Kadın, bir toplumun, bir ulusun temel ögelerinden biridir. Tıpkı erkek gibi o da insandır. Kadın olarak doğulmaz, insan olarak doğulur. Tanrı bile 'Ey insanlar! diye seslenmektedir.
Kadını da erkeği de Tanrı yaratmıştır. Kadın ve erkeğin yaratılmasındaki amaç, birlikte özgürce yaşamaktır. Kadın ve erkek, doğuştan özgür, bağımsız ve eşittirler. Bu eşitlik, zaman içinde kadının aleyhine bozulmuş ve erkek egemenliği öne çıkmıştır. Türk toplumunda bu eşitsizlik daha önemli bir sorun durumuna gelmiştir.
Atatürk, bu eşitsizlik sorunuyla ilgili olarak şöyle der:
'Bugün, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, kadın ve erkek arasındaki yasal ve toplumsal eşitliği sağlamaktır. Kadının zorla köşeye çekilmesinin aile yaşamını mahvettiği yerde hiçbir ilerleme mümkün değildir (Atatürk'ün Bütün Eserleri 15, s. 23-24).'
Türk tarihi incelendiğinde kadın erkekle eşit olduğu görülür. Söz gelimi 'Her işe ait toplantıda kadınla erkeğin birlikte bulunması şart idi. Kadınlar, örtünme konusunda hiçbir sınırlamaya tabi değillerdi, evlilikler tek eşli idi. Çocuklar üzerinde her ikisinin de velayet hakkı vardı, erkek eşine karşı saygılıydı. Kadınlar tümüyle özgür ve serbest idiler ve boş işlerle uğraşmazlardı (Z. Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s. 112-114).'
Türkler, İslamiyet'i benimsedikten sonra, Türk kadının hakları yavaş yavaş gerilemeye başladı. Kadın, eve kapatılmış, kız çocuklar değersiz sayılmıştır. Söz gelimi Ünlü Türk şair ve düşünürü Yusuf Has Hacip, Kutatgu Bilig adlı yapıtında şöyle diyor: 'Kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa iyi olur. Kadınları her zaman evde koru. Kadının içi dışı gibi olmaz (326-327).'
Osmanlıda kadının adı yoktu. 'Yenilikçi sayılan II. Mahmut bile, kadın konusunda çok sert idi. Kadının tüm hakları elinden alınmış; sokağa çıkma yasaklanmış, evlenme, boşanma koşulları kadının aleyhine eşit olmayacak duruma getirilmiş; miras, velayet, tanıklık hakları elinden alınmıştır ( Burhan Göksel, Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atatürk, s. 75-76).'
Kadınların üzerine 'Kuma' getirilirdi ya da üç kez ' Boş ol!' denilerek evlilikleri sonlandırılmaktaydı. Cervantes'in dediği gibi 'Kadınlar, alınıp satılan ya da değiştirilen bir eşya değildir.' Ama yüzyıllar boyu bu muameleyle karşı karşıya kalmışlardır.
Osmanlıda 1861 yılına kadar kızların eğitimi ihmal edilmiştir. Kız rüştiyesi açılırken tutucu, gerici ulemaları ikna edebilmek için hadisler, ayetler aranmıştır. 1858-1920 yılları arasında yaşamış ve zamanına göre aydın bir din adamı sayılan Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, kızların eğitimi konusunda şöyle demişti:
'Kadınların eğitim görmelerine izin verirken yükseköğretimin kadınlara lazım olmadığını, şeriat tarafından kendilerine bu kadar ayrıcalık verildikten sonra, İslam kadınlarının Avrupa kadınları gibi iş yaşamına girmelerine hiç gerek yoktur.'
Kadın hakları konusu, 18. Yüzyılda gündeme gelmiştir. ABD'de 1848'de Kadın Hakları Kongresi yapıldı ve oy hakkı istendi. 1876'da ABD'de Bağımsızlık Bildirgesi yayımlandı, buna göre insanlar doğuştan özgür, bağımsız ve eşittirler. 1789'da Fransız Devrimi sonrasında İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi yayımlandı.
1792'de İngiliz, Mary Wollstonecraft, Kadın Haklarını Savunusu adlı bir kitap yayımladı. Bu kitabında kadınların eğitim, alışma, politika gibi alanlarda erkeklerle aynı olması gerektiğini savundu.
Kadın erkek eşitliği çağdaş bir yaklaşımdır. Bu nedenle 1945'te Birleşmiş Milletler Antlaşması yapılmış ve 10 Aralık 1948'de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edilmiştir. Otuz maddeden oluşan bu beyannamenin önemli maddeleri şöyledir:
Tüm insanlar özgür ve eşit doğarlar, akıl ve vicdan sahibidirler. Herkes, ırk, renk, cins, din vb. ayrılık gösterilmeden tüm haklara sahiptir. Yaşamak, güvenlik, özgürlük kişinin hakkıdır. Kimseye işkence ve eziyet gibi insanlık dışı işlemler uygulanamaz.
Herkes yasalar karşısında eşittir. Herkes, bağımsız mahkemelerde yargılanma hakkına sahiptir ve yasa dışı kimse alıkonamaz. Aile, toplumun doğal ve temel ögesidir. Hiçbir sınırlama olmadan aile kurmak serbesttir.
Her kişinin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü vardır. Kişiler mal mülk edinebilirler. Herkesin çalışmaya, eşit işe eşit ücret almaya hakkı vardır. Eğitim, kişilerin hakkıdır.
Diğer yandan 1950'de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1961'de Kadınların Siyasal Hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi ile kadın hakları koruma altına alınmıştır. Bu belgelere göre:
Kadın; eşini serbestçe seçebilme, seçme ve seçilebilme, kamu hizmetlerine girebilme, eşit işe eşit ücret, doğum izni, ağır işlerde çalıştırılmama gibi haklara kavuşmuştur.
Cumhuriyet'in ilan edilmesi ve Atatürk sayesinde Türk kadını, kendini bilmezlerin safsata sözlerinde belirtildiği gibi kimliğini yitirmemiştir. Tam tersine Türk kadını insanlık onuruna ve yüceliğine yükseltilmiştir. Atatürk'ün gerçekleştirdiği Kadın Devrimi ile Türk kadını, aile içinde kadın-erkek eşitliği, resmi nikah zorunluluğu, tek kadınla evlenme, yeteneğine ve eğitimine uygun istenilen mesleğe girebilme, mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konusunda eşitlik, seçme ve seçilebilme haklarına kavuşmuştur.
'Atatürk, kadını kafesten ve öksüzlük cehenneminden alıp özgür bir yaşama, uygarlık cennetine kavuşturmuştur (M. Turan Tan).'
'Kadına hor bakmaktan lekelenmiş karasını Atatürk sildi. Türk anasını yüzyıllık tutsaklıktan onun mübarek elleri kurtardı. Türk anası, sana insanlık onurunu o bahşetti., erkeğin bir sözüyle yıkılabilen yuvana dayanıklılığını o verdi. Yüzyıllarca ayaklar altında çiğnenmiş haklarını Atatürk geri verdi.(Y. Nabi).'
Atatürk diyor ki:
'Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir.'
'Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye yaraşırsın.'
'Kadınlarımız, umacı gibi kalmamalıdır.'
'Allah'ın buyurduğu şey, kadın ve erkeğin birlikte bilim ve bilgiyi kazanmasıdır.
'Kadınlarımızın çalışmaya katılması için hiçbir engel, hiçbir dinsel yasa yoktur.'
'Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir neden yoktur.'
Tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.