Ön Kabuller Olmasaydı...

0

Sayın Mahfi Eğilmez analitik düşünme ile ilgili ard arda iki yazı kaleme aldı(1). ilgiyle okudum. Anlama çabasına girişerek bazı değerlendirmeler yapma ihtiyacı duydum. Sayın Eğilmez yazılarında "ön kabulleri" analitik düşünmenin önündeki en önemli engel olarak görüyor. Analitik düşünceyi geliştirme konusunda polisiye roman okumayı öneriyor. Ve bir iktisatçının iktisadi meseleleri incelerken "olay yeri inceleme" titizliği içinde hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.

Bir anlama çabası olarak şunları söylemek isterim: Hayatın her alanı, ön kabullere dayanır. Esas itibarıyla ön kabuller hayatta işlem maliyetini azaltmakta, hayata tutunmamızı sağlamakta; hayatı anlamak için imkanlar sunmakta ve yaşamımızda belli düzenlilikler yaratmayı mümkün kılmaktadır. Belki de birbiriyle ilişkili üç kavramın (ön yargı, ön kabul ve varsayım) kesişim kümesinde bilgi yetersizliği sorunu var. Bilgi edinmek maliyetli olduğu için; ya da bir çok zaman mümkün olmadığı için ön kabullere varsayımlara başvururuz. Hatta ön yargılarla hareket ederiz. Belki de bireysel düzeyde kendimize dikkatli bir gözle baksak hayata ilişkin varsayımlarımız ön kabullerimizi ön yargılarımızı kolay kolay değiştiremediğimizi görürüz. Bilgi edinmenin maliyetli olması buradaki en önemli sorundur. İkinci sorun da davranışları değiştirmenin yaratacağı maliyettir. Yani ön kabullerimizi varsayımlarımızı ya da önyargılarımızı değiştirdiğimizde ya da onların bir kısmını bile terk ettiğimizde davranışlarımızı değiştirmemiz gerekir. Davranış değişikliği, faydası maliyetini aşmadığı sürece, herkesin yapabildiği bir şey değildir. Başka türlü söylersek, alışkanlıklarımızla ilgili olduğu için ve bu anlamda rahatımızı bozmayı gerektirdiği için maliyetini çoğu zaman faydasından daha büyük görürüz. Ve zaten bireysel düzeydeki bu reflekslerimizin toplum hayatını felç etmemesi için tüm toplumun tabi olacağı kuralları koyarız. Ama unutmayalım ki toplumsal düzeyde koyduğumuz kurallar da belli ön kabullere dayanır.

Ön kabul meselesini iktisada getirecek olursak, ön kabullerimiz daha iktisadı öğretme tarzımızda başlıyor. Birinci sınıftan itibaren öğrencilerimize iktisat öğretmek için onları gerçek dünyadan kopartıp karşılaştırmalı statik analizin nerdeyse çizgi film tadındaki dünyasına sokmuyor muyuz? Tarihsel zamanı bir kenara koyup, onları mekanik zaman anlayışının büyülü dünyasına davet etmiyor muyuz? Bu bir ön kabul değil mi? Evet bu bir ön kabul ve çok daha önemli olmak üzere genel kabul gören bir ön kabul. Yani iktisadın bu şekilde anlatımı genel kabul gördüğü için böyle anlatıyoruz. Bireysel olarak bu ön kabulün dışına çıkıp iktisada giriş dersini tek bir matematiksel ifadeye yada tek bir grafiğe yer vermeden anlatabilirsiniz. Hatta hiçbir grafik yada matematiksel gösterimin olmadığı bir iktisada giriş kitabı yazabilirsiniz. Daha da ötesinde bilimde metafor kullanımı doğrumu dur değil midir tartışmasına girmeden metaforlara dayanan bir iktisat kitabı yazabilirsiniz. Bunun önünde bir engel yok ama metaforlara dayanan bir iktisat kitabı yazarsanız bugünün genel kabul gören bilim anlayışı çerçevesinde bilimsel davranmamakla itham edilirsiniz.

İktisadı öğretme tarzımızın bazı ön kabullere dayanması gibi, öğrencilerimize öğretmeye çalıştığımız her bir teori de ön kabullere, varsayımlara dayanır. Örneğin Karl Marx'ın teorisi "tarihin yönü vardır" ön kabulüne dayanıyor. Bu ön kabulü Kapital'den çekip çıkarırsanız geriye çok az şey kalır. Ya da "kapitalizm doğası gereği istikrarlıdır" ön kabulünü Monetarist teoriden çekip alırsanız M.Friedman'ın politika önerilerinin zeminini yok etmiş olursunuz.

Öğrettiğimiz teoriler belli ön kabullere dayandığı gibi, o teorilerin öngördüğü nedensellik ilişkilerinin gerçek dünya verileri ile sınamasını yaparken kullandığımız teknikler de (örn. ekonometrik teknikler), belli varsayımlara/ön kabullere dayanır.

Neticede iktisadın dünyası baştan sona ön kabuller dünyasıdır.

Bu bağlamda Sayın Eğilmez'in tespitlerinden birisine bakalım. Sayın Eğilmez şunları yazıyor:

"Ön kabuller, inançlar, değer yargıları insanı analitik düşünmeden uzaklaştırır. Eğer bir iktisatçı, bir konu hakkında önceden bazı kabullere ulaşmışsa onlardan kurtulması şarttır. Aksi halde ulaştığı sonuca değil ulaşmak istediği sonuca doğru ilerler. Bu da onu yanlış sonuçlara götürür. Klasik iktisatçılar ekonomik yapıyı analiz ederlerken 'piyasa sistemi en iyi çözümdür, piyasa sisteminde hata olmaz' ön kabulüyle işe giriştikleri için 1929 krizini açıklayamamış ve çözüm getirememişlerdir. Keynes, bu ön kabulden sıyrılarak konuya bakmayı başardığı için piyasa sisteminin sorun yaratabileceğini görmüş ve çözümü bulmuştur."

Buradaki her bir cümleye karşı çıkmak için çok sayıda nedenim var. İmkan olsa bunları sayın Eğilmez ile yüz yüze tartışmak isterim.

Ben sayın Eğilmez'in düşünme biçimini kullanarak şöyle bir cümle kursam ve desem ki "Aristo fiziği dünyanın merkezde olduğu ön kabulüne dayanıyordu. Bir ön kabule dayandığı için analitik düşünme biçimine uygun değildi. Kopernic güneşi merkeze koyan bir güneş sistemi modelini geliştirdi ve çözümü buldu." Böyle bir cümlenin her şeyine itiraz edersiniz, ve bu haklı bir itiraz olur.

Ön kabul olmadan bilim olmaz. Bilimsel gelişme esas itibarıyla eski ön kabullerin reddedilmesi ve yeni ön kabullerin benimsenmesidir. Bu anlamda bilimsellik, çoğunluk tarafından benimsenen ön kabullere göre şekillenen bir anlama gayretidir. Böyledir, çünkü akıl sınırlıdır. Akıl kendi sınırını aşmayı başardığında başka bir sınırla karşılaşır. Şunu söylemek istiyorum. Örneğin, kriz dönemleri paradigma değişimine yol açabilir. Yeni paradigmanın şemsiyesi altında olguları/olayları açıklamaya yönelik yeni teoriler ortaya çıkar. Ancak, o teoriler de yine belli ön kabullerle dünyaya bakar.

Haftaya devam edeceğim. Sherlock Holmes ve "olay yeri incelemeyle" ilgili düşüncelerimi paylaşacağım.


(1) 2 ve 4 Ağustos 2015 tarihlerinde yazılan bu yazılar http://www.mahfiegilmez.com/ adlı web sayfasında yer alıyor.