Babanın erdemleri, çocuklarının servetidir.
Anatole France
Biz insanlar doğa yasaları gereği, bu güzel dünyaya geliriz; sosyal bir varlık olarak büyür ve olgunlaşırız. Harikalar birleşimi olarak dünyaya gelenlerin her biri, yeni umutları sunarlar. Kız veya erkek çocuğun toplum düzeyine uymasını, bilgi donanımlı ve üretken bireyler olmasını anne-babanın uyumlu işbirliği sağlayacaktır.
İnsan duygularının en güzeli, insana en yakışanı sevgi ve saygıdır. Sevgi, sorumluluğu içerdiği gibi, çocuğa verilebilecek en önemli kalıttır. Çünkü, sevgi yaşamın zenginliğidir. Sevgi insanı ısıtır, aydınlatır. Nefret üşütür, bireyin içini karartır. Sevgi güneş gibi aydınlıktır. Yürekleri sevgisizlerin, bir çölde oldukları söylenir. Sevgisizsek, ruhumuz öksüzdür. Ancak sevgiyi de beslemek, büyütmek gerekir. Sevgi bir fidandır, onun büyütecek ve yaşatacak su ise saygıdır.
Bireyin yaşamında çocukluğundan başlayarak edindiği en güzel, en iyi ve en yararlı imge, kuşku yok ki sevgi ve saygıdır. Çocuğa bu sevgiyi veren anne ve babadır. Çocuğun var oluşunun temelinde büyüme ve gelişmesindeki en sıcak sevgi, ana babanın ona aşıladığı duygudur. Anne, doğuran, büyüten, seven, kollayan bir melek! Baba, koruyan, seven ve özveriyle tamamlayandır. Bu ikilinin sevgi ve emekleri, çocuğun ruhsal ve bedensel gelişiminin özü ve anahtarı olacaktır. 'Melek yüzlü analarımızın', özverileri, emekleri ve değerleri unutulmaz. Babaerkil, anaerkil yaşam yerine, birlik ve beraberlik olmalıdır.
21. Yüzyılın bilgi ve teknoloji çağı olduğu bu süreçte ne yazık ki iki yılda bin beş yüz kadının öldürüldüğü, korku, şiddet vb. istenmezlerin olduğu bilinmektedir. Kadınlarımızın sosyal yaşamımızdaki yeri ve önemini düşünerek yazdığım 'ÖNCÜ KDINLAR ve ÇAĞLAR BOYU KADIN' adlı kitaplarımla kadınları destekledim. Çünkü, ulusumuzun uygarlaşması kadın/erkek anlayış, birlik ve eşitliği ile olabilecektir. Ancak, kadına ya da anaya bu denli sevgi ve saygı gösterilmesinin yanında babanın da unutulmaması gereklidir. Tabii ki kadın ve erkeklerden aykırı, itici ve sevimsizi de vardır. Ben, genel kavramıyla babayı anlatmak istiyorum. Baba sevgisinin çocuğun ruhsal gelişiminde önemli yeri olduğu bilinmektedir. Bu sevginin temelinde emek ve çaba vardır. Baba, iyinin, doğrunun ve güzelin örnekleyerek öğretenidir, özverili çabanın, sevginin ateşleyen kıvılcımlarıdır. Ünlü ozan CAN YÜCEL'in babası Hasan Âli Yücel için yazdığı 'Ben En Çok Babamı Sevdim' şiiri, babaya olan sevginin güzel bir örneğidir. 'SEVGİYLE YAŞAMAK' kitabımı yazma aşamasındayken, bir gün arabamın direksiyonuna Can Yücel'in bu şiirinin, Marmara Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olan oğlum tarafından iliştirildiğini gördüm. Sevincim, mutluluğum ve heyecanım ölçüsüzdü o an! Oğlumun annesini de çok sevdiğini biliyorum. 'Babalar, en son duyar.' deniyor ya! Aslında sorunları babadan saklamak değil, onun üzülmemesi içindir, diye düşünüyorum. Babayı yalnızca tutku, güç, aşk ve cesaretle tanımlamamalı. Babayı da eşi ve çocukları için kurduğu düşsel sevgi içerikli öğelerle de tanımlamalıyız. 'Baba olmak zor değildir; ama babalık etmek zordur.' William Maxwell'in özlü sözüne ne denilebilir ki?
Babaların ruhu, kelepçeli değil; sevgi, saygı ve hoşgörü ile dolu olmalıdır. Aile içi güven, huzur, saygı ve anlayış anne ve baba birliğinin eşgüdüm davranış kültüründe yer bulacaktır. 'Sorun baba olmak değildir. Doğru, düzeyli ve sevgi dolu, saygılı babalık yapmayı başarmaktır.'
Dünyamızın ve ülkemizin içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve teknolojik karmaşada ezen ve ezilen kitlelerde yüzdelik artışlar değişiyor. Yurtlarını terk edenler, terörün acımasızlığı, töre, küçük çaplı savaşlar, gözyaşı ve ölüm çığlıkları!.. Babalar, bu hızlı ve acımasız döngüde iş, aş, uğraş kaygısında, sanki dönme dolapta şans arayışında. Kadın ve gençlerin de arayışlarındaki bu kaygı, kuşku girdabında öğütüldükleri bilinmektedir. Balzac'ın 'Bir baba, kendi mutluluğundan çok, çocuklarının mutluluğuyla mutlu olur.' özdeyişinin anlam zenginliğine katılıyorum. Anne ve babanın bir dantel işlemesi titizliğiyle geleceğe hazırladıkları çocukları; yaşam boyu ebeveyinlerini unutmamalı, yalnız bırakmamalıdırlar. Eğitimleri sonrasındaki iş yaşamında 'Evladım seni çok özledim! Seni arıyorum, ulaşamıyorum! Seni yemeğe bekliyoruz. Sesini duymak istedim. Bu gece düşüme girdin' çağrılarını: 'Baba çok işim var! Seni sonra ararım! Sonra görüşürüz!' savlarıyla atlatmak vefasızlıktır. Gençler, yarınlarda baba olacaklarını asla unutmamalıdırlar. Unutmamalıdırlar ki büyüklere sevgi ve saygı bir erdemdir. Büyüklere ' Of baba ya!' demek yerine 'Nasılsın? Seni özledim baba' demek gerekmez mi? İlgisiz ve duyarsız olmak değil, ilgili ve duyarlı olma seçilmelidir. En büyük özür ve kusur duyarsızlıktır.