Lozan Antlaşması ile İstanbul silahsız bölge ilan edilmiş korumasız bırakılmıştı.
Deha öngörüleri ile Hitler'in İstanbul üzerinden Rusya’ya saldıracağını yıllar öncesinden fark eden Atatürk, bu tehlikeyi İstanbul’un askeri egemenliğini de almak için fırsata dönüştürmek üzere bir taraftan Ayasofya’yı kültürel değer olarak müzeye dönüştürüp ortodoks aleminin gönlünü ve güvenini kazanmış, diğer taraftan Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan ile Balkan Antantı kurmuş, yurtta sulh cihanda sulh ilkesiyle batı aleminin de saygısını kazanmış ve edindiği bu saygın ortamda Montrö antlaşması ile İstanbul ve boğazları tümüyle Türk egemenliğine almıştır. Yani Atatürk’ün Ayasofya’yı Müzeye dönüştürmesi Silahsız bölge olan İstanbul ve boğazlarını tümüyle Türk egemenliğine almak için stratejik bir araç olarak kullanmıştır.
Şüphesiz ki bu, siyasi ve stratejik bir dehadır.
Ancak, bütün bunların ötesinde Ayasofya’nın dini açıdan da doğru değerlendirilmediği düşünülmektedir
Şöyle ki;
Kur’an’a göre İnsan, ALLAH’ın ahsenil takvim ile yarattığı en değerli varlıktır, Kölelik ise bu en değerliği en değersize dönüştüren bir davranış olarak ALLAH’a en büyük karşı duruştur. Bu karşı saf, Adem’in üstün yaradılışına karşı duran İblis’in safıdır ve İnsanlara zulmedenlerin hepsinin safı bu safdır.
Ayasofya, Bizans imparatorluğunun zulmüne karşı iki defa ayaklanan Bizans halkının iki defa yakıp yıktığı, imparatorluğun da bu ayaklanmaları katliamlarla bastırıp yeniden inşa ettiği, imparatorluğun zulmü ile mazlum halkının çatışmasının sembolü olmuş bir büyük abidedir.
Birinci Ayasofya (Megale Ecclesia - Büyük Kilise):İmparator I. Konstantinos zamanında yapıldı, 360 yılında açıldı. 404 yılında çıkan bir ayaklanmada tamamen yandı/yıkıldı.
İkinci Ayasofya: İmparator II. Theodosius tarafından yaptırıldı, 415 yılında ibadete açıldı. 532 yılında çıkan ünlü Nika Ayaklanmasında isyancılar tarafından yakılarak tamamen yok edildi.
Günümüzde ki Ayasofya, İmparator I. Justinianus tarafından Nika ayaklanmasıyla yakıldıktan sonra 532-537 yılları arasında 5 yılda yeniden inşa edilerek ibadete açılmış olan üçüncü Ayasofya’dır.
Bizans’ta Justinuanisun karısı Teodora için “fahişelik yapan Kraliçeler görmüştük ama, bir fahişenin Kraliçe olduğunu ilk defa görüyoruz” şeklinde tenkidler olmuştur.
Üçüncü ve bugünkü Ayasofya Kilisesi, işte bu İmparator ve İmparatoriçe aleyhine çıkan ayaklanmanın 30.000 kişi katledilerek bastırılmasından sonra bu katliamın üzerine yeniden inşa edilmiştir.
İçinde İslama karşı yapılan IV.Haçlı seferini yöneten ve 1205’te ölen Henricus Dandolu’nun mezarı da vardır.
İki defa Halk ayaklanmaları ile yakılıp yıkılmış olan bu İbadethanenin bu günkü üçüncüsü de kurulduğundan beri önce Hristiyan alemi içinde, zalim imparator ile mazlum halkın çatışma sembolü olmuş, Fetihten sonra da İslam alemi içerisinde mescit değeri tartışılagelen bir ibadethane olagelmiştir ki bu durumu Kur’an ı kerimin; takva ile inşa edilmemiş olan “o ibadethane binaları, gönülleri bölüp
parçalayan kuşku olarak tartışılmaktan öteye geçmez” diyen Tevbe Suresi/110.Ayetinin tarifine tam olarak uymaktadır.
Diyanet vakfı İslam Ansiklopedisinde, Ayasofya’nın Baba-Oğul-Kutsal Ruh şeklindeki üçlü inanç sisteminin ikinci unsuru olan “OĞUL”(Allah’ın oğlu) inancı adına kurulduğu belirtilmektedir.
Kısaca ifade etmek gerekirse Ayasofya, takva ile inşa edilmiş bir ibadethane olmadığı gibi, mazlum halkı ezen zulmün ve zalimin eseri bir binadır. Kur’an, ALLAH ile savaşanların yaptıkları bu gibi binalarda ebeden (kesinlikle) namaz kılmayınız diyor (Tevbe/108).
Ayasofya, Şehrin fethinden sonra fethin sembolü olarak Camiye çevrilmiş ise de bugün, Ayasofya’nın hemen yanı başında Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin kıraatı ve duaları ile ve İslam aleminin ilk Mescidinin inşaatında çalışan peygamberimiz örneğine uygun olarak, Sultan Ahmet’in de inşaatında çalıştığı, temelinin atılışında ve açılışında tüm fakir fukaranın yedirip içirildiği ve infak edildiği, tümüyle takva eseri Sultan Ahmet Camii ve bir çok Cami mevcuttur(Kur’an diyor ki; “ALLAH’ın rızası üzerine inşa edilen mi iyidir, cehenneme taşıyan mı ?).
Bu durumda, yanı başında bu değerli mescitler dururken Ayasofya’da namaz kılınır mı kılınmaz mı sorusunun, keza, yanı başında bu değerli mescitler dururken Ayasofya’ya daha büyük değer verilmesi bu değerli mescitlere saygısızlık olur mu olmaz mı sorusunun Kur’an ı kerime uygun olarak uzmanlarınca iyi değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim !