Dünya bir süredir aynı sorunun etrafında dönüyor: Amerika ile İran arasındaki gerilim, yeni bir büyük savaşa mı evrilecek? Yoksa bu, tarafların bilinçli şekilde sürdürdüğü “kontrollü bir kriz” mi?
Bugün tabloya baktığımızda karşımıza çelişkili ama bir o kadar da tanıdık bir manzara çıkıyor. Bir yanda sert açıklamalar, reddedilen ateşkes teklifleri, masada ağır şartlar… Diğer yanda sahada dikkat çekici bir fren mekanizması: durdurulan milis hareketleri, geçici sakinlikler, kontrollü geri adımlar. Aslında bu, modern savaşın yeni yüzü artık savaşlar ya tamamen başlıyor ya da hiç başlamıyor değil. Savaşlar artık “yarım” yaşanıyor. Amerika ile İran arasındaki gerilim de tam olarak bu gri alanda ilerliyor. Taraflar birbirine mesaj veriyor, güç gösterisi yapıyor, hatta zaman zaman doğrudan ya da dolaylı saldırılar gerçekleşiyor. Ancak kritik eşik bir türlü aşılmıyor. Çünkü o eşik aşıldığında geri dönüş neredeyse imkânsız.
Peki bu denge ne kadar sürdürülebilir? Tarihte büyük savaşlar çoğu zaman planlı kararlarla değil, yanlış hesaplamalarla başladı. Bir füzenin yanlış hedefi vurması, bir askeri kaybın beklenenden büyük olması ya da bir tarafın “artık geri adım atamam” noktasına gelmesi… İşte asıl tehlike burada yatıyor. Çünkü krizler çoğu zaman rasyonel başlar ama duygusal biter.
Bugün Orta Doğu’da sadece iki ülke yok. Irak’taki milisler, Suriye hattı, İsrail faktörü… Hepsi bu denklemin içinde. Bu da olası bir çatışmanın sadece iki aktörle sınırlı kalmayacağını, çok cepheli bir krize dönüşebileceğini gösteriyor. Bir diğer kritik başlık ise enerji. İran’ın elindeki en güçlü kozlardan biri olan Hürmüz Boğazı, sadece bölgesel değil küresel bir kırılma noktası. O hattın kapanması demek, sadece bir savaş değil; dünya ekonomisinin sarsılması demek. Ve böyle bir senaryoda artık kimse “uzaktan izleyen” konumunda kalamaz.
Buna rağmen neden hâlâ büyük bir savaş çıkmadı?
Çünkü her iki taraf da maliyetin farkında. Amerika için bu, uzun ve pahalı bir bataklık riski. İran için ise doğrudan bir varoluş meselesi. Bu yüzden taraflar, ince bir çizgide yürüyor: Vur, ama savaşı başlatma. Ancak sorun şu bu çizgi sandığımız kadar sağlam değil. Bugün en gerçekçi senaryo, düşük yoğunluklu çatışmaların devam etmesi, zaman zaman tansiyonun yükselmesi ve ardından geçici sakinliklerin gelmesi. Yani dünya, sürekli bir kriz hâlini “normal” olarak yaşamaya alışıyor. Fakat unutulmaması gereken bir gerçek var. Savaşlar bazen bir kararla değil, bir hatayla başlar. Ve o hata geldiğinde, bugün “kontrollü” dediğimiz gerilim, yarın kontrol edilemeyen bir yangına dönüşebilir.
Asıl soru şu:
Kapı gerçekten kapalı mı, yoksa sadece aralık mı?