Tekzip ve uygulanması hakkında-I

Basın; gazete, dergi gibi yayınlar ile internet sitesi gibi yayın araçlarını, bu yayınların yayıncılarını ve tüm çalışanları kapsayacak kadar geniş bir anlam ihtiva eden bir kavramdır. Basın Hukuku ise, 5187 Sayılı Basın Kanunu'nun 1. Maddesinde belirtildiği üzere, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektedir. Her ne kadar günümüzde basın özgürlüğü, bu özgürlüğün kullanımını kısıtlayan düzenlemelerin gerisine itiliyor olsa da Basın Kanunu, Anayasa'nın 26. Maddesi 'Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti' ve 28. Maddesi 'Basın Hürriyeti' ile basın özgürlüğü ve bu özgürlüğü destekleyen ifade özgürlüğünün en önemli koruyucularıdır.

Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü erktir ve adeta diğer üç erkin denetlenmesi görevini üstlenmiştir. Bu denetim görevi ile ve basının insanlar üzerinde bıraktığı kamuoyu oluşturma etkisi sebebiyle, basının büyük bir güç oluşu artık herkes tarafından kabul görmüştür. Basının bu değeri, tekelleştirme ve baskılama yoluyla değersizleştirilerek bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Öte yandan ise bu kadar büyük bir gücün diğer tüm hak ve özgürlükler gibi sınırları da olmalıdır. Bu çelişki, şeref ve haysiyeti ihlal eden ya da gerçeğe aykırı olan yayınlar karşısında tekzip ya da erişimin engellenmesi talep edebilme hakkı ile dengelenmelidir.

TEKZİP HAKKININ TANIMI VE KULLANIMI:

Tekzip, kişinin, kendisi ile ilgili olan ancak şeref ve haysiyeti ihlal eden ya da gerçeğe aykırı olan yayınlar hakkında, cevap verebilmesidir. Kişiye, kendisi ile ilgili gündemde yer alan bir yanlışı, benzer sayıda ve benzer nitelikte okuyucu kitlesine ulaşarak, açıklama ve düzeltme imkanı tanıması açısından önemlidir.

Yargıtay Kararları ile sabit olduğu üzere, basın, açıklama, toplumu aydınlatma, eleştirme ve kamuoyu oluşturma görevlerini yerine getirirken, belli ölçülerde abartmayı ve hatta kışkırtmayı içerebilir. Ancak Anayasa'nın 32. Maddesinde belirtilen 'Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.' hükmü ve Basın Kanunu'nun bu hükmün uygulanma şeklini içeren 14. Maddesi ile sınır çizilmiştir.

Uygulamada ise 'kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması' ve 'gerçeğe aykırı olması' şartları ile belirlenen sınıra uyulmadığı için kimi zaman basın özgürlüğünün kısıtlandığı kimi zaman kişisel hakların ihlal edildiği durumlarla karşı karşıya gelinmektedir.

Yargıtay ise yerleşmiş kararlarında basının haber verme hakkını dört unsurla sınırlamıştır.

1. Haberin gerçekliği,
2. Haberin güncelliği
3. Haberin kamusal yarar sağlaması
4.Haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunması

Maddeleri basitçe incelemek gerekirse;

Haberin gerçekliği, kesin ve somut gerçeklik değil, görünür gerçekliktir. Yani haberin yazıldığı anda var olan mevcut durumu açıklayan haberler gerçeklik şartını sağlamaktadır.

Güncellik ise basit anlanma o an yaşanan günü değil, geçmişte yaşanmış olsa dahi yeniden gündeme gelen ya da gündeme gelmesi gereken konuları da kapsamaktadır. Bu şartın belki de tek istisnası unutulma hakkı kapsamında kalan konular olarak düşünülebilir.

Haberin kamusal yarar sağlaması beklenir. Toplumu bilgilendirmesi, farklı bakış açıları sunması ve aydınlatması. Ancak kamusal yarar şartını kimi zaman toplumsal ilgi şartı ile desteklemek gerekecektir. Zira özellikle magazinsel olarak nitelendirilen haberlerin topluma, burada belirtilen anlamı ile bir yarar sağlamaması, toplumun duyduğu ilginin karşılanması ile sağlanacaktır. Başka bir deyişle, yurt genelinde yapılan seçim sonuçlarını vermek ve yorumlamak kamusal yarar şartını sağlarken, bir ünlünün tatil yaptığı yer, toplumsal ilgi şartını sağlayacaktır. Her iki halde de haberlerin basın özgürlüğünden yararlanacağı şüphesizdir.

Konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık şartı ise, haberin gerçek bir konuyu anlatırken kullandığı üslup ve şeklin uygunluğunu ifade eder. Yani haber ile ilgisi olamayan bir nitelemenin ya da haberi görsel olarak desteklemeyen bir fotoğrafın kullanılmasını ifade eder.

Herhangi bir metnin haber niteliği taşıması için bu dört şartı bir arada barındırması gerekmektedir. Herhangi birinin ihlal edilmesi halinde ise haber basın özgürlüğünden yararlanamayacaktır.

BAŞVURU SÜRESİ VE USULÜ:

* Yayından zarar gören kişi, yayın tarihinden itibaren 2 ay içerisinde, yayının sorumlu müdürüne yazılı olarak başvurmalıdır. Uygulamada, bu başvurunun doğrudan dikkate alınmasına ve tekzip metninin yayınlanmasına çok sık rastlanmaması sebebiyle, başvurunun noter ihtarnamesi ile yapılması gerekir. Burada muhatabın, sorumlu müdür olarak gösterilmesi usulü bir kuraldır ve ileride Sulh Ceza Hakimliği'ne yapılacak başvurunun kaderinin belirleyici etkenlerinden birisi olacaktır.

* Tekzip istenen yazı ve nedenleri açıkça belirtilmelidir.

* Başvuruda hazırlanan, düzeltme ve cevap metni, suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan ve tekzibe konu yazıdan uzun olmayan bir metin olmalıdır. Eğer tekzibe konu yazı 20 satırdan az veya resim ya da karikatürse, düzeltme ve cevap metni 30 satırı geçemez.

* Kendisine cevap ve düzeltme metni ile başvurulmuş olan yayıncı, bu metni 3 gün içerisinde yayınlayabilir ancak yukarıda da değindiğim gibi, bu başvuru, yayıncı kişi ya da kurum tarafından dikkate alınmayacağı için, başvurudan (noter ihtarnamesinin tebliğinden) sonra geçen 3 günlük sürenin ardından 15 gün içerisinde, bulunduğu yer Sulh Ceza Hakimliği'ne başvurulması gerekir.

Sulh Ceza Hakimliği'ne yapılacak başvuruda da yine karşı taraf olarak sorumlu müdürün gösterilmesi şarttır. Aynı zamanda başvuru talebine, cevap ve düzeltme metni, ihtarname ve cevap ve düzeltme metninin yayınlanmadığı 3 günlük yayın örnekleri (ihtarnamenin tebliğden sonra metnin yayınlanması için, yayıncıya tanınan 3 günü ifade eder) eklenmelidir.

* Bu başvuru, Sulh Ceza Hakimliği'nce karşı tarafın savunması alınmaksızın, ivedi olarak incelenir ve karar verilir. Burada inceleme ve kararın belirli bir çerçevesi olduğunu söylemek oldukça zordur. Doğaldır ki her olay kendi başına değerlendirilmelidir ancak teoride, yayının kişilik haklarını ihlal edip etmediği hususu önem arz ederken, uygulamada Sulh Ceza Hakimliklerinin kendi içlerinde ve birbirleriyle çelişki ve çeşitlilik içeren kanaatleri önem arz etmektedir. Karara 7 gün içerisinde, sıralama olarak bir sonraki Sulh Ceza Hakimliği'ne sunulan dilekçe ile itiraz edilir ve bu karar kesindir.

* Eğer Sulh Ceza Hakimliğince tekzip metinin yayınlanmasına karar verilirse, yayıncı, 3 gün içerisinde tekzip metnine hiçbir ekleme veya düzeltme yapmaksızın, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.

* Sulh Ceza Hakimliği kararına rağmen, tekzip metninin yayınlanmaması ya da usule aykırı yayınlanması, sorumlu müdür ile onun bağlı olduğu yetkilinin cezai sorumluluğunu doğurur.