Siyasal Bütünleşmede Kadın Partisi

0

Nüfusumuzun yarısının kadın olmasına karşın, kadınlarımız, siyasal örgütlenmede ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeterli sayıda (yarı yarıya) temsil edilmemektedir. Demokrasimizin bir eksikliği olan bu durum, bir “KADIN PARTİSİ”nin kurulmasına neden olmuştur. Çünkü Atatürk’ün de belirttiği gibi, “Kadınların siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir neden yoktur. Siyasal ve toplumsal hakların, kadın tarafından kullanılmasının insanlığın mutluluğu ve saygınlığı açısından çok gerekli olduğudur.”

21. yy, kültür, sanat, bilim ve sosyal gelişme çağıdır. Teknolojinin gelişerek hızla yayıldığı bu çağda, insanlarımız, düşünce zenginliğinde de bu gelişmeyi edinmelidirler. İnsanlık kavramının temelinde kadın ve erkek diye iki varlık olduğu gerçeği ne yazık ki göz ardı edilmektedir. En küçük toplum olan aileden başlayarak toplumun her kesiminde kadın ve erkek bütünselliğinin gerekliliği kaçınılmazdır. Aslında tüm canlılarda da bu gereksinim görülmektedir.

Erkeğin baskın, güçlü ve otoriter davranışı; kadınlar üzerinde istenmez olumsuzluklara neden olmaktadır. Bu tür davranışlar, aile birlikteliklerinin sarsılmasına, çocukların yetişme ve gelişmelerinde psikolojik nedenlere yol açmaktadır. Aile içinde en önemli kavram, bilinçli davranış ve “ben” yerine “biz” kavramının kullanılması olmalıdır. Çekirdek aileyi oluşturan “anne, baba ve çocuk” bütünselliği, sevgi, saygı ve huzurla gerçekleşmelidir.

Toplumsal yaşamın her evresinde; siyasal, sosyal ve kültürel etkinliklerdeki çalışmalarda kadın ve erkek ayrımsız olarak yer almalıdır. Erkeğin güçlü bir motif olarak düşünülmesi ve kadının toplumsal ve siyasal, yönetsel içerikli çalışmalardan dışlanması, bir Ortaçağ düşünce tarzıdır.  Ünlü düşünür Eflatun diyor ki: “Devletin yönetiminde kadının kadın olduğu için, erkeğin erkek olduğu için daha iyi yapacağı iş yoktur. Yaradılıştan her iki cinste de aynı güçler vardır. Kadın, erkek gibi bütün işleri görebilir.” Tüm insanlık, bu aksak, eksik ve yanlış düşünce için savaşım vermiştir. Toplumun birçok evresinde ve uygarlıkların gelişmesinde kadınların da erkekler kadar emekleri, çabaları ve direnişlerinin olduğu bilinmektedir. Unutulmamalıdır ki uygarlık, bütünsel yapının başarısıdır. Bu bütünsel yapının hamuru, kadın ve erkek birlikteliği ile yoğrulmuştur. Uygarlıklar tarihinin gerçekleşmesinde kadın ve erkek birlikteliğinin başarısı vardır. Yine unutulmamalıdır ki Atatürk’ün belirttiği gibi, "Dünya üzerinde gördüğümüz her şey, kadının eserdir

Çağlar evrimleri; evrimler yenileşme ve gelişmeleri; yenileşme ve gelişmeler de uygarlıkları yaratmaktadır. Tüm bu yeni oluşumlar, insan kavramının bütünlüğü içinde yer almaktadır. Din, mezhep, töre gibi nedenlerle kadına yönelik ayrımcılık, baskı, şiddet, cinayet, taciz gibi istenmezliklerle dolu olan eylemler, 21. Yüzyılın bilim çağını gölgelemektedir.

Tüm bu olumsuzlukların temelinde eğitimsizlik vardır. Eğitimin bireye kazandırdığı en önemli olgu, bilinçlenmektir. Günümüzde ülkemizde ve dünyanın geri kalmış birçok yerinde kadına yönelik bu tür davranış bozuklukları ve ayrımcılık, toplumsal geriliği tetiklemektedir. Kadınların giyim kuşamları, davranış biçimleri, bedenlerini kullanmaları, süslenmeleri, oturuş ve kalkışları, gülüşmeleri, eğitimleri ve tüm sosyal içerikli biçimselliklerine dil uzatılması; içinde bulunduğumuz siyasal düzeyi anlatmaya yeterlidir.

Kadına tepeden bakmak, onu bir araç gereç gibi düşünmek yerine; bilimde, kültürde, sanatta, düşüncede ve siyasette etkin biçimde yer almasını sağlamak gerekmektedir. Ailenin, toplumun ve ülkenin oluşmasının temeli, kadın ve erkek birlikteliğiyle sağlandığına göre, sosyal ve özellikle siyasal alanda da kadına hak ettiği değer ve yer verilmelidir. Mısırlı bir düşünür, insanlığı bir kartala benzetir,  kartalın bir kanadını erkek, diğerini kadın olarak görür ve: “Kanatlardan biri kırılır, incinir, örselenirse kartal uçamaz.” der.

Bütün bu anlatım ve örneklemelerden yola çıkıldığında, kadınların beklenti içinde oldukları hakça, eşitçe ve özgürce yaşamın gerçekleşebilmesi için bir “KADIN SİYASİ PARTİSİ” nin kurulmasının yerindeliğine ne denilebilir ki? 1930-1934 yılları arasında büyük Önder, Mustafa Kemal Atatürk’çe kadınlara tanınan toplumsal, çalışma ve siyasal, yönetsel haklar, yasal düzenlemelerde yer alıyorsa da uygulamada gerçeğe dönüşmediği açıkça görülmektedir. Kadınlarımız, uygar bir ulus, hakça, eşitçe bölüşüm, onurlu ve huzurlu bir yaşam için yola çıkıyorlarsa; Kadıköylü KADIN PARTİSİ kurucularını gönülden kutlamak ödevimizdir. Kadın Partisi’nin amacına ulaşması ve çıktığı yolda başarılı olması, ulusal gelişkinliğimize ve demokrasimize önemli bir ivme kazandıracaktır.