Medeniyet görgü ile ilişkilidir

Medeniyeti çoğu zaman güç, zenginlik ve özgürlükler üzerinden okuyoruz. Fakat bunu ne kadar doğru yapabiliyoruz? Gücü, zenginliği ve özgürlüğü bilinçsiz bir şekilde yorumlayan ve içini dolduramayan insanlar, tek dişi kalmış canavarlar olarak gezinirler. Hâlbuki bu kavramların içini bilinçle doldurarak hayata taşıdığımızda güç, insanlığı ezmekten ezdirmemeye taşır. Zenginlik, yoksunlukları ve yoksulluğu ortadan kaldırarak varlıklı olmaya, var olmaya toplumu götürür. Farklılıkları çeşitliliğe dönüştürür. Ötekileştirmeyi azaltarak ötekiyle birlikte yaşamayı mümkün kılar. Özgürlük, zorlamayı ve zorbalığı ortadan kaldırır. “İstediğini yapmak” biçimindeki ölçüsüzlüğün yerine, istemediğini yapmak zorunda kalmamanın ve kendi sınırını bilmenin asaletini koyar.

Şehir hayatı içerisinde özel kutlamaların gürültülü bir şekilde yapılması görgüsüzlüktür.

Âdet dahi olsa, kişisel sebeplerinizle başkalarının kamusal ve özel alanına zorlayıcı biçimde taşan davranışlarda bulunmak magandalıktır.

Âdetler ve bu geleneklerin kökü olan kırsal, aynı ölçüde buna tâbi değildir. Kırsalda bunlar, bireyin ve bireyler arası ilişkiselliğin içerisinde oluşan sosyolojinin ve kültürün bir zenginliğidir.

Fakat şehir ölçeğinde bunu, çevresindeki farklı yaşamları hesaba katmadan yapmak bu zenginliği niteliksizleştirerek paçozlaştırır.

Mesele âdetin kendisi değil; âdetin bağlamını kaybetmesidir.

Şehir demek, çeşitlenen nüfusla birlikte çeşitlenen gündemler, yaşam biçimleri ve hassasiyetler demektir. Çeşitlenen nüfus, kültür ve sosyoloji çeşitliliği demektir. Çeşitliliğin bir aradalığı; saygı, duyarlılık ve rahatsızlık vermeme ilkesi üzerine temellenir.

Çünkü farklılıkların bir arada yaşadığı yerde ölçüsüzlük yalnızca gürültü üretmez; birlikte yaşama kültürünü de aşındırır.

Aynı bilinçle, şehirliliği kırsala, köye götürmek de medeniyet götürmek değil; tam aksine medeniyetsizlik ve görgüsüzlüktür.

Kısaca, bir davranışın kültürel olarak meşru olması, her sosyal ve mekânsal bağlamda aynı şekilde uygulanabileceği anlamına gelmez. Medeniyet, kendi hayat biçimini başkasına taşımak değil; bulunduğun yerin sosyal dokusunu okuyabilmek ve ona uygun ölçüyü gösterebilmektir.