Şanlıurfa’nın kuzeydoğusunda, Germuş Dağları’nın eteğinde yer alan Göbeklitepe, insanlık tarihinin en önemli arkeolojik keşiflerindedir. Yaklaşık 11.500 yıl öncesine tarihlenen bu alan, yalnızca geçmişten günümüze uluşan taş yapılardan ibaret değildir. Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılması, insanların yerleşik hayata geçişi, tarımın başlangıcı, toplumsal örgütlenme ve inanç sistemlerinin ortaya çıkışı hakkında bizlerin düşüncelerini yeniden şekillendirmiştir. Unesco, Göbeklitepe’nin anıtsal yapılarının M.Ö. 9600-8200 yılları arasında avcı-toplayıcı topluluklar tarafından inşa edildiğini belirtmektedir.
Göbeklitepe’ye ait kazı çalışmaları 1963 yılında, İstanbul ve Chicago Üniversiteleri tarafından ortak yapılan araştırmalar sonucunda V52 Neolitik Yerleşimi olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak o dönemde bölgenin önemi tam anlaşılmadığından kapsamlı çalışmalar yapılmamıştır. Yaklaşık 30 yıl sonra Alman arkeolog Klaus Schmidt bölgeyi ziyaret etmiş ve bulunan kireçtaşı yapıların sıradan taşlar olmadığını fark etmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda toprağın altında çok daha büyük ve önemli yapılar olduğu keşfedilmiştir.
1995 yılında Şanlıurfa Müzesi ile Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliği yaparak kazı çalışmaları başlamıştır. Kazılar ilerledikçe T şeklinde dev dikilitaşlar, hayvan kabartmaları ve dairesel yapılar ortaya çıkmıştır. Böylece insanlık tarihinin en eski anıtsal yapılarından birinin varlığı bilim dünyası tarafından anlaşılmıştır.
Göbeklitepe’nin en dikkat çekici özelliklerinden biri T biçimindeki dev taş sütunlardır. Bazıları 5,5 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Bu kabartmaların üzerinde tilki, domuz, akrep, yılan gibi hayvanlara ait kabartmalar yer almaktadır. Daha da şaşırtıcı olan buluş ise tüm bunların yazının gelişmediği, tekerleğin bulunmadığı, gelişmiş metal aletlerin henüz keşfedilmediği bir dönemde ortaya çıkmış olmasıdır. Tonlarca ağırlıktaki taşların çıkarılması, işlenmesi ve belirli bir düzende yerleştirilmesi, insanların o dönemde büyük gruplar halinde organize olabildiğini göstermektedir.
Göbeklitepe’den önce yaygın olarak kabul edilen görüşlerden biri insanlığın önce tarım yapmaya başladığı, ardından yerleşik köyler kurduğu ve daha sonra dini yapılar inşa ettiği yönündeydi. Göbeklitepe’nin keşfi ise sıralamanın bu kadar basit olmadığını gösterdi. Çünkü burada bulunan anıtsal yapılar henüz tarım toplumlarının yeni ortaya çıktığı bir dönemde yaşayan avcı- toplayıcı topluluklar tarafından inşa edilmişti. Bu durum bilim insanlarının şu önemli soruyu sormasına neden oldu? Acaba insanlar önce yerleşik hayata geçip ardından büyük dini yapılar mı inşa etti, yoksa ortak inançlar ve büyük toplumsal törenler insanları bir araya getirerek yerleşik yaşamın gelişmesine mi yol açtı?
Göbeklitepe uzun yıllar boyunca dünyanın en eski tapınağı olarak adlandırıldı. Ancak günümüzde arkeologlar daha dikkatli bir yaklaşıma sahipler. Yapılan ritüeller ve toplumsal etkinliklerin tam olarak hangi amaçlarla yapıldığı bilinmiyor. Bölgede daha karmaşık olmayan evsel yapıların da bulunması, Göbeklitepe’nin sadece dini bir ritüel alanı olmadığını düşündürüyor.
1963 yılında fark edilen ancak önemi 1990 lı yıllarda anlaşılan bölgenin henüz tamamı ortaya çıkarılmış da değil. Bu nedenle toprağın altında cevaplanmayan daha pek çok soru bulunabilir. Gelecekte yapılacak kazılar insanlığın ilk büyük topluluklarının nasıl oluştuğu, inançların toplumları nasıl şekillendirdiği ve yerleşik yaşama neden başlandığı konusunda bizlere cevaplar verebilir.