İhracatta gerçeği yakalamak

0

Rusya'yla Ülkemiz arasında başlayan ve halen devam eden gerginliğin sona ermesine ilişkin temenni, öneri ve şartlar gerek iç kamu oyumuzda gerekse dış çevrelerde gündemde önemli bir yer oluştururken, bir yandan da özellikle bu gerginliğin tarafı olan iki komşu ülkeye olası siyasi ve ekonomik olumsuz yansımaları tartışılmakta ve değerlendirilmektedir.

Bilindiği üzere ekonomimizin en önemli can damarını ihracat oluşturmakta onu da turizm izlemektedir. Özellikle ihracatımız son yıllarda ivme kaybetmeye başlamış, 2013 ve 2014 yıllarında hedeflerin gerisinde kalmış, 2015 yılında da hedeflere ulaşılamayacağı anlaşılmıştır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Bunları; küresel ticaretin ve büyümenin zayıflaması, parite etkisi, Rusya ve Batı tarafından birbirlerine karşılıklı uygulanan yaptırımlar, bölgesel siyasi sorunların ve çatışmaların etkileri vb. başlıklar altında sıralayabiliriz. Ancak, Ülkemizin de bu arada gerekli sanayi ve ihracat dönüşümünü yapamadığını, İhracatımızın ara malı ithalatına olan bağımlılığını azaltamadığı, teknoloji yoğun üretimi ve bu bazda ihracatımızı artıramadığımızı, tarımımızı rehabilite edip verimliliği ön plana çıkaramadığımızı ve tarımsal ürünleri sanayi ürünü haline dönüştüremediğimizi, ayrıca; mevcut pazarlardaki gücümüzü artırma, yeni pazarlar edinme ve uluslararası rekabete uyum sağlama hususlarında reflekslerimizin yavaş işlediğini kabul etmemiz gerekmektedir. Bir başka ifadeyle ihracatta gerçeği görüyor ancak gerçeği yakalayamıyoruz.

İhracat konusundaki zafiyetlerimizi ve yapmamız gerekenleri gerek devlet gerekse sektör ve bölgesel bazda üretici ve sanayicilerimiz ile ihracata gönül veren kurumların ve camiaların bildiği aşikardır. Ancak, ihracat önündeki engelleri, sorunları ve yapılan hataları muhataplarıyla ve özeleştiriyi de kapsayacak biçimde ifade etme, kamu oyuyla paylaşma ve yapıcı önerileri iletme hususunda bir çekingenlik olduğu da dikkati çekmektedir. 'Yanlış anlaşılma' düşüncesi ağır bastığında; sorunları ve önerileri iletme konusundaki çabalar somut sonuçlar getirmeyebilir.

Özellikle önemli bir ticaret ve turizm paydaşımız olan Rusya'yla yaşadığımız siyasi krizin ekonomik sonuçları (ihracat, gaz ithalatı, turizm) gündeme geldiğinde; geleneksel söylemlerin öne çıktığı, genellikle resmi ağızlardan ve bazı çevrelerden 'ekonomik kayıplarımızı telafi edecek ve ihtiyaçlarımızı giderecek alternatif planlarımızın olduğu (yeni pazarlar bulmak, ilave enerji muhataplarına yönelmek, başka ülkelerin vatandaşlarını ülkemiz turizmine çekmek gibi)' şeklinde söylemlerin arttığı görülmektedir. Halbuki bütün bu hayati önem taşıyan konuları başlangıçta geniş bir pazara yayma stratejisinin gerçekleştirilmiş olması halinde; yaşadığımız ani krizlerden etkilenmemiz minimum düzeyde kalacak ve kamu oyunda ekonomik endişelere ilişkin tartışmalar yerini sadece siyasi tartışmalara devredecektir.

Günümüzde teknolojinin ulaştığı seviye sayesinde ülkeler arasındaki fiziki uzaklıkların azaldığı, iletişim imkanlarının arttığı, küresel ticaretin geçmişe göre kolaylaştığı ve hız kazandığı (ama rekabetin arttığı) bilinmektedir. Bu kapsamda Ülkemizin beşeri gücü, ihracat çeşitliliği ve ihracat kapasitesi dikkate alındığında; ihracat performansımızın düşük olduğunu söylemek abartılı bir yaklaşım olmayacaktır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayanarak Ülkemizin 2014 yılı dış ticaret rakamları incelendiğinde de bu durum kendini açıkça göstermektedir. Bu konudaki bazı örnekleri sıraladığımızda durum daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin; ithalatımızda ilk 20'ye giren ama ihracatımızda ilk 20'ye giremeyen ülkelerden özellikle Güney Kore'ye ve Japonya'ya yaptığımız ihracatın 500 milyon doların altında olması, Hindistan'a ihracatımızın bir milyar doların altında kalması, Yunanistan'a karşı ise dış ticaret açığı vermemiz ilginç performans göstergeleri olarak dikkat çekmektedir. Bu kapsamda bakıldığında parasal ihracat hacmimizi bazı ülkeler bazında kolaylıkla yorumlamamızı sağlayacak diğer ilginç göstergeler ise şöyledir: ihracatımızın 500 milyon doları geçmediği bazı ülkeler (İrlanda, Lüksemburg, İzlanda, Finlandiya, Arjantin, Estonya, Letonya, Litvanya, Moldova, Slovakya, Makedonya, Yeni Zelanda, Arnavutluk, Hırvatistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Umman, Pakistan, Endonezya, Malezya, Nijerya vb.), ihracatımızın bir milyar doları geçmediği bazı ülkeler (Portekiz, Norveç, Kanada, Avustralya, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Kazakistan, Özbekistan, Tunus, Lübnan, Ürdün, Yemen vb.). Görüldüğü gibi; bu ülkeler dünyanın bir kenarında unutulmuş, adı pek bilinmeyen ülkeler değildir. Dolayısıyla, bu ülkelere yaptığımız ihracatın azlığı durumu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Öte yandan, kulağa hoş gelen, ancak fazla anlam ifade etmeyen bir husus ise dış ticaret hacmi kavramıdır. Bir ülkeye olan ihracatınızın o ülkeden yaptığınız ithalattan fazla olduğu bir dış ticaret hacmini söylem bazında gururla ifade etmek mantıklıdır. Bir ülkeden yaptığınız ithalatın yüksekliğiyle oluşmuş yüksek bir dış ticaret hacmini ise olumlu bir gelişme olarak algılamak mümkün değildir. Ancak, bir ülkeyle dış ticaret hacmini geliştirme mutabakatı sürecinde; ilişkileri ve aleyhinizde olan dış ticaret dengesini lehinize düzeltmeye yönelik bir strateji izlemek, bir süre için rasyonel bir politika olarak kabul edilebilir.

Sonuç itibariyle; sağlıklı bir ekonomik büyümenin lokomotifinin ihracat olduğu gerçeğinden hareketle, dünyadaki en küçük ülkenin bile özelliklerini ve ihtiyaçlarını takip eden, ihracatı ülke bazında merkezi bir sistemle yakından takip eden, devletin ve özel sektörün yakın işbirliği yaptığı bir yapıyı oluşturmamız gerekmektedir. Unutmayalım ki; her ülkeye satabileceğimiz bir malımız vardır. Ancak, Ülkemizin sanayi ve tarımdaki model olmuş ülkelere benzer bir dönüşümü gerçekleştirmesi için daha fazla zaman kaybetmesine de tahammülü yoktur.