmez.

Bir gün hepimizin yaşam bütçesi kapanacak.

O gün belki şu soruların cevabını arayacağız:

Ne kadar kazandım?

Ne kadar büyüdüm?

Ne kadar tanındım?

Ne kadar makam taşıdım?

Ama belki çok daha önemli sorular olacak:

Kimin hayatına dokundum?

Hangi gencin yolunu aydınlattım?

Hangi değerin yaşamasına katkı verdim?

Benden sonra kim daha iyi bir yerden başlayabildi?

Benden önce başlayan hangi emaneti daha ileri taşıdım?

İşte insanın gerçek bilançosu biraz da burada ortaya çıkıyor.

Çünkü hayat bir emanettir

Sivil toplum gönüllülüğünün bana göre en değerli taraflarından biri, insanın kendi hayatının ötesine yatırım yapmasıdır.

Bizden önce birileri vardı.

Onlar hayal kurdu.

Emek verdi.

Mücadele etti.

Bir şeyler inşa etti.

Ve bize bir emanet bıraktı.

Biz o emaneti aldık.

Üzerine kendi tuğlamızı koyduk.

Şimdi sıra, bizden sonra geleceklerde.

İşte burada liderliğin en anlamlı tarafı ortaya çıkıyor.

Emaneti sahiplenmek kadar, emaneti devretmeye hazır olmak.

Bir gün meşaleyi biz taşıyamayacağız.

Ama mesele meşalenin kimin elinde olduğu değil.

Işığın sönmemesi.

Yetmekten daha önemli bir şey var

Belki yaşam bütçemiz ideallerimizin tamamına yetmeyecek.

Çünkü insanın idealleri çoğu zaman ömründen daha büyüktür.

Ama mesele her şeyi tamamlamak değil.

Bayrağı bir sonraki kişiye biraz daha ileri taşıyabilmek.

Bizden önce yanan meşaleyi biraz daha ileri götürmek…

Bizden sonra geleceklerin yolunu biraz daha aydınlatmak…

Bir sonraki kuşağa “devam edin” diyebilecek bir zemin bırakmak…

Belki gerçek başarı budur.

Çünkü bazı idealler bir ömre sığmaz.

Ama bir ömür, o ideale atılmış anlamlı bir adıma dönüşebilir.

Ve şimdi…

Bana sorulan soruya bir kez daha dönüyorum:

“Yaşam bütçeniz idealleriniz için yetecek mi?”

Cevabım bugün daha net:

“Yeter mi bilmiyorum…
Ama yettiği kadarını değil,
gerektiği kadarını vermeye devam edeceğim.”

Çünkü hayatın uzunluğunu biz belirleyemeyiz.

Ama hayatımızın yönünü belirleyebiliriz.

Belki ömrümüz bütün ideallerimizi gerçekleştirmeye yetmeyecek.

Ama bizden önce yürüyenlerin açtığı yoldan ilerleyecek, bizden sonra geleceklerin yolunu aydınlatacak kadar zamanımız, cesaretimiz, inancımız ve yüreğimiz var.

Öyleyse bugün kendimize şunu söyleyelim:

Yetmek zorunda değiliz…
Vazgeçmemek zorundayız!

Çünkü biz bir yolun son yolcuları değiliz.

Bir emaneti geleceğe taşıyanlarız!

Ve unutmayalım:

Bir insanın ömrü bir ideali gerçekleştirmeye yetmeyebilir;
ama bir ideal, nice ömürleri anlamlı kılabilir.

Belki yaşam bütçesi, kaç günümüz kaldığının hesabı değildir.

Hangi güne anlam kattığımızdır.

Hangi insana umut olduğumuzdur.

Hangi gencin yoluna ışık tuttuğumuzdur.

Hangi değeri bizden sonrakilere emanet ettiğimizdir.

Ve bir gün perde kapanıp yaşam bütçemizin son satırı yazıldığında…

Geriye ne kadar harcadığımız değil, neye inandığımız, ne için yaşadığımız
ve bizden sonra neyin yaşamaya devam ettiği kalacaktır.

İşte o gün dileğim şudur:

Ömrümüz yetmiş mi, diye sorulmasın.
Ömrümüzden ne kattığımız hatırlansın.

Ve şimdi hep birlikte…

Bize düşen zamanı tüketmek değil, zamana iz bırakmak.
Bize düşen yalnızca bugünü yaşamak değil, yarını kurmak.
Bize düşen ışığı kendimizde tutmak değil, bizden sonrakilere taşımak!

Çünkü…

Ömür bizim.
İdeal bizim.
Sorumluluk bizim.
Gelecek bizim!

Ve yaşam bütçemizin yettiği kadar değil…

İdeallerimiz gerektirdiği kadar vermeye hazırız!

Yolumuz uzun olabilir.

Ama inancımız daha uzun.

Meşale elimizde.
Yol önümüzde.
Gelecek bizi bekliyor.