0
1 Kasım'da yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından siyasi tabloda oluşan netleşme, seçim öncesi yoğun olarak gündeme gelen belirsizliğin ortadan kalkmasını sağlamış ve Ülkemiz sorunlarının; toplumun geniş kesimlerinin sahipleneceği bir koalisyon hükümetiyle daha kolay çözümleneceği şeklindeki toplumun bir kısmında oluşan düşüncelerin uygulanmasını da rafa kaldırmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına hükümet kurma şansını yakalaması sonucunda, Kasım ayında yeni kabinenin kurulacağı ve güven oylamasını müteakip öncelikle 2015 yılı bitmeden 2016 yılının tahminen ilk üç ayı için geçici bütçe kanununun çıkarılacağı anlaşılmaktadır.
2016 yılının ilk üç ayında geçici bütçe uygulaması sürerken, bu üç aylık dönemde aynı zamanda 2016 yılı bütçesinin kanunlaştırılacağı (TBMM'ye 15 Ekim'de sunulan 2016 yılı bütçe tasarısının; Plan ve Bütçe Komisyonunda verilecek önergelerle revize edilmesi veya 2016 yılı için yeni bir bütçe tasarısı hazırlanması), dolayısıyla TBMM'nin ancak Nisan-Haziran döneminde bütçe dışı faaliyetlere fazlaca odaklanabileceği, Temmuz-Eylül döneminde tatile gireceği, Ekim-Aralık döneminde ise 2017 yılı bütçe tasarısını görüşeceği dikkate alındığında, 2016 yılında TBMM'nin takviminin sıkışık olduğu, bir başka ifadeyle diğer yasama ve denetim faaliyetlerine fazla zaman ayıramayacağı görülmektedir.
Öte yandan, kurulacak yeni hükümetin ekonomi politikasından sorumlu olacak Başbakan Yardımcılığına ve ekonomiyle ilgili bakanlıklara hangi isimlerin geleceği ekonomi çevrelerinde ve kamuoyunda merak konusu olmaktadır. Özellikle '62.Hükümetin ekonomi kurmaylarının görevlerine devam etmesi, yeni bir kadronun göreve gelmesi veya karma bir yapının oluşturulması' şeklindeki üç seçenekten hangisinin gerçekleşeceği ve 2016 yılı Nisan ayında görev süresi sona erecek T.C. Merkez Bankası Başkanının yeniden atanıp atanmayacağı merak edilmekte ve yapılacak bu atamaların izlenecek ekonomi politikalarına ilişkin ilk sinyalleri verebileceği yorumları yapılmaktadır. Ancak, ekonomi politikaları oluşturulurken; bireysel görüşlerden ziyade, kurumsal yapıların karar sürecinde ağırlıklı olmasının başarılı sonuçlar alınması olasılığını artıracağı, ekonomik hamlelerde 'deneme yanılma yöntemi' uygulamasının bazen telafi edilemeyecek sonuçlar doğuracağı ve ekonomilerde izlenecek politikaların küresel şartlardan ve ülke içi her türlü gelişmeden bağımsız olabileceğini düşünmenin rasyonel bir bakış açısı olmayacağı unutulmamalıdır.
Bilindiği gibi, 7 Haziran seçimlerinde başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere muhalefet partileri ekonomi ağırlıklı ilginç seçim bildirgeleri/beyannameleri hazırlamış ve bu seçim vaatleri kamu oyunda etkili olmuş ancak sandığa oy olarak yansımamıştı. 1 Kasım seçimlerinde ise muhalefet partileri bu vaatlerini güncellerken, Adalet ve Kalkınma Partisinin de 7 Haziran seçimleri öncesi dile getirdiği kaynak sorgulamasının aksine bir tavır içine girerek muhalefet partilerinin bazı vaatleri ile yeni bazı vaatleri seçim beyannamesine koyması kamuoyunda ilgiyle izlenmiştir. Dolayısıyla, yeni kurulacak hükümetin bu vaatlerin ne kadarını, hangi zaman sürecinde gerçekleştireceği merak edilmekte ve 2016 yılı bütçesi ile diğer yasal düzenlemelere bunun nasıl yansıyacağı; vaatlerin kapsamına giren toplum kesimleri ile diğer siyasi partilerin ilgisine ve sıkı takibine yol açmaktadır.
Seçim süreçlerinin ve bu kapsamda siyasi belirsizliğin sona ermesine rağmen gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki ekonomi çevrelerinin temkinli yaklaşımlarını sürdürecekleri ve bu süreçte yeni hükümetin icraatlarını ve reform kapsamında değerlendirilebilecek adımların yoğunluğunu görmek isteyeceği ve alacakları pozisyonu bundan sonra oluşturacakları, seçim sonrasındaki ilk değerlendirmelerden anlaşılmaktadır. Bu kapsamda; Onuncu Kalkınma Planında (2014-2018) yer alan 25 adet Öncelikli Dönüşüm Programının; 4 yıllık plan döneminin yaklaşık iki yılını geride bıraktığımız dikkate alındığında, gerçekleşme ve katma değer yaratma açısından somut sonuçlarının bilinmesi ve başarı derecesinin sorgulanması faydalı olacaktır.
Ülkemizdeki terör olaylarının ve asayiş sorunlarının önümüzdeki süreçte sona ermesi, gergin siyasi ortamın yumuşatılması ve hukuk alanında oluşan tereddütleri giderecek adımların atılması; ekonominin önemli temel kriterlerinden biri olan girişimci refleksini ve yabancı sermayenin Ülkemize akışını rahatlatacağı bilinmelidir. Bu süreçte FED'in faiz artırma kararının uygulamaya geçmesi halinde; bunun küresel etkilerinin ve ekonomimize olan yansımalarının dozu önemli olacak ve buna karşılık 'Ülkemizin bu gelişmeye ne kadar hazırlıklı olduğu da' görülecektir.
Seçim süreçlerinin bitmesinin ardından Ülkemizdeki siyasi gerginliğin doğal olarak azalması beklenilmektedir. Ancak, hararetli tartışma yaratacak yeni gündemlerin oluşturulması halinde; yakında bir seçim olmamasına rağmen, oluşacak gergin ortamdan ekonomimizin de payını alacağı ve bir süredir yeteri kadar odaklanılamayan ekonomimizi rehabilite etme fırsatını kaçıracağımızı unutmamalıyız. Bu nedenle, başta Ülkemizi yönetme sorumluluğunu üzerine alan siyasi iktidar olmak üzere siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımız gereken hassasiyeti göstermeye çalışmalı ve demokrasilerde dördüncü kuvvet olan medyaya da evrensel ilkelere uygun ve özgür bir çalışma ortamı sağlanmalı, medya da etik kurallara saygılı ve üslup titizliğine dikkat eden bir performans göstermelidir.