Haliç Sanat’ta üç yeni sergi

Sanatçı Havva Kılıçbay, ilk kişisel diorama sergisi “Sessizliği Dinle” ile sanatseverleri Haliç’in tarihi dokusunda masalsı ve bir o kadar gerçekçi bir yolculuğa davet ediyor. Mekânların ruhunu mikro ölçekte yeniden kurgulayan Kılıçbay, izleyiciyi sadece minyatür dünyalara bakmaya değil; terk edilmiş mekânların, yarım kalmış hikâyelerin ve görünmeyen hayatların izini sürmeye çağırıyor. “Sessizliği Dinle”, geleneksel modelleme anlayışının ötesine geçerek dioramayı güçlü bir anlatım dili olarak konumlandırıyor. Kayıp, yalnızlık, hatırlama ve terk edilme gibi evrensel temaları milimetrik detayların içine ustalıkla yerleştiren sanatçı, harabe bir evin önünde unutulmuş bir bisikletten tozlu raflarla çevrili bir yazar odasına, boş bir gelinliğin bıraktığı hüzünden yaşanmışlıkların izini taşıyan metruk köşelere kadar geniş bir anlatı evreni sunuyor. Havva Kılıçbay’ın çalışmalarının temel felsefesini oluşturan “Bakmak yetmez. Hissetmek için durmak gerekir” düşüncesinden yola çıkan sergi, zamanın içinde donmuş anları yeniden görünür kılarken, izleyicinin kendi hafızasıyla bağ kurabileceği sessiz bir karşılaşma alanı yaratıyor. Diorama sanatının sunduğu görsel zenginliği, hikâye anlatıcılığının felsefi derinliğiyle birleştiren “Sessizliği Dinle” sergisi, Haliç Sanat 1’de ziyaret edilebilir.

Çağla Celayir – “Topraklanma”

Sanatçı Çağla Celayir’in “Topraklanma” başlıklı sergisi, insanın hafıza, zaman ve varoluşla kurduğu ilişkiyi sorgulayan kavramsal bir sanat serisi olarak izleyiciyle buluşuyor. Küratörlüğünü Şerif Yaşar’ın üstlendiği sergi, “topraklanma” kavramını yalnızca elektriksel ya da fiziksel bir süreç olarak değil; aynı zamanda bilinç, bilinçdışı ve hafızanın dönüşümünü düşünmeye imkân veren felsefi bir metafor olarak ele alıyor. Elektriksel anlamda bedenin fazlalık yüklerini nötralize eden toprak, bu seride insan zihninin ve deneyimlerinin biriktirdiği görünmez yükleri taşıyan bir hafıza alanı olarak yorumlanıyor. Sergi, toprağı yalnızca gömen ya da saklayan bir yüzey olarak değil; geçmişi dönüştüren, zaman içinde yeniden anlamlandıran ve yeni varoluş biçimlerine alan açan canlı bir arşiv olarak düşünmeye davet ediyor. Celayir’in sergide yer alan çalışmaları, X ve 0 formları, yumurta, göz, kafatası, kök, fiş ve keçi gibi güçlü semboller aracılığıyla varlık ile yokluk, başlangıç ile son, hatırlama ile unutma arasındaki ilişkileri araştırıyor. Bu imgeler, doğa ile teknoloji, organik olan ile yapay olan arasında kurulan çağdaş ilişkileri de görünür kılarak izleyiciyi çok katmanlı bir düşünme alanına davet ediyor. “Topraklanma” serisi, izleyiciyi estetik bir deneyimin ötesinde; kişisel hafıza, bastırılmış duygular ve içsel yüklerle yüzleşmeye çağıran düşünsel bir alan sunuyor. Bu bağlamda topraklanma, bir arınma sürecinden çok, insanın kendi geçmişi ve iç dünyasıyla kurduğu eleştirel bir temas biçimi olarak yorumlanıyor. Haliç Sanat 2’de ziyarete açılan “Topraklanma” sergisi, izleyiciyi hem bireysel hem de kolektif hafızanın katmanları üzerine düşünmeye davet eden çağdaş bir sanat deneyimi sunuyor.

Emine Navruz – “Tavşan Deliği”

Minyatür sanatçısı Emine Navruz, “Tavşan Deliği” sergisinde “Alice’in Harikalar Diyarı”nı eğlenceli bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Sanatçı, Alice’in macerasını iskambil kartlarına taşırken her kart, hem tanıdık hem de bambaşka bir sahneye dönüşüyor: Gülümseyen kraliçeler, şaşkın tavşanlar, tersine dönmüş kurallar ve her şeyin ciddiyetini hafifleten bir mizah… “Tavşan Deliği”, bilinçaltının renkli kıvrımlarına açılan bir kapı; fantastiğin, oyunun ve detayın iç içe geçtiği bir alan. Burada ölçü kaybolur, anlam küçülür, bakış büyür. İzleyici, kartların arasına eğildikçe, belki kendi çocukluğunun merakına, belki de unuttuğu bir düşüne yaklaşır. Bu sergi, bir kaçış değil; gerçeği eğip bükerek yeniden görmenin, küçülerek büyümenin bir daveti. “Tavşan Deliği” sergisi, Haliç Sanat 3’te görülebilir.