Bugün itibariyle TBMM Başkanlığına 1072 dokunulmazlık dosyası intikal etmiş bulunmaktadır. Meclisin Adalet ve Anayasa Komisyonlarından Kurulu Karma Komisyonu bu dosyaları ayıklayıp, ayırım yapmadan, siyasi mülahazalar dışında tutarak adil, objektif ölçütlere göre değerlendirip görüşmesi gerekir. Bu da kolay gözükmemektedir. Gazetede 14.12.2015 tarihinde yayımlanan yazımın bir bölümünü konunun önemi açısından tekrarlamakta yarar gördüm.
3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimleri münasebetiyle AKP Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal'ın kamu oyunca merak edilen görüşlerinin yansıtılması amacıyla yapılan televizyon tartışmalarında, iktidara gelirlerse yasama dokunulmazlıklarının kapsamını daraltacaklarını ve yasama sorumsuzluğuna inhisar ettireceklerini söylediler. Vaatte bulundular.
AKP 2001 parti programına da bu hususu derç ederek millete taahhütte bulundu. Ancak iktidara geldi ama sözünü yerine getiremedi.
Anayasanın 83.maddesinin birinci fıkrası yasama sorumsuzluğunu, ikinci fıkrası ise suç işlediği ileri sürülen milletvekilinin Meclisin kararı olmadıkça yargılanamayacağını düzenlemiştir.
Yasama sorumsuzluğu(mutlak dokunulmazlık), milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy, söz ve düşünce hürriyetlerini korumak, böylece yasama görevlerini korkusuzca yerine getirmelerini sağlamaktır.
Meclis çalışmaları, genel olarak Meclis binasındaki komisyonlarda, gruplara ayrılan grup toplantı salonlarında ve TBMM genel kurulunda yerine getirilmektedir. Milletvekilleri burada ileri sürdükleri düşüncelerinden dolayı sorumlu tutulamazlar.
Milletvekilleri, Meclis çalışmalarında ileri sürdükleri düşüncelerden dolayı, Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan da sorumlu tutulamazlar.
Anayasanın 83.maddesinin 2.fıkrasında bir istisna hüküm yer almaktadır. O da ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14.maddesindeki durumlarda, Meclis kararına gerek duyulmadan milletvekilinin sorguya çekilebileceği, tutuklanabileceği ve yargılanabileceğidir.
Burada üzerinde durulması gereken en önemli husus, Anayasanın
14.maddesine ilişkin konulardaki söylemlerin mutlak dokunulmazlığın –yasama sorumsuzluğunun – sınırları dışında kaldığı savı ileri sürülebilir mi? Başka bir ifadeyle bir milletvekili, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasını amaçlayan Meclis çalışmalarındaki konuşmalarından veya yasaklanmadıkça bu konuşmaları Meclis dışında tekrarlamaktan dolayı hakkında fezleke düzenlenip yasama dokunulmazlığının kaldırılması istenebilir mi?
Anayasanın 14.maddesi, 'bir hakkın veya hürriyetin' kötüye kullanılmasına istisna getirmektedir.
Anayasamızda mutlak sorumsuzluğun istisnaları yer almamıştır. Böyle bir durumda bu istisnanın, Anayasa metninde açıkça yazılı olması gerekir. Anayasanın 83.maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir istisna söz konusu değildir.
Alman Anayasasının 46.maddesi hakaret ve sövme fiillerini açıkça mutlak dokunulmazlığın dışında bırakmıştır.
Bizim Anayasalarımız, Fransız Anayasa geleneğine paralel olarak mutlak dokunulmazlığı, kullanılan oyun ve beyanın içeriğine bakmaksızın, sınırsız düzenlemiştir.
Mutlak dokunulmazlık, milletvekilinin şahsına tanınan bir hak değil, görülen görevin işlevine bağlıdır. Sıfatın kalkmasından sonra da devam eder. Görevin fonksiyonundan kaynaklanan bir cezasızlık hali söz konusudur.
Bundan dolayı mutlak dokunulmazlığa, Anayasanın 14.maddesiyle istisna getirildiği düşünülemez.
Meclis çalışmaları içinde oy, söz ve düşünce biçimindeki açıklamalar mutlak dokunulmazlık sınırları içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle bu sınırlar içinde kalan söylemler nedeni ile bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulmaması icap eder.
DOKUNULMAZLIĞIN KALDIRILMASINDA DİKKATE ALINMASI GEREKEN KRİTERLER
Milletvekilleri haklarındaki dokunulmazlıkların kaldırılmasını isteyebilirler.
Bu dilekçeler Meclis Başkanlığına intikal ederse, Başkanlık Anayasa ve Adalet Komisyonu kurulduktan sonra bu dilekçeleri havale edecektir. Üyenin dokunulmazlığının kaldırılmasını bizzat istemesi, İçtüzüğe göre yeterli değildir. Dolayısıyla, istemin anlam ve amacının siyasi olduğu söylenebilir.
Her şeyden önce şunu belirtmekte yarar var. Türkiye, Avrupa Konseyi ülkeleri arasında, dokunulmazlığın kaldırılması kararlarını yargı denetimine tabi tutan tek ülkedir.
TBMM İçtüzüğünde hazırlık komisyonu ve karma komisyonunun çalışma usul ve esasları ile ilgili olarak detaylı bir düzenleme mevcut değildir. Sadece hazırlık komisyonunun ad çekme suretiyle 5 kişiden oluşacağı, kendine gizli oyla bir başkan ve sözcülük görevini de yapacak bir katip seçeceği, bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinleyeceği ve tanık dinleyemeyeceği, raporunu göreve başlamasından itibaren en geç 1 ay içinde vereceği, Karma Komisyonun da hazırlık komisyonunun raporunu ve eklerini görüşeceği hükümleri yer almaktadır.
Ayrıca, dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekilinin isterse hazırlık komisyonunda, Karma Komisyonda ve Genel Kurulda kendini savunabileceği veya bir üyeye savundurabileceği belirtilmektedir.
TBMM İçtüzüğünde, yukarıdaki biçimsel konular dışında esasa müteallik kurallar yer almamaktadır.
Bu nedenle, bugüne kadar Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140.maddesi, dokunulmazlığın kaldırılması işlemlerine ışık tutmuştur. Bu maddede bazı ilkeler yer almıştır. Anayasa Mahkemesinin de bu ilkeleri benimsediği, Elazığ eski milletvekili Mehmet Ağar hakkında 1997 yılında verilen yasama dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin kararın iptali için yapılan başvuruyu incelemesinden anlaşılmaktadır. Mahkemenin kararı, 06.05.1998 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesince, söz konusu karar ile diğer kararlarındaki dokunulmazlık ile ilgili olarak ileri sürülen görüş ve kabul edilen kriterlerin TBMM Genel Kurulunda ve komisyonlarında dikkate alınması gerekmektedir. Bu görüş ve kriterler özet olarak şöyledir:
Anayasanın 85. maddesinde, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin kararın Anayasaya, kanuna ve İçtüzüğe uygunluğunun denetlenmesi öngörülmüştür. Anayasanın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Bundan dolayı yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararların denetiminde hukuk devletinden beklenen objektif ölçülerin esas alınması zorunludur.
Bu madde gereğince Anayasa Mahkemesi, biçim yönünden yapılan itirazları İçtüzük hükümleri bakımından incelemektedir.
Mehmet Ağar, hakkındaki dokunulmazlık dosyasının komisyonda ve genel kurulda öncelik ve ivedilikle ele alındığını, dosyasından önce başka dosyalar komisyonda mevcutken onlar görüşülmeyip dosyasının gündeme alınarak sonuçlandırılmasına itiraz etmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğün 26.maddesindeki usule göre gündem yapılabileceğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, yasama organının gündemine egemen olmasının genel bir ilke olduğunu, bu ilkenin onun adına çalışan komisyonlar hakkında da geçerli olduğunu belirtmiştir.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin istemin, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140.maddesinde belirtildiği gibi, suçlamanın ciddiliği, siyasi amaçlara dayanmaması, üyenin şeref ve onurunun korunması, hukuksal gerekler dışına çıkılmaması yönlerinden incelenmesi gerekir.
Dokunulmazlık, yasama organı üyelerinin görevlerini tam olarak yerine getirmelerini engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak amacına yöneliktir. Ancak yöneltilen suçlamanın ciddi olması halinde yargılanma yolunun açılması, kamu yararı ve milletvekilinin şeref ve onurunun korunması bakımından zorunlu bulunmaktadır. İsnadın ciddi olduğunun kabulü için isnadın dayanaklarına inilmesi, bu da doğal olarak delillerin elden geçirilmesini gerektirecektir. Bunun delillerin değerlendirilmesi ile karıştırılmaması gerekir. Delilleri değerlendirme görevi yargı mercilerine özgüdür. İsnadın ciddi olduğunun kabulü için ağırlığı yeterli görülmeyip, gerçeğe uygunluğunun da araştırılması gerekir.
Dokunulmazlığın kaldırılması isteminden karara kadar olan süreç içindeki davranışlar, dokunulmazlığın kaldırılmasına karar veren çoğunluğun tutumu, komisyon ve Genel Kuruldaki konuşmalar, dokunulmazlığın kaldırılmasına yol açan suçlamanın(isnadın) niteliği ve ciddiliği yönünden ileri sürülen gerekçeler ve bunların doğruluğu yönünde ortaya konulan kanıtlar, kararın alınmasındaki yöntemlerin siyasi amaca yönelik olmaması gerekir.
Suçlamanın yasama organı görevi ile bağdaşmayacak nitelikte görülmesi halinde de üyenin şeref ve onurunun korunması için dokunulmazlığının kaldırılması yeterli bulunmaktadır.