Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gayrisafi yurtiçi hasılanın hesaplanışında yapılan değişikliğin ve baz alınan endeks yılı olarak ise ekonomik krizlerin yaşandığı 2009 yılının seçilmesinin, değişik tartışmalara neden olduğu ve bu kapsamda bazı siyasiler, akademisyenler ve ekonomistler başta olmak üzere toplumun bir kesiminde, yapılan bu değişiklik hakkında; 'ekonomideki olumsuz trendin farklı gösterilmesine yönelik bir girişim olduğu, yapılan açıklamaların tatmin etmediği, hesaplamadaki değişiklikleri anlamak istemelerine ve çaba göstermelerine rağmen anlayamadıkları' şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu görülmüştür. Benzer tartışmalar, enflasyon oranının tespitine ilişkin olarak da yapılmış, ürün (endeks) sepetindeki ürünlerin; çeşidi, güncellikleri ve ağırlıkları sık sık gündeme gelmiş ve en son tartışma ise gayrisafi yurtiçi hasılanın ve kişi başına gelirin satın alma gücü paritesine göre dolar cinsinden hesaplanması üzerine doruğa çıkmış ve açıklanan işsizlik oranlarıyla da ilgili olarak benzer tartışmalar yaşanmıştır.
Hepimizin bildiği gibi, çok çeşitli ve kapsamlı bilgiler ile rakamsal verilere ulaşmamızda TÜİK'in emeği ve katkısı çok büyüktür. Bu saptamayı yaptıktan sonra, söz konusu son gelişme üzerine ise şunları söylemek mümkündür. Gayrisafi yurtiçi hasılanın yeni hesaplanma şekline ilişkin olarak yapılan tartışma sürecine katılan, bu konuda eleştiri yapan, konuyu anlayamadığını belirten, yanlışlık yapıldığını veya çelişkiler içerdiğini iddia edenler arasında; konuya ilişkin bilgisi ve çalışmalarıyla topluma kendini kabul ettirmiş, mesleki saygınlığı olan, objektif kişiliğinde uzlaşılmış ve Ülkemiz değerleri olarak herkesin kabul edebileceği şahısları TÜİK'in davet ederek, her türlü bilgiyi paylaşarak, tereddütleri ortadan kaldırması ve/veya bir hata ve çelişki var ise bunun giderilmesini sağlamasında fayda vardır. Bu kurumsal refleksi gösterebilmek için ise; 'görev ve yetkilerin paylaşılması' gibi bir alınganlığa düşülmemesi ve aksine öz güvenli bir duruşun sergilenmesi gerekmektedir. Çünkü, bu tartışmaların bir sonuca bağlanması, hem Ülkemiz ekonomisine ilişkin içsel tereddütleri giderecek hem de bu gelişmeleri izleyen dış ekonomi çevrelerinin güven anlayışının tazelenmesini sağlayacaktır.
Yaşanan bu tartışmalar, Ülkemizdeki kamu kurumlarının (Bakanlıklar ve diğer Kamu kurum ve kuruluşları) bilgi üretme ve paylaşımındaki şeffaflığını (saydamlık) ve bilgi sunma konusundaki duyarlılığını bir kez daha gündeme getirmiştir. Bu bağlamda 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bir çok bilgiye ulaşma imkanı bulunmaktadır. Diğer pratik ve hızlı yöntem ise kamu kurumlarının özellikle internet sitelerindeki bilgilerden yararlanmaktır. Bu açıdan bakıldığında bazı kamu kurumlarının sitelerinde kapsamlı, çeşitli, anlaşılır, çelişkisiz bir çok sözel ve rakamsal bilgiye ulaşılabildiği görülmekle birlikte, bir çok kamu kurumunun sitesinde ise o kurumun görev ve yetki alanına girmesi nedeniyle doğal olarak yer alması gereken bazı bilgilerin (özellikle rakamsal veriler) hiç olmadığı, eksik olduğu veya güncelleştirilmediği görülmektedir. Ayrıca, site içindeki bilgilere ulaşmada basit bir mantığın seçilmesi ve kullanıcının aradığı bilgiye hızla ulaşmasını sağlayacak bir sistematiğin oluşturulması konusunda bazı kamu kurumlarının gerekli özeni göstermemesi dikkat çekmektedir. Çünkü, bu gibi durumlarda; kullanıcı var olan bilgiyi yok sanarak aramayı sonlandıracak veya olmayan bilgiyi arayarak vakit kaybedecektir. Bu konudaki aksamaların görülmesi ve düzeltilmesi için farklı bir öneride bulunmak istiyorum. Kamu kurumlarının başındaki bakanların veya en üst yöneticilerin, kendilerine sunulan ve gizli olmayan bilgi notlarındaki bazı rakamsal verileri kendi başlarına sorumlu olduğu kurumun sitesinde bulmaya çalışsınlar, kolaylıkla bir çok veriyi buluyorlarsa sorun yok demektir, eğer bulamıyorlarsa; takdiri kendilerine bırakıyorum. Bu arada, kamu kurumlarının internet sitelerinin; uyması ve yararlanması amacıyla, ilgili bazı kamu kurumları tarafından hazırlanmış ve yayımlanmış kılavuz ve rehber metinlerin de olduğunu, ancak bunlardan yeteri kadar faydalanılmadığını da hatırlatmak isterim. Bir diğer sorun ise; kamu kurumları arasında, ayni konuya ilişkin rakamsal verilerin birbirini tutmaması ve oluşacak tereddütlerin ise dip notlarla veya diğer açıklamalarla giderilmesine ilişkin özenin yetersizliğidir.
Bu konudaki önemli bir sorunu da bilgi talebine olan şüpheli yaklaşım oluşturmaktadır. Bazı bilgilerin ve rakamsal verilerin olumsuz bir trend izlemesi halinde, bu durumun ilgili kamu kurumunun veya siyasal iktidarların aleyhine kullanılabileceği düşüncesiyle; bazı kamu kurumlarının siteleri bu bilgi ve rakamsal verilerden yoksun olarak oluşturulmakta ve bu duruma bazen siyasiler çanak tutmakta bazen de bürokrasi durumdan vazife çıkararak böyle bir tutum içerisine girmekte ve siteyi bilgi sunmaktan ziyade sadece kurumlarının ve yöneticilerinin tanıtılması işlevi gören bir mekanizma olarak algılamaktadırlar. Ayrıca, bazı kamu kurumlarında bu sitelerin birkaç görevlinin inisiyatifine bırakılması ve gerekli kontrollerin de ihmal edilmesi diğer bir olumsuz etkendir. Öte yandan, kamu kurumları, özellikle TBMM'deki ihtisas komisyonlarında kurumlarının bütçeleri, hesapları veya kendileriyle ilgili bir kanun tasarısı/teklifi görüşülürken; bastırdıkları dokümanları dağıtmaya verdikleri özeni, internet sitelerinde ve diğer bilgi sunumlarında da göstermelidirler. Çünkü, bilginin yaygın bir şekilde topluma ulaşması, hem anlamını hem de faydasını artırır.
Her hangi bir konuda bilgiye ihtiyacı olanların internet aracılığıyla bazı bilgilere ulaşması mümkündür. Ancak, bilgi yoğunluğuyla birlikte bilgi kirliliğinin de olduğu bu ortamda doğru bilgilerin süzülebilmesi asıl sorunu oluşturmaktadır. Çünkü, sağlıksız ve teyit edilmemiş şekilde oluşturulan ve kullanılan bilgiler gerek fertlerin gerekse kurumsal yapıların mahcubiyetine ve hatalı kararlarına neden olabilir. Dolayısıyla, doğru bilgiyi edinmenin en iyi yollarından biri kamu kurumlarının deklere ettiği bilgilerdir.
Ülkemizde bilgi talebine genel olarak şüpheli yaklaşım gösterildiği ve çeşitli saiklerin etkisiyle; 'devlet sırrı, gizli, özel bilgi, ticari sır, bankacılık sırrı, müşteri sırrı ve mükellef sırrı vb. gerekçelerle' bilgi taleplerinin reddedildiği bilinmektedir. Aslında, gerekçe olarak gösterilen bu kavramların belli bir mantığı ve haklılığı vardır. Ancak, bu kavramların bilgi vermeme düşüncesinin aracı olarak gerekli gereksiz her yerde kullanılması, bu kavramların içinin boşalmasına yol açmış ve haklı olarak kullanılan yerlerde bile gereksiz şüphelere düşülmesine neden olmuştur. Elbette ki Devletin ve bu kapsamda kamu kurumlarının kendi özel ve gizli niteliği taşıyan bilgilerini kamuoyuyla paylaşmaması doğaldır ve bu davranışa hukuken de saygı duyulmalıdır.
Bilgi talepleri konusundaki geleneksel karşı duruş, siyaset arenasında da kendini göstermekte ve siyasetçilerin de bu oluşum içinde sorumlulukları bulunmaktadır. Özellikle milletvekillerinin bazı yazılı soru önergelerine hiç cevap verilmemesi, soruların eksik cevaplanması veya soruyla ilgisiz cevapların verilmesi; geçmişten bugüne kadar genelde benimsenen yanlış bir yaklaşım olmuştur. TBMM tutanaklarına geçen bu konudaki serzenişlere ve toplam yazılı soru önergesi ve cevaplanan yazılı soru önergesi sayılarına bakıldığında, hem muhalefeti hem de iktidarı tatmış olan siyasi partilerin bu konudaki tavırlarının iktidarda ve muhalefette olmalarına göre değiştiği görülmektedir.
Ülkemizin her alanda şeffaf bir görüntüye ulaşması, hem bu konudaki evrensel değerlerle uyumu sağlayacak hem de güven ortamını artıracaktır. Kamu kurumlarının da buna örnek uygulamalar sergilemesi ve bilgi sunumunda cömert olması, ekonomi alanının da bu gelişmelerden payını alması hiç kuşkusuz ekonomimize de sayısız yararlar sağlayacaktır. Örneğin; FED'in toplantı tutanaklarını açıklamasının değişik nedenleri olmakla birlikte, şeffaflık açısından da olumlu bir örnek olarak dikkati çekmektedir. Nitekim, T.C. Merkez Bankası'nın da benzer önemli toplantılar sonunda yaptığı açıklamalarda ve sunumlarda, bu ve benzeri evrensel görüntü ve alışkanlıklardan esinlendiği izlenimi oluşmaktadır.
Bir diğer önemli husus ise kamuoyunun gündemine gelen konular hakkında, ilgili kamu kurumu tarafından; kurumsal koruma güdüsünü aşmış bir yaklaşımla, mevcut bilgilerin doğru ve hızlı olarak aktarılması ve konuya ilişkin en sağlıklı bilgilerin sosyal medyadan ziyade ilgili kamu kurumundan alınabileceği (7/24) şeklinde bir düşüncenin çeşitli doğru örneklerle oluşturulması ve bu konudaki güvenin artırılmasıdır.