Sivil toplum kuruluşları, toplumdan sağladığı kaynaklardan yarattığı katma değeri, amacı için topluma geri veren, sosyal fayda sağlayan kurumlardır.
Bu nedenle, sivil toplum kuruluşları, yalnızca proje üreten yapılar değil; toplumsal güvenin emanet edildiği kurumlar olup, sivil toplum kuruluşlarında kurumsal yönetim bir tercih değil, zorunluluktur.
STK’ların yarattığı katma değer, kullandıkları kaynağın büyüklüğüyle değil; bu kaynağı ne kadar doğru, adil ve amaca uygun kullandıklarıyla ölçülür.
Bağış, gönüllülük, zaman ve itibar…
Tüm bu unsurlar, toplumun STK’ya duyduğu güvenin somut göstergeleridir.
Güven ise ancak sağlam bir kurumsal yönetim anlayışıyla sürdürülebilir.
Kurumsallaşmanın merkezinde, yönetim organlarının niteliği yer alır. STK’larda yöneticilik; bir statü, unvan ya da güç alanı değil, kuruma güç katan, güçlendiren bir sorumluluktur.
Yönetim kurulları; zamanını, bilgi ve deneyim birikimini, becerilerini özverili ve gönüllü bir adanmışlıkla paylaşmaya hazır kişilerden oluşmalıdır.
Bu katkı, maddi karşılıkla ölçülemez; çünkü sivil toplumda gerçek değer, insanın kendi birikimini toplum yararına sunabilmesidir.
STK’lara liderlik edecek kişiler, kişisel çıkar gözetmeksizin, karşılıksız hizmet vermeyi ilke edinmiş olmalıdır.
Bu anlayış, “aklının zekâtını vermek” olarak tanımlanabilecek bir bilinç düzeyini ifade eder.
Bilgi, deneyim ve sezgi; paylaşıldıkça çoğalan, saklandıkça yoksullaşan değerlerdir. Sivil toplum liderliği, tam da bu paylaşım ahlakı üzerine inşa edilir.
Ancak iyi niyet tek başına yeterli değildir. STK’larda şeffaf ve hesap verebilir bir kurumsal yapı, kurumsal devamlılığın en güçlü güvencesidir. Karar alma süreçlerinin açık olması, mali kaynakların izlenebilirliği, yetki ve sorumlulukların net tanımlanması; sadece yöneticileri değil, kurumu da korur.
Hukukun gereklerine ve kurumun amaçlarına azami dikkat ve özen gösteren, kural dışı eylemlere bilerek ve isteyerek taraf olmayan bir yönetim anlayışı; sivil toplumun ahlaki zeminini güçlendirir.
Bu anlayışın yokluğunda, en iyi niyetli STK’lar bile itibar kaybı riskiyle karşı karşıya kalır. Oysa itibar, sivil toplumun en kırılgan ama en değerli sermayesidir. Bir kez zedelendiğinde, yıllar süren emekle bile onarılması zorlaşır. Bu nedenle kurumsal yönetim, yalnızca mevzuata uyum değil; aynı zamanda etik bir duruş meselesidir.
Sonuç olarak, sivil toplum kuruluşlarında kurumsal yönetim; topluma verilen bir sözün tutulmasıdır.
Bu söz, kaynakları doğru kullanma, hesap verme, amacı aşındırmama ve gelecek kuşaklara güvenilir kurumlar bırakma sözüdür.
Şeffaflık ve hesap verebilirlik ise bu sözün teminatıdır.
Çünkü güçlü STK’lar, sadece yaptıkları işlerle değil; nasıl yönetildikleriyle de topluma örnek olurlar.