Türkiye Yüzyılı’na Yenilenmiş AK Parti İle Mi, Yeni Parti İle Mi Gireceğiz?

Bilirsiniz; Osmanlı'dan bu yana yönetimde sistem değişiklikleri Ordu da yapılan tasfiyeler ile gerçekleştirilmiştir. Süreç; 1826'da II. Mahmut'un Yeniçeri Ocağı'nı lağvettikten sonra 1839’da Tanzimat’ın ilan edilmesiyle başladı. Tarih yaprakları 1908 yılını gösterdiğinde İkinci Meşrutiyetinin tam olarak uygulanabilmesi ancak 31 Mart 1909’daki ayaklanmadan sonra, Alaylı subayların ve isyancı askerlerin tasfiyesi ile sağlanabildi. Cumhuriyet’in ilanından sonra gerçekleştirilen1924 Anayasasının getirdiği erkler birliği uygulaması ancak 27 Mayıs 1960 darbesine kadar sürdü. 27 Mayıs askeri darbesi aldığı kararlar ile üç yıl içinde 265 general, 7200 subay emekliye sevk edilerek tasfiye sürecini devam ettirdi. 1961 Anayasası ile erkler ayrımına dayalı yönetim sitemine yeniden geçilebildi.

15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sonraki süreçte polis operasyonlarında 216’sını general, 15 bin 182’sini subay, 38 bin 888’ini diğer görevlerdeki TSK personeli yakalandı. 15 Temmuz sonrası Dönemin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ifadesiyle 150’si general olmak üzere 24 bin 256 subay ve ast subay ihraç edildi. Son darbe girişimi siyasi sistemde köklü bir değişikliği beraberinde getirdi. 2017 yılındaki referandumdan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildi.

15 Temmuz FETÖ darbesi siyasi sistemimiz açısından önemli bir mihenk taşı olarak duruyor.

Sıradaki Gelsin… Moderatör Bahçeli…

15 Temmuz’dan bir yıl önce yaşananları aklınıza bir getirin. Benim eski yazılarımı okuyan, takip eden okurlarımız daha iyi görecek ki 7 Haziran 2015 seçimleri çok önemli sonuçlar doğurdu.

Çünkü bu seçimler tek başına iktidar olan AK Parti'nin uzun yıllardan sonra ilk kez tek başına olamayışını sağladı. Selahattin Demirtaş liderliğinde HDP, %13 oy alarak 80 milletvekili ile TBMM’de 3. Parti oldu. Bu sonuç HDP’nin koalisyon hükümetinde ortak olabilmesine imkan sağlayan bir durum haline geldi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu kendini parçalamasına, kaç kere istikşafi görüşme yapmasına rağmen ne CHP ile ne de MHP ile koalisyon hükümeti kuramadı. Anlaşılıyor ki kurdurulmadı…

7 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye'nin başına gelenleri yaşananların en önemli noktasında belirleyici aktörün Devlet Bahçeli'nin olduğunu görürsünüz. 7 Haziran seçimleri sonrası sürpriz erken seçim tarihini ilan eden de ve seçim sonrası siyasetin kılavuzluğunu yapan da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin isim babası da Devlet Bahçeli idi. Bu itibarla Bahçeli; devleti koruma, kollama, sistemi dönüştürme gücünü elinde tutan iradeydi. Tam da kadife eldivenli demir yumruk… Siyasi İslami geleneğin iktidar eliyle dünyevileştirilmesinde (seküleştirilmesinde) bu yönelimden sonra devletleştirilmesine (kimileri buna sağcılaşma, kutsal devlet partisi olma da diyorlar) şahit oluyoruz.

Cumhur İttifakı’nın temelleri bu dönemde Devlet Bahçeli’nin desteğiyle atıldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mıntıka temizliği yapılmış bir arazi üzerine kuruldu ki halen bu kurucu iradeyi Türkmen Bey’i olarak Devlet Bahçeli koruyor ve hattı genişletmesine çalışıyor.

Bir bakıma solun geleneksel devrimci ahlakının dirilme operasyonu olarak görenlerin tespiti de odur ki son aylarda CHP’de yaşanan dönüşüm bir devlet operasyonu olduğu kabul ediliyor. Bunun da en büyük göstergesi ise Devlet Bahçeli'nin yaptığı tahkimat. Moderatör Devlet Bahçeli; adaylığından bu yana Özgür Özel’i koruyor, kolluyor. Ve ne dediğine bakalım:

“Sayın Özel’in üzülmesini, siyasi şahsiyetinin gündelik tartışmalar arasında hırpalanmasını veya CHP – Yeni Parti kanadında süren hesaplaşmaların hedefi haline getirilmesini arzu etmeyiz.”

Özgür Özel’in mahkemeye taşınmış kurultayda CHP Genel Başkanı olur olmaz TBMM’de MHP Grup odasında Bahçeli ile yaptığı 45 dakikalık baş başa görüşmeyi bu yeni sürecin miladı olarak kabul edebiliriz. Bahçeli’nin Özgür Özel’i koruma ve kollama taahhüdü o görüşme ile başladı. Zaten kurultay öncesi aday konusunda tercihini de Özgür Özel’den yana yapmıştı. Yazmadan geçmeyeyim. Siyasette Özgür Özel’e yönelik başka bir kollama daha var: Manisa abisi Bülent Arınç… Hatırlarsınız ne diyordu:

"O benim kahramanım. Özgür Özel benim hukukumu korudu. Ben bunu unutmam."

Abi Arınç unutmadı. Koruma ve kollamaya devam ediyor.

Şimdi CHP’de Bir Dönüşüm Yaşanıyor

Tavanı gibi CHP tabanı da dönüşüyor. Aslında CHP, bir koalisyon partisidir. CHP'nin eski Türkiye’de de Yeni Türkiye'nin YENİ PARTİ’si olma konusunda da önemli kodları vardır. TÜRKİYE YÜZYILI vizyonunu ile oluşan Yeni Türkiye'nin kodları bir bakıma YENİ PARTİ’de gizli. CHP'nin mevcut yapısıyla, “altı ok” felsefesi, katı laikçilik, Kemalizm ilkesi ile merkezi hükümette yönetime gelme şansı kalmadığı ortaya çıktı. Cumhuriyet dönemi ulus inşasında CHP’nin tek parti yönetiminde uyguladığı politikalar ile toplumun hatırı sayılır bir kesiminde oluşturduğu travmatik bir durum ortaya çıkarmıştı.

Travmatik sonuçlardan etkilenen dindar/mütedeyyin kesimler gibi Kürtler ve Aleviler de var. Batılı ülkeler Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye'deki rejim değişikliğini desteklerken Kemalizm konusuna destek vermede çok da istekli olmadılar. CHP’nin yöneten elitinde Kemalizm bir baskı unsuru olarak, demokrasi üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durdu.

Şimdi YENİ PARTİ’nin kuruluş kodlarına baktığımız zaman; Kemalizm’e değil; Cumhuriyet-Mustafa Kemal Atatürk ile barışık, din ile barışık, tarih ile barışık ve sermaye ile barışık bir model olacağı öngörülebilir.

Kemalizm’in sahibi CHP tasfiye ediliyor. Yeni Türkiye'nin veya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesiyle “TÜRKİYE YÜZYILI”nın kuruluş felsefesinin ana dinamiğini YENİ PARTİ’nin omuzlayacağı planlanıyor.

Demokrat Parti geleneğinden başlayarak sağ ve muhafazakar siyasetin (mukaddesatçı, milliyetçi diye nitelendirdiğimiz iktidarlarının) üzerinde tepindiği Cumhuriyet’in CHP-Tek Parti yönetimindeki olumsuz uygulamaların dine ve dindarlara karşı mesafeli yapısının yeni dönemde YENİ PARTİ’de olmayacak gibi görünüyor.

Bu suretle YENİ PARTİ sağın elindeki en önemli argümanı almış olacak. Din ile dindar ile barışık bir siyasi model…

Dünyadaki Değişim ve Küresel Paralellikler

Dinle barışma modelini dünya siyasetinde soğuk savaş sonrası ilk ortaya koyan Rusya Devlet Başkanı Putin oldu. Putin, kendisinin ateist olmasına rağmen Rusya devletinin bekası için Ortodokslukla Slavizm’i birleştiren bir modeli ortaya koydu. Aynı şekilde baktığımız zaman Çin’de Devlet Başkanı Şi Cinping devletin dini olmaması rağmen Han milletinin geleceği için Konfüçyüsizmi din yerine ikame etme kararı alması çok önemlidir. Bu amaçla dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Çin’de Konfüçyüs merkezleri açtılar. Hindistan’da ise Modi iktidara geldikten sonra Putin ve Şi Cinping yolundan giderek Hint milliyetçiliği ve Hindüizmi içeren “Hindutva” modelini uygulamaya başladı. Doğu ülkelerindeki bu gelişmelerden sonra Batı’da dinin devlet ve toplum için ne kadar önemli olduğunun örneklerini görebiliriz. İspanya'da Başbakan Pedro Sanchez, İngiltere'de yeni Başbakan Andy Burnham’ın Amerika’da ise New York'un Müslüman belediye başkanı Mamdani’nin din ve dindarla barışık “demokratik sosyalizm”in uygulanmaya başladığı görülmektedir.

“Türkiye’de siyasi İslami Hareket’ten neşet bulmuş bir iktidar varken mi?”

diye başlayan cümleler ile soru soranlar olacaktır ki yapılan ve yapılmakta olan devlet eliyle terbiye edilerek yönlendirilecek CHP tabanının değişimden çok dönüşümünün sağlanmasıdır.

Bu haliyle; yeni modelde toplumsal dönüşümü TÜRKİYE YÜZYILI projesine uygun bir şekilde Cumhuriyet ile, dinle, sermayeyle, Mustafa Kemal'le barışık yeni bir siyaset anlayışı bir siyasi görev olarak YENİ PARTİ’nin omuzlarına mı yükleniyor.?

Soru net…

Şu konuyu tekrar etmekte fayda var. Türkiye'de CHP'nin tek parti zihniyetine, Kemalizm’e antipati duyan geniş bir toplumsal bir blok var. Bu zihniyetin sonuçları itibariyle birlikte yaşama kültürünü ciddi oranda zedelediği, hatta imha ettiğini savunanlar bile var. Buna karşı Kemalizm’in yanında duranların oranları ise siyasi etkinlik ve sosyo kültürel alanda giderek zayıflıyor. Yani laikçi, Kemalist bir nesil giderek kayboluyor. Yeni nesil bir miras gibi bu kodları sistemine sokmadığı gibi giderek uygulamıyor da. Bakarsanız “Mustafa Kemalin askerleriyiz” deniyor. “Kemalizmin askerleriyiz” diye slogan atanı duydunuz, gördünüz mü ?

Kemalizm’e Karşı Erdoğanizm !

Ancak Cumhuriyet'in ilanı ile beraber sürdürülen ayrışmanın yıllar sonra derinleştiği en önemli tarihi dönem ise Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminden sonra Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın icraatlarına karşı oluşan ve oluşturulan kutuplaşmadır.. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden sonra oluşan ve AK Parti'nin sağ iktidarı ayakta tutabilmek için sol ve CHP karşıtlığı üzerine kurduğu bu kutuplaşma iklimi, Erdoğan'a ve sisteme yönelik bir muhalefet şerhini de ortaya çıkarttı. Bunda siyasetçiler gibi bürokrasinin çok günahı var. O kadar Erdoğan’ı yaptıkları yanlış icraatlara karşı kalkan olarak kullandılar ki, Cumhurbaşkanından korkmasalar Kemalizm’in karşısına “Erdoğanizm”i ilan edeceklerdi. Allah’tan Erdoğan; alanını daraltmalarına karşın halen halkın içinde onlardan haber alma kanalları açık bir yönetim iradesini koruyor.

Eleştirilerin odağındaki partili cumhurbaşkanı modelinin TÜRKİYE YÜZYILI'na uygun olmadığı itirazından hareketle YENİ PARTİ modeli bu anlamda tahkim ediliyor.

Sokağa Çağrı Var !

Bir farkımız yok aslında. Yaşadıklarımız dünyada yaşananların bir parçası, yansıması.

Biraz açalım bu konuyu:

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırıdan sonra yeniden oluşturulan Ortadoğu merkezli Büyük Ortadoğu Projesi'nin ana oyuncularından biri AK Parti oldu. İslamcı bir iktidarın bölgede neler yapacağı ve onun üzerinden neler yapılması gerektiğine ilişkin 28 Şubat sonrası oluşturulan dip dalga, AK Parti'nin yıllarca tek başına iktidarını sağladı.

Şimdi YENİ PARTİ; AK Parti'nin 2002 yılında iktidara gelmesini sağlayan konjonktürün oluştuğuna inanıyor.. Burada puzzle tek eksik parçası ekonomik kriz karşısındaki halkın ortaya koyduğu makuliyet… O dönemde Bahçeli’nin içinde olduğu ANASOL-M koalisyon hükümetinin yaşattığı ekonomik krizler karşısında halkın oluşturduğu dip dalga, esnaf ve sanatkarın sokağa dökülmesi gibi sayılacak toplumsal muhalefet AK Parti iktidarını gelişini hızlandırmıştı. Bahçeli’nin sürpriz erken seçim kararı Ak Parti iktidar treninin kalkış düdüğü oldu. Şimdi Türkiye’nin her yerinde ABD’nin ve AB’nin diplomatları öncülüğünde yapılan zemin yoklamalarında “Erdoğan’a güveniyor musunuz?” sorusunun arkasından “Ekonomik krizle mücadele için ne yapılmalı? Ne yapılmalı?” soruları yöneltiliyor.

Anlaşılıyor ki ; YENİ PARTİ ile bu makuliyet, sokak itirazına dönüştürülmeye çalışılacak.

Yenilenmiş Ak Parti Modeli Mi Geliyor?

Peki yazdıklarımı okuduğunuzda aklımıza gelen en önemli soru şu değil mi ?

-AK Parti tasfiye mi ediliyor?

Şu hususu en başta tekrar edelim.

Erdoğan’ın seçmen üzerindeki hacmi, AK Parti'nin hitap ettiği çevresinden büyüktür.

14 Ağustos 2001'de kurulan AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümünde bu gelişmelere karşı ortaya koyacağı en önemli cevap; yenilenmiş bir AK Parti modelinin TÜRKİYE YÜZYILI vizyonuna göre şekillenmesi olmaz mı ? Hayaline şimdiye kadar hiç bir siyasetçinin ulaşamadığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu yapacak ve yapmaya muktedir.

En başta ondan istenen; Partili Cumhurbaşkanı modelinden vazgeçmesi… Seçilen Cumhurbaşkanının parti ile irtibatının kesilmesi. Yani Partisiz bir Cumhurbaşkanlığı YENİLENMİŞ AK PARTİ'nin bu anlamda atacağı en önemli adımlardan biridir.

Eğer toplumsal bir dip dalga görünüyorsa; AK Parti'nin kendi üzerine düşen hesabı görmesi ve gerektiğinde hesabı ödemeye ilişkin bir beyanı ortaya koyması gerekmez mi ?

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi modelinin partisiz bir cumhurbaşkanı modeline evrilmesi ve sistemin yapısal geleneği üzerinde yapılacak revizyonlar biçimsel değilse YENİLENMİŞ AK PARTİ'nin yol haritasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Ancak bu da yetmeyecektir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha Millî Görüş hareketlerinin içindeyken bile “yeni vitrin, yeni tezgahtar” sloganı ile ortaya koyduğu kadro hareketi, YENİLENMİŞ AK PARTİ vitrininde önemli değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. Muhalif kesimle kurduğu irtibat şekli, onun yeni dönemi gerçekleştirme şansını belirleyecektir.

Yaşanan bu siyasi gelişmelerden sonra Erdoğan hiç kimsenin yüzünün, gözünün hatırı için partisini ve iktidarını feda etmeyecektir. 14 Ağustos'ta gerçekleşecek 25. kuruluş yıl dönümünde Erdoğan'ın yeni sürprizler yapacağını bekliyorum. Eğer bu YENİLENMİŞ AK PARTİ modelini ıskalarsa yeni dönemin YENİ PARTİ ile şekilleneceğine ilişkin izlenimi ete kemiğe bürünerek hakim olacak ki seçmende de bu hakimiyet belirirse erken seçim kaçınılmaz olur.

Peki Dip Dalganın Lideri Özgür Özel mi?

Herkes sütre arkasında Ekrem İmamoğlu'nun verdiği suflelerle genel başkanlık yaptığını söylüyor. Ancak görünüyor ki, iş Ekrem İmamoğlu’nun boyunu aşmış durumda. Bakın, YENİ PARTİ’nin doğumu iki seçenek arasında gitti geldi. Ya prematüre doğacak ya da geç doğumla anne karnında ölecek. Ancak normal doğum oldu. YENİ PARTİ'nin politik olarak ebesi de Cumhur İttifakı…

YENİ PARTİ'nin üzerinde durması gereken soru şu:

Toplumsal dip dalganın önünde sele kapılmış gibi gitmek mi, yoksa bu sele yön verebilecek iradeyi ortaya koymak mı?

Cevabı hep beraber göreceğiz.

Bulunan rol modelin Özgür Özel oluşu, onun kamu önünde algı yönetimi ile liderlik profiline uygun hale getirilmesi; gittiği bayram namazları, cuma namazlarının ötesinde bir de cami şadırvanında mızraklı ilmihale uygun bir şekilde erkânıyla abdest alması gözlerden kaçmadı.

Farkında mısınız bilmiyorum…?

Özgür Özel’e New York Belediye Başkanı Mamdani, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İngiltere'de yeni Başbakan Andy Burnham karışımından bir liderlik modeli oluşturuluyor. Giyimi, kuşamı, mimikleri, konuşmaları…Türkiye sosyolojisine uygun Demokratik Sosyalizm’in Türkiye’deki lideri olabileceğine ilişkin beklenti oluşturuluyor.

Özgür Özel'in bu rol modeli ne kadar sürükleyeceği, ne kadar hayata geçireceği de beklenerek görülecek.

YENİ PARTİ'nin en büyük avantajı CHP gibi bagajlarının olmayışı. Çünkü, Kemalizm’i de tek parti döneminin olumsuz uygulamalarını da CHP’ye bıraktı.

Anlaşılıyor ki; YENİ PARTİ; yolsuzluk vagonunu da CHP’ye bıraktı. Yolsuzlukla suçlanan kimi belediye başkanlarının hâlâ cezaevinde bulunan yerel yöneticilerinin yolsuzluk vagonlarını da terk etti.

Kendisine gelen belediyelerin böyle bir operasyonun şu anda muhatabı olmaması, YENİ PARTİ'nin arınma sürecinde kendisinin aldığı “temiz kağıdına” benziyor temizliğe çıkartma veya siyasi parti değişikliği ile temiz kağıdı almasına benziyor.

Yeni Parti Vitrini de Yenilenecek ?

Kimse yeni partinin CHP zihniyetinin devamı olacağını bugüne kadar söylemedi, anladığım kadarıyla da söylemiyor da. Ancak bu hareketin, Özgür Özel liderliğindeki YENİ PARTİ hareketinin bir “huruç hareketi” olarak değerlendirilmesi halinde sonbaharda yapılacak kongrede vitrin süslemesi yapması, partinin tartışılan isimlerinin tasfiye edilmesi, kenara çekilmesi; bugüne kadar oy alamadığı toplumsal kesimleri vitrinine, yönetim kadrosuna getirilmesi tesadüf de olmayacaktır. Eğer bu olduğu zaman defolu isimlerden kurtulmuş YENİ PARTİ’nin yeni dönemde nasıl gelecek senaryosunun bir parçası olacağı ortaya çıkacaktır.

Deniz Baykal'ın 2002 yılında “İmam Hatipli gençle diskodaki genci buluşturma” projesi, “sabah namazından gelenlerle meyhaneden gelenlerin selamlaştığı bir Türkiye modeli”, kara çarşaflı kadınlara parti rozeti takılması Şeyh Edebali açılımıyla topluma sunulmuştu. O dönemde CHP'nin laikçi kesiminin diri ve partide etken olması Baykal'ın elini kolunu bağlamıştı.

2023 seçimlerinde bunun değişik versiyonunu toplumsal özür seremonisi ile topluma sunan Kılıçdaroğlu'ndan da altılı masa örgütlenmesi yanında dini cemaatler, sağdan gelen adaylarla işbirliği, onlara seçilme imkanı sunulmasına şahit olmuştuk. Üçüncü denemeyi Özgür Özel liderliğinde YENİ PARTİ’de göreceğiz.

Şimdi yeni süreçte Abdullah Gül’ün Saadet Partisi üzerinden örgütlediği “nefret siyaseti” ve Yeni Yol grubuyla inşaa edilen muhafazakar bloğun önünde önemli bir engel vardı. Bu nedenle Ahmet Davutoğlu’nun partisini kapatarak yaptığı tercih önemlidir.

Davutoğlu’nun 2015 yılında kamuoyu önünde dile getirdiği “Sayın Cumhurbaşkanı’nın hukuku, benim hukukumdur. Onun ailesi benim ailemdir.” taahhütü halen geçerlidir.

YENİLENMİŞ AK PARTİ; Gül’ün oluşturduğu yeni bloğu yanına çekerek ve dağıtmaz ise onlar için seçimlerde yeni adresin YENİ PARTİ’nin örgütleyeceği çatı olmadığı konusunda beni kimse ikna edemez.

Şimdi bütün olan bitenleri değerlendirdiğimizde AK Parti'nin YENİ PARTİ karşısında YENİLENMİŞ AK PARTİ olarak ortaya çıkması elzem gibi görünüyor.

Uzun bir analiz oldu değil mi ? Siz “Yeter gari” demeden bitirdik işte. Vesselam…