Bugün hem kurumsal yapılarda hem de toplumsal düzende en sık karşılaştığımız tıkanıklık, fikir üretmekteki bolluğa rağmen icraatta yaşanan derin kısırlıktır.
Toplantı odalarında harika stratejiler çizilir, vizyon belgeleri yayınlanır ve kulağa kusursuz gelen büyük hedefler konulur. Ancak sıra o hedeflerin getireceği riskleri üstlenmeye ve fikirleri hayata geçirmeye geldiğinde koridorları derin bir sessizlik kaplar.
İnsanlar konfor alanlarını kaybetmekten, hata yapmaktan ve eleştirilerin hedefi olmaktan korktukları için adımlarını geri çekerler.
Oysa tarihin ve modern dünyanın akışını değiştiren liderler, sadece harika planlar yapanlar değil; o planların getirdiği tüm fırtınaları omuzlarında taşıyabilenlerdir.
Cumhuriyetimizin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır." sözleri, ifade etmeye çalıştığımız görüşlerimizi destekleyen, bugünün yönetsel sıkıntılarına ve liderlik krizlerine ışık tutan bir tespit olarak değerlendirilebilir.
Atatürk'ün işaret ettiği "kesinlikle tatbik etme" iradesi, gözü kapalı bir inat veya hesapsız bir davranış değildir. Aksine, risklerin farkında olup o risklerin üzerine kararlılıkla yürüyebilmektir.
Modern iş dünyasında ve yönetim teorilerinde sıkça övülen inovasyon ve vizyon kavramları, ancak bu uygulama cesaretinin var olduğu ortamlarda filizlenir.
Risk almayı reddeden, suya sabuna dokunmayan ve sadece günü kurtarmaya odaklanan yapılar, ne kadar devasa bütçelere sahip olurlarsa olsunlar, değişimin yıkıcı rüzgârları karşısında yok olmaya mahkûmdurlar.
Gerçek bir yönetici, rüzgârın yönüne göre savrulan bir yaprak değil; dümene geçip dalgalara göğüs germe cesareti gösteren kaptandır.
Ancak bu uygulama cesaretinin arkasında, kurumsal yapıların en çok ihtiyaç duyduğu başka bir temel değer yatar: Şeffaflık ve dürüstlük.
Modern yönetim gurularının "psikolojik güven ortamı" olarak adlandırdığı, hataların gizlenmediği ve her çalışanın fikrini özgürce söyleyebildiği kültür, asıl cesaret zeminidir.
Hataların halının altına süpürüldüğü, herkesin suçu birbirine attığı ve kimsenin sorumluluk üstlenmediği bir iklimde ne büyük kararlar alınabilir ne de o kararlar uygulanabilir.
Atatürk, bu ahlaki duruşu liderlik felsefesinde çok net bir çizgiyle belirler:
"Samimi ve dürüst insanlar, aynı zamanda medenî cesaret sahibi olur, imzalarını saklamaya tenezzül etmezler."
Medeni cesaret; hata yapıldığında bunu açıkça üstlenebilmek, doğruları kimsenin duymak istemediği anlarda bile yüksek sesle haykırabilmek ve her şeyden önemlisi adının, unvanının ve imzasının arkasında dimdik durabilmektir.
Kurumsal aidiyet, toplumsal güven ve sadakat, ancak liderlerin bu samimiyeti gösterdiği ortamlarda kök salar.
İmzasını saklamaya tenezzül etmeyen dürüst liderler, etraflarındaki insanlara da aynı cesareti aşılar ve korku kültürünü yıkarak yerine bir güven ekosistemi inşa ederler.
Gelecek, edilgen bir bekleyişle ya da sadece masa başında alınan ama hayata geçirilemeyen sümen altı kararlarla inşa edilemez.
Önümüzdeki belirsizlik sisini dağıtacak yegâne güç; sarsılmaz insani değerleri, dürüstlüğü ve medeni cesareti pergelin sabit ayağı gibi sağlam bir zemine çakmaktır. Ancak o zaman pergelin hareketli ayağıyla vizyonun sınırlarını sonsuzluğa doğru zorlayabiliriz.
Bir kurumun değerleri geleceği için bir pusula olduğu kadar, bir kurumun değerleri, bir pergelin sarsılmaz, yere çakılı duran ayağıdır.
Pergelin sabit ayağı (değerler) güvende olduğu sürece, hareketli ayağın (inovasyon, büyüme, liderlik) sonsuz bir vizyonla hareket etmesi mümkündür.
Hz. Mevlana’nın “Pergelin iğneli ayağı sabittir; ama diğer ayağıyla yetmiş iki milleti dolaşırım.” sözlerinden ilham alarak geleceğe bakalım.
Pergelin bir ayağı sabit, sağlam bir zemine kök saldığında, diğer ayağı özgürce Arş'ı, yani en yüksek gökleri ve tüm dünyayı dolaşabilir.
Aldığı kararları kesinlikle tatbik edecek kararlılığa sahip, her koşulda imzasının arkasında duran cesur insanların yönettiği bir dünyada, aşamayacağımız hiçbir kriz yoktur.
Uzun lafın kısası;
Büyük dönüşümler, sadece odalarda yankılanan parlak fikirlerin değil; sorumluluk alan, imzasının arkasında duran ve zorluklara meydan okuyan bir iradenin eseridir.
Fikir aşamasında herkes cesurdur; ancak gerçek liderlik, belirsizlik fırtınasının ortasında o kararları konfor alanından çıkıp kesinlikle uygulayacak iradeyi göstermektir.
Attığı imzanın, aldığı kararın ve yaptığı hatanın arkasında duramayan bir yönetim anlayışı, hiçbir organizasyonda güven inşa edemez.