Siyaset kurumu kuşkusuz siyasetçilerle kaimdir. Onların becerisi, liyakati, dürüstlüğü, etik değerleri kurumu yüceltir veya azaltır. Bazen bunların yüzünden siyasal sistem ve kurumları pisliklerle tıkanabilir. Böyle durumlarda toplumun siyasete ve siyasetçilere güveni kalmaz. Nitekim kime sorsanız memnuniyetsizliğini dile getirir. Bütün mesele bu pisliklerin nasıl temizlenebileceği.
Siyasi sorumluğun, şeffaflığın ve etkin bir denetimin olmadığı bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kirlenmişlikte payının ne olduğu ayrı bir tartışma konusudur.
Siyasetçiler; emeklinin, çalışanın, çiftçinin, işverenin ve diğer toplum katmanlarının gelirini ve refahını artıracak çözümler üretmeğe, birbirlerine laf yetiştirmekten dolayı vakit bulamazlar.
12 Eylül 1980 darbesinde ülke yönetimini üstlenen Milli Güvenlik Konseyinin (MGK) ilk işlerinden biri 7 nolu bildiri ile siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanmasıdır. Bu bildiriyi ve partilerin feshi kanun taslağını; bugün TBMM Başkanının makam odasında o günün MGK Genel Sekreteri Orgeneral Haydar Saltık, Cumhurbaşkanlığı genel sekreter yardımcısı da olan hakim Tümgeneral Muzaffer Başkaynak ve daktilonun başında ben birlikte hazırladık. Komutanlar bugün hayatta değiller. Allah rahmet eylesin.
Metin yazılırken Tümgeneral ayaktaydı. Bazen, hiç çekinmeden bu cümleyi şöyle düzeltmemiz daha uygun olmaz mı derdim. Hiç kızmazlardı bu önerime. Şunu hatırlıyorum Başkaynak birkaç kez ayağıma bastı. Fazla konuşma der gibiydi.
16.10.1981 tarihli ve 2533 sayılı Kanunla siyasi partiler feshedilmiştir. Kanunun gerekçesinde feshin nedeni şöyle izah edilmektedir:
“….milletimizin kaderi, onun siyasi partilerinin fikir gücüne, görüş ve düşünce doğrultusuna ve yöneticilerinin ehliyet ve dürüstlük derecelerine kesin olarak bağlıdır.
Siyasi partiler, Devletin gücünü azaltan veya parçalayan, vatandaşları birbirine düşman cepheler haline getiren kuruluşlar olamaz. Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde Devlet işlerinin ve bütün kamu faaliyetlerinin daha iyi yürütülmesi, bütün vatandaşların huzur ve refaha kavuşması için programları istikametinde ancak meşru bir rekabet yapabilirler.
Çok partili siyasi hayatımız boyunca çok kere yanlış bir demokrasi anlayışı yüzünden süregelmiş derin ayrılıkları ve hatta bölünmeleri ortadan kaldırmak için yeni anayasadan sonra yeni bir siyasi partiler ortamı yaratmak şarttır. Bu itibarla yeni anayasa ile yeni partiler kanununun kabulünden sonra memleketin ihtiyacına uygun siyasi partiler rejimine göre yeni partilerin kurulup faaliyette bulunmalarına imkan vermek, geçmişin çekişmelerine değil, geleceğe dönük bir siyasi hayata elverişli ortam yaratmak ve Kurucu Meclis çalışmalarını milli hedefler istikametinde ve hiçbir suretle gölgelemeden sürdürebilmek için, 12 Eylül 1980 tarihinde mevcut olup da faaliyetleri esasen durdurulmuş olan siyasi partilerin bütün teşkilatı, yardımcı teşkilatı ile birlikte feshi zaruri görülmüş ve bu nedenle kanun teklifi hazırlanmıştır.” (MGK S.Sayısı:282)
Siyasi partilerimizin bugün içinde bulunduğu ortamın, o günün ortamından bir farkı var mı?
Yeni anayasa ve yeni partiler kanunu yapıldı. Geçmişin çekişmeleri bitti mi? Mükemmel bir anayasa ve seçim kanunları yapılsa da zihniyet değişmedikçe bir arpa boyu yol almamız mümkün değil. Askerler Siyasi Partiler Kanununa parti genel başkanları ancak 10 yıl başkanlık yapabilirler hükmünü koymuşlardı. Galiba Erdal İnönü’nün süresi dolunca istememesine rağmen Demirel’in isteğiyle bu hüküm hemen yürürlükten kaldırıldı. Şahsın menfaati ülke menfaatinden üstün tutulmamalıdır. Sivil toplum kuruluşlarında da Başkanlığı ele geçiren kişiler üyeleri ve delegeleri öyle ayarlıyor ki ömür boyu başkan kalabiliyorlar.
Avrupa’da parlamento üyesi olmak isteyenlerin sayısı bizdeki kadar çok değildir. Bizde herkes milletvekili olmak ister. Avrupa’daki parlamenterin vatandaştan hemen hemen fazla bir ayrıcalığı yoktur. Tepsisini alır, yemek sırasına girer. Bisikletle gitmekte bir sakınca görmez. Bizdeki gibi emekli olunca da fazla bir ayrıcalığı yoktur.
AKP., 2002 seçimlerinde milletvekillerinin lojmanlarından dert yakındı ve iktidar olursa lojmanları satacağını söyledi. Bir ayrıcalık olan bu vaadi yerine getirdi. Yasama dokunulmazlığının da kürsü sorumsuzluğu ile sınırlandırılması vaadinde bulunan partiler bunu gerçekleştiremedi.
Milletvekili ayrıcalıkları ortadan kaldırılmadığı sürece dürüst, liyakatli, ehliyetli kimselerin aday gösterilmeleri pek mümkün olmaz. Bunu bildikleri için müracaatta bile bulunmazlar. Elbette ki el altından haber gönderilenler hariç. Parayı basabilen zengin veya parti lider ve yöneticilerine yakın olan kimselerin seçilme şansları ise yüksektir.
Fransa’nın aydınlanma çağının öncülerinden Voltaire, ölüm döşeğinde yatarken yanına gelen bir rahip ondan şeytanı reddetmesini istemiş. Ünlü düşünür bunun üzerine şöyle demiş: “Bak dostum, giderayak düşman edinmek istemem.”
Ben de fazla ileri giderek düşman edinmek istemem.