Eskiden bir evde yeni bir eşya alınacağı zaman önce ihtiyaç olup olmadığı düşünülürdü. Bir şey bozulduğunda hemen yenisi alınmaz, tamir ettirilirdi. Çocuklara küçük yaşta para biriktirmek öğretilir, harçlığın bir kısmı gelecekte kullanılmak üzere kenara konulurdu. Bugün ise aynı cümleyi daha az duyuyoruz: “Şimdi alma, biraz daha bekleyelim.” Çünkü artık yalnızca tüketim alışkanlıklarımız değil, geleceğe bakışımız da değişti. Tasarruf, aslında parayı harcamamak değildir. Tasarruf, bugünün bütün imkânlarını tüketmeden yarına da bir pay bırakabilmektir. Bu nedenle tasarruf kültürü yalnızca ekonomik bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir hayat anlayışıdır.
Peki ne oldu da bu anlayış giderek zayıfladı? Bir tarafta ihtiyaçlarımız arttı. Diğer tarafta ihtiyaç ile istek arasındaki sınır bulanıklaştı. Reklamlar, sosyal medya ve sürekli değişen tüketim trendleri bize yalnızca neye sahip olmamız gerektiğini değil, nasıl yaşamamız gerektiğini de anlatıyor. Bir telefon henüz çalışırken yenisi çıkıyor. Bir otomobil henüz eskimeden yeni modeli piyasaya sürülüyor. Bir kıyafet daha eskimeden modası geçmiş kabul ediliyor. Ve insan, farkında olmadan sahip olduklarını yeterli görmemeye başlıyor. Eskiden “İşimizi görüyorsa yeter.” denilen birçok şey bugün “Daha iyisi varken neden bunu kullanalım?” anlayışına dönüşüyor. Buradaki asıl mesele tüketmek değil. Tüketim hayatın doğal bir parçasıdır. Asıl mesele, tüketimin ihtiyaçtan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşmesidir.
Çünkü insan sadece parasını harcamıyor. Zamanını da harcıyor. Enerjisini de harcıyor. Hatta bazen geleceğini de bugünün tüketimine ayırıyor. Kredi kartları ve kolay ulaşılabilen finansman imkânları bu durumu daha da görünür hale getiriyor. İnsan artık elinde olmayan parayı da bugünden harcayabiliyor. Böylece gelecekte kazanacağı gelir, bugünün ihtiyaçlarına ve isteklerine bağlanıyor. Bu noktada tasarruf kültürünün kaybolması sadece bireysel bir mesele olmaktan çıkıyor. Çünkü tasarruf edemeyen bireyin ekonomik olarak hareket alanı daralıyor. Beklenmedik bir masraf çıktığında borçlanmak zorunda kalabiliyor. Gelirin küçük bir bölümünü bile geleceğe ayıramayan insan, gelecekteki gelirini bugünden tüketmeye başlıyor.
Belki de asıl kaybettiğimiz şey para biriktirme alışkanlığından daha fazlası. Bekleyebilme kültürünü kaybediyoruz. Her şeyi hemen istiyoruz. Hemen sahip olmak, hemen tüketmek, hemen değiştirmek istiyoruz. Oysa tasarruf biraz da sabırdır. Bugün sahip olabileceğin bir şeyi yarına bırakabilmektir. Bir ihtiyacın ortaya çıkabileceğini düşünerek bugünkü imkânının tamamını tüketmemektir. Bu nedenle tasarruf kültürünü yeniden kazanmak yalnızca daha az harcamakla mümkün olmaz. Çocuklara paranın değerini öğretmek, ihtiyaç ile isteği ayırabilmek ve geleceği bugünden düşünmek gerekir. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en önemli ekonomik miras, büyük bir servetten önce şu alışkanlıktır: Kazandığının tamamını tüketme. Çünkü tasarruf yalnızca cebimizde kalan para değildir. Tasarruf, geleceğe duyduğumuz güvendir. Bugünden yarına bırakılan küçük bir paydır. Ve belki de günümüzde en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla tüketmek değil; sahip olduklarımızla yetinebilmeyi yeniden öğrenmektir. Çünkü insanın zenginliği, yalnızca ne kadar kazandığıyla değil, kazandığının ne kadarını geleceğe taşıyabildiğiyle de ölçülür.