0

Türkiye'de siyasi reklamcılık epeyce bir gelişme gösterdi. Bu süreçte siyasi iletişim de ivme kazandı; siyasi iletişim kanalları çoğaldı.

Ancak siyasi iletişimin niteliği yeterince gelişme gösteremedi.

Aslında bu son cümlenin çok açık uçlu bir cümle olduğunun farkındayım. Siyasi iletişimin niteliğini çok farklı açılardan değerlendirmek mümkün. Örneğin iletişim dili olarak bakarsak , özellikle seçim zamanlarında siyasetin kullandığı dilin yorucu ve yıpratıcı hale geldiğini biliyoruz. Ama kast ettiğim bu değil.

Siyasetin iktisadı konuşuş biçiminden bahsediyorum. Buradaki nitelik düşüklüğünden bahsediyorum

Siyasi partiler farklı alanlardaki reform ihtiyaçlarını her fırsatta dile getiriyorlar ama bu reformların yaratacağı maliyetlerden neredeyse hiç söz etmiyorlar. Reformların yaratacağı maliyetlerin topluma açık ve anlaşılır biçimde izah edilmemesini bu nitelik düşüklüğünün en önemli göstergesi olarak görüyorum.

Reformların sadece faydalarından bahsedilmesi; kısa dönem- uzun dönem perspektifi ile yaratacağı maliyetlerin dile getirilmemesi reform kelimesinin her geçen gün biraz daha itibar kaybetmesine yol açıyor. Reform kelimesi sihirli bir kelime olarak her türlü soruya cevap vermenin aracı olmanın ötesine geçmiyor.

Örneğin, Türkiye'nin orta gelir tuzağı ile yüz yüze olduğunu bunun da aslında orta teknolojiye saplanıp kalma sorunundan kaynaklandığı konusunda tüm siyasi partiler hem fikir durumda . Ve çözüm olarak her siyasi parti eğitim reformunun gerekliliğinden bahsediyor.

Son derece doğru bir tespit.

Son derece doğru bir tespit ama eğitim reformu uzun vadede sonuç verecek olan bir reform. Bunun anlamı şudur. Bugünle yarın arasındaki tercihinizi değiştirmek zorundasınız. On yıl sonra sonuç verecek bir reform için bugünden kaynak ayırmak zorundasınız.

Peki bu kaynakları nereden bulacağız? Dış kaynak kullanabiliriz. Ancak bugünkü dünya konjonktüründe dış kaynak kullanma imkanları giderek daralıyor. Öyleyse iç kaynaklara müracaat etmek zorundayız. Peki kısa dönemde iç kaynağı nasıl yaratacağız? Sorunun kilit noktası burada. Büyüme oranının önemli ölçüde potansiyel büyüme oranının altına düştüğü bir dönemde bu iç kaynak tahsisini nasıl sağlayacağız?

Bu mümkün değil demiyorum. Sadece söylediğim şu : Böyle bir iç kaynak tahsisi değişikliği ekonomide bazı kesimler için maliyet yaratacaktır. Bu maliyetlere hangi toplum kesimlerinin ne ölçüde katlanacağını belirleyecek olacak siyaset kurumudur. Bu haliyle bakıldığında şunu söylememiz gerekiyor. Eğer siyasi partiler farklı toplumsal tercihlere karşılık geliyorsa; farklı toplumsal tercihleri temsil ediyorsa bunun doğal bir sonucu olarak ekonomik tercihleri de farklı olmalıdır. Bu çerçevede siyasi partilerin 'ortaya çıkacak maliyete kim hangi kesimler katlanacak?' sorusuna vereceği cevaplar da farklı olmalıdır.

Ama biz bu farkı göremiyoruz…….

Bazen şu tür argümanlar duyuyoruz.

'Türkiye'de israfı önleyeceğiz. İsrafın önlenmesiyle ortaya çıkacak olan kaynakları bu reformları yapmakta kullanacağız '

Bu cümle israfın hemen önlenebileceği varsayımına dayanıyor. Buna katılmıyorum. Çünkü bir alanda ortaya çıkan israfın başka alanlarda ortaya çıkan israftan bağımsız olmadığını düşünüyorum. İsrafın bir verimsizlik kaynağı olarak zaman içinde oluştuğunu, giderek yapının kendisi haline geldiğini ; kendi kurumlarını yaratarak ekonomide kök saldığını düşünüyorum. Bu anlamda israfı önleriz buradan gelen kaynaklarla reformları yaparız dediğinizde israf olan kaynakların hemen mobilize edileceğini varsayıyorsunuz demektir. Oysa ki böyle değil. israfı önlemenin kendisi ciddi bir reform gündemini, ciddi bir kaynak dağılımı değişikliğini gerektiriyor.

Örneğin kayıt dışılık Türkiye'de verimsizliğin, israfın en önemli kaynaklarından birisi durumunda. Bu anlamda 'israfı önleyeceğiz' dediğinizde kayıt dışı ekonomiyle mücadele edeceğiz demiş oluyorsunuz . Kayıt dışı ekonomi ile mücadele ise yeni bir reform gündemini (vergi reformu) önünüze getirecektir.

Değim yerindeyse reform yapmadan reform yapmak mümkün değil.

Bütün bunlar toplum olarak ciddi maliyetlere katlanmamızı, ciddi bedeller ödememizi gerektiriyor.

Reform yapmadan reform yapılamayacağını topluma anlatma görevi siyasi partilerin belki de en önemli görevidir.