Geçen gün kızımla sohbet ediyorduk gelişmiş ülkelerdeki sorunlardan bahsediyorduk ve laf döndü dolaştı 'refah düzeyi hayli yüksek olan İskandinav ülkelerinde intihar oranı neden bu denli yüksek?' sorusuna geldi.
Dünyadaki en mutlu ülkeler sıralamasında her zaman en üstte sıralandığını bildiğimiz Nordic ülkelerinde (İsveç, Norveç, İzlanda, Danimarka, Finlandiya) piyasa mekanizması ile sosyal devlet anlayışı birlikte uygulanıyor. Bu ülkelerin bazılarında sosyal devlet anlayışının çok keskin uygulamaları var. Ücretsiz sağlık hizmetleri ve ailelerin korunmasına yönelik çok kapsamlı düzenlemeler, örneğin doğum sonrası çocuğun babasına üç ay ücretli izin verilmesi bunlar içinde ilk başta akla gelenler.
Bu tespiti yaptıktan sonra baştaki soruya cevap vermek için bu konuda değerlendirme yapan yazılara baktık. Bulgular oldukça ilginçti.
Makalelerin bir çoğunda intihar oranı ekonomik faktörlerle açıklanıyordu. Ancak bu genel geçer bir durum değildi yani ekonomisi kötü ülkelerde intihar oranı yüksektir yahut ekonomisi iyi olan ülkelerde intihar oranı yüksektir deyip geçilemiyordu çünkü istisnanın ötesine geçen bir sürü örnek vardı. Bunun yanısıra 'karanlık hava koşulları'nı intihar oranlarının yüksekliğini şekillendiren en önemli faktör olarak gören yazılar vardı. Hatta daha da ileri gidilmiş acaba Nordic ülkelerindeki insanlar kendilerine intihara yönelten özel bir 'gene' mi sahip? sorusu bile sorulmuştu. Jante yasası baktıklarımız arasında en ilginç açıklama biçimiydi. Bu yasa insanların akıllarına ve gönüllerine sinmiş ve toplumun ortak bilinci haline gelmiş bir eylem biçimini tanımlıyor. Tam anlamıyla bireyselliğe ve başarıya karşı geliştirilmiş olan suçlayıcı bir tavrı anlatıyor. Jante yasasının içerdiği ifadeler şöyle (1):
'özel olduğunu zannetme!', ' kendini bizimle aynı düzeyde görme!', 'kendini bizden daha akıllı görme!', 'kendini bizden daha iyi olarak hayal etme!', ' bizden daha çok bildiğini zannetme!', ' bizden daha önemli olduğunu zannetme!', 'herhangi bir konuda iyi olduğunu düşünme!', 'bizimle dalga geçme!', 'başkalarının seni umursadıklarını zannetme!', ' bize ders verebileceğini düşünme!'
Jante yasası bu haliyle bir topluma ait zihin yapısını anlatıyor. Bireyselliği yok eden bu zihin yapısı intiharların açıklanma biçimlerinden birisi olarak ele alınıyor.
***
Jante yasası kavramı Norveçli bir yazarın 1933 yılında yazdığı bir romana dayanıyor. Kavramın, o romanda yer alan bir şehirdeki (Jante) sosyal ilişkilerin anlatımından hareketle üretildiğini öğrenmek bizi epeyce düşündürdü. Bir toplumsal soruna dair nedenlerin o toplumun kendi müktesebatında; o toplumun kültürel birikimi içinde aranması ve bunun bir izah biçimi olarak kullanılması son derece etkileyiciydi.
***
Böyle bir gerçeklik, Türkiye'ye ilişkin bazı tespitler yapmama imkan veriyor.
Türkiye sadece global düzeydeki sorunlara maruz kalan bir ülke değil. Türkiye global ve bölgesel sorunların yaşandığı mekan haline geliyor.
Kısa vadede önemli maliyetlere yol açan bu sorunların uzun vadede fırsata dönüşebilmesi için meselelerin ele alınış biçimi ve daha da önemlisi, meseleler ele alınırken 'çerçevelemenin' hangi kavramlar etrafında yapılacağı büyük bir önem arz ediyor. Batının ürettiği kavramlara sımsıkı sarılarak kendi ülkemizde yaşanan bölgesel/küresel sorunları ne ölçüde anlayabileceğimizi ne ölçüde anlatabileceğimizi tartışmak gerekiyor. Bu coğrafyaya özgü sorunların nedenlerini ve çözüm yollarını bu coğrafyanın harmanı içinde aramayı zihinsel bir alışkanlık haline getirmenin ötesinde, İnsanlığın bilgi birikiminin sadece Batı'dan oluşmadığını hatırlamak gerekiyor. Ve Bir noktayı özellikle vurgulamak elzem hale geliyor: 'Coğrafyamıza özgü sorunları kendi üreteceğimiz kavramlarla düşünmeyi Türkiye tahayyülünün önemli bir parçası olarak görüyorum'.
(1) https://urbantimes.co/2014/07/the-happiest-countries-with-the-most-suicidal-citizens/