Sanatın Dalları Ayrıdır Dokunduğu Yer Aynıdır

Bazen bir şiir okursunuz ve yalnızca şiiri okumakla kalmazsınız; sizi başka düşüncelere götürür.

Geçtiğimiz günlerde OR7 Seti’nde karşıma çıkan bir şiiri okuduğumda benim için de öyle oldu.

Şiir beni düşündürdü, etkiledi. Birkaç kez daha okudum. Şiirin bende bıraktığı duygudan yola çıkarak Sanatın farklı dallarını ve aslında onları birbirine bağlayan görünmeyen bağı düşünmeye başladım.

Bu şiir, beni bu yazıyı yazmaya götüren bir kıvılcım oldu.

Bilinmeyenden korkarım

Pek bilmek de istemem.

Bilginin ağırlığından ürker,

Hiçliğin ortasında kalırım.

Bazen hareket edemem,

Öylece boşlukta tutsak,

Unuturum var oluş sebebimi.

Ben Sanatın tiyatro dalında oyunculuk alanında yıllarını geçirmiş biriyim. Şiirin tekniğini anlatacak kişi olduğumu iddia etmiyorum. Ama Sanatın bir dalında yıllarını geçirmiş biri olarak başka bir Sanat dalının insana nasıl dokunduğunu ifade edebilirim.

Sanatın dalları ayrıdır, dokunduğu yer aynıdır.

Duygu sahnede yaşanabilir, bir tuvale taşınabilir, bir notada duyulabilir.

Sanat duyguyu yaşatır. Ama sanatın ruhu, görünen değil hissedilen taraftadır.

Belki de bütün Sanat dallarının buluştuğu yer tam da burasıdır: İnsan ruhunda bıraktığı o görünmez iz…

Resim başka, müzik başka, tiyatro başka, şiir başka ama hepsinin dokunduğu yer aynı; insanın ruhu.

Bir tablo karşısında neden bazen dakikalarca dururuz?

Bir müzik neden hiç yaşamadığımız bir anıyı hatırlatır?

Bir şiirin tek bir dizesi neden günlerce aklımızdan çıkmaz?

Bir sahne neden yıllar sonra bile hatırlanır?

Belki bu soruların cevapları Sanatın bize yalnızca gördüğümüzü, ya da duyduğumuzu vermemesinde saklıdır. Belki de Sanatın, ruhunun görünen değil, hissedilen tarafta olmasında saklıdır.

Bazen Sanat biz farkında olmadan içimizde bir yere dokunur. Ben bunun ne demek olduğunu yıllardır sahnede, alkışın başladığı o anlarda hissediyorum.

Alkış başladığında çok mutlu oluyorum. Şımarıyorum da biraz, yalan söylemeyeyim. Çünkü o alkış bana yaptığım işin karşılığını aldığımı hissettiriyor. Ama aslında beni mutlu eden yalnızca alkışın sesi değil. O ses bana “Demek ki bir yerlere dokunabildim” diyor.

Alkış bittiğinde, perde kapanıyor ve perde kapanıp kulise geçtiğimde ise…

“Perde kapandığında ise aynı ilgiyi karşılamakta zorlanıyorum. Seyircinin karşıma geçip “Ne kadar güzel oynadınız” demesinden utanıyorum. Başımı öne eğiyorum. Belki garip gelecek ama sahnede görünmekten korkmam, perde kapandıktan sonra kendimi öne çıkarmaktan utanırım."

Belki de Sanatın en güzel tarafı burada başlıyor.

Sanatçı eserini ortaya koyuyor; sonra o eser seyircinin, okurun, dinleyenin dünyasına giriyor ve orada başka bir hayat buluyor.

Sanatçı kendini değil, Sanatını insanın karşısına koyuyor.

Sonra eser seyircinin ruhuna değiyor.

Sanatçı eserini ortaya koyar; ama eserin insanda bırakacağı izi sanatçı belirleyemez.

Bir dahaki yazıma kadar, Sevgiyle Kalın.