0

İşletmeler farklı gerekçelerle vergi planlaması yaparlar. Nitekim, bir işletme için kanuni sınırlar içinde daha az vergi ödemek, daha fazla kazanç anlamına gelir. Daha fazla kazanç ise işletmenin varlık nedenidir. Bu doğrultuda, işletmeler kanunun verdiği olanaklar ölçüsünde vergiye karşı pozisyon alırlar. Bu bağlamda tasfiye sürecine girmiş bir işletme de sürecin ana unsurlarından birisini oluşturan vergiye karşı doğru bir vergi planlaması yapmak durumundadır.

VERGİ PLANLAMASI

Devletler, her daim vergi gelirlerini artırma çabasında olurken, mükellefler de daha az vergi ödeme psikolojisi ile hareket ederler. Mükellefler kimi zaman Kanunlara aykırı kimi zaman da Kanunlarda yer alan bazı boşlukları fırsat bilerek en az düzeyde vergi ödeyecekleri yollara başvururlar. Gerek bireyler gerekse işletmeler daha fazla kamusal hizmetten yararlanmak ve aynı zamanda da daha az vergi ödemek amacıyla vergi planlaması yapmakta, özellikle işletmeler vergi planlamasına daha yatkın davranmaktadırlar .

İşletmeler açısından ise vergi planlaması mikro vergi planlamasını ifade ederken, bu açıdan işletme üzerinde oluşacak vergi yükünü en aza indirmek için mükelleflerin vergi kanunlarının kendilerine verdiği hakları en akılcı şekilde kullanarak vergi yüklerini azaltma çabaları olarak tanımlanmaktadır .

VERGİ PLANLAMASININ ÖNEMİ

İşletmelerin vergi yükümlülüklerini azaltması ve onlara daha az vergi ödeme olanağı sunması bakımından, vergi planlaması her işletme için büyük önem taşır. Bu nedenle vergi mükelleflerinin vergi Kanunlarında, vergiyi en aza düşürecek her türlü hüküm, olanak, araç ve benzeri uygulama ve durumları takip etmeleri, gelecek yılların faaliyetlerini ve üzerlerindeki vergi yükünü önceden hesaplamaları, vergiye dair planlar yapmaları ve vergi tasarrufuna yönelik haklarını kullanmaları gerekir.

TASFİYE SÜRECİNDE PLANLAMA

Tasfiyeye girmiş bir işletmenin süreç içinde vergi planlaması yapması ve vergiye ilişkin risklerini asgariye indirmesi beklenir. Bu bağlamda tasfiye halindeki bir işletme hesap dönemlerini kullanarak bir vergi planlaması yoluna gidebilir. Vergiyle alakalı işlemleri, mümkün olması durumunda farklı hesap dönemlerine kaydırarak işlem tesis edilebilir. Tabi bu durum ancak birden fazla yıl süren tasfiyeler için geçerli olabilecektir.

Tasfiye işlemlerinin incelenmesi sonucunda karşılaşılabilecek sorunlar, vergi incelemesinin sadece sermaye ortaklıkları için söz konusu olması girişimciler açısından etkili olur. Özellikle kısa vadeli amaçlara ulaşmak için kurulan ve amaç gerçekleştiğinde sona erdirilecek işletmeler açısından; vergi incelemesine muhatap olmamak için sermaye ortaklığı biçiminde kurulmak yerine şahıs ortaklığı biçiminde kurulmak yoluna gidilebilirler.

Mükellefiyet kayıtları terkin edilen mükelleflerden tasfiyesine, tasfiye kararı alan mükelleflerin sicil kayıtlarının, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren yeniden tesis edileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre, vergi dairesince mükellefiyet kaydı re'sen terkin edilen işletmeler eğer tasfiye kararı alırlarsa mükellefiyetleri sanki hiç terkin işlemi yapılmamış gibi ilk terkin tarihinden itibaren yeniden tesis edilir. Bunun anlamı ise, örneğin 2008 yılında vergi kaydı resen terkin edilen mükellef, 2012 yılında tasfiye kararı alırsa, tasfiye kararının tescilinden itibaren bütün beyannamelerini vermeye başlayacaktır. Diğer taraftan tasfiye sürecine girmiş bir şirket, zamanaşımı sürelerini dikkate alarak tasfiye dönemlerini de kullanmak suretiyle vergi planlamasına gidebilir. Birden fazla yıla yayılan tasfiye süreçlerinde, tasfiye dönemlerini kullanarak planlama yapmak daha kolay olmaktadır.

Tasfiye dönemi için de geçerli olabilecek diğer bir vergi planlama aracı da aflardan yararlanmaktır. Nitekim mali aflar tüm mükellefler için, özellikle Türkiye'de vergi planlamasında kullanılacak önemli bir araçtır.