Geleneksel sorunumuz döviz

0

Ülkemiz geçmişten günümüze gelinceye kadar dövizle olan stresli yolculuğunda değişik aşamalar ile süreçleri yaşamış; bazen acı tecrübeler edinmiş bazen de cesaretli ve gerekli adımları atmıştır. Bu kapsamda sabit kur rejiminin uygulandığı, devalüasyonların yapıldığı, döviz yokluklarının ve kısıtlamalarının olduğu dönemlerin ayrıntıları ekonomi tarihimizin yaprakları içinde yer almış ve her olayı o zamanın şartları içinde değerlendirmek gerektiğine ilişkin rasyonel düşüncenin ışığı altında yararlanmak isteyenlerin değerlendirmelerine muhatap olmak üzere arşivsel bir misyon üstlenmişlerdir.

Türk Lirasının tam konvertibiliteye geçmesiyle birlikte bir çok zorluk geride bırakılmış ancak dövize bir başka ifadeyle rezerv paralara (dolar, euro, sterlin, yen vb.) olan ihtiyaç sadece Ülkemize özgü bir sorun olarak değil, küresel bir değişim ve değer aracı olarak her zaman ekonomi gündemlerinde önemli bir yer edinmiştir.

Küresel büyümenin ve ticaretin ivme kaybettiği günümüz dünyasındaki olumsuz gelişmelerin Ülkemize yansımalarının ve bölgemizdeki ve bazı sınır komşularımızla olan gerginliklerin ihracatımızda yarattığı daralmanın devam edeceği ve parite etkisiyle izah edilme gerekçesini aştığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, gerek küresel iktisadi durumun/terörün dünya turizmine vereceği zarar kapsamında Ülkemizin de etkilenmesi gerekse Ülkemizdeki terörün ve Rusya'yla olan ilişkilerimizin mevcut durumu dikkate alındığında; turizmdeki kayıplarımızın da artacağı görülmektedir. Ayrıca, dünya petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün ve ithalatımızdaki daralmanın sonucunda cari açıkta oluşan iyileşmenin sürdürülebilir olmadığı ve belirsizlikler taşıdığı bilinmektedir.

Küresel ekonomik tabloya bakıldığında ise; Japonya ve Avrupa Merkez Bankaları izledikleri gevşek para politikasının dozunu artırırken, FED'in faizleri artırma sürecini yavaşlatması, uluslararası sermaye akışı açısından 2016 yılının beklenenden daha az sıkıntılı geçebileceği ihtimalinin de olduğunu göstermektedir. Ülkemizin özellikle sermaye getirisi açısından yabancılar için cazibesini koruduğu ancak, risklerin daha da önemsenmesi halinde sıkıntılı bir sürece girme olasılığının artacağı görülmektedir.

Ülkemizde dövizle ilgili diğer fiili görüntülere bakıldığında ise görünen tablo şöyledir: Dövize olan ilgi ve güvenin seviyesini koruduğu ve bankalarımızdaki toplam mevduatın yaklaşık % 44'ünü döviz tevdiat hesaplarının oluşturduğu, uluslararası rezervlerimizde bir azalma ve durağanlık sürecine girildiği, dış borçların özel sektör ağırlıklı olmasına rağmen; artan koşullu yükümlülüklerin her zaman kamu için ciddi bir risk oluşturduğu ve kurlardaki önemli oynamaların özel sektör bilançolarını çok etkilediği dikkate alındığında; konunun önemi ve hassasiyeti daha net anlaşılmaktadır. Öte yandan, Orta Vadeli Programda ekonomik projeksiyonun 2016 yılı için ortalama dolar kurunun 3 TL. olarak öngörülmesi üzerine kurulduğu ve yılın geriye kalan dokuz ayında kurlarda ciddi bir oynama olmaması halinde ancak bu hedefe ulaşılabileceği dikkate alındığında; zorlu bir sürecin bizi beklediğini söyleyebiliriz.

Nitekim, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda 20.01.2016-17.02.2016 tarihleri arasında görüşülmesi sırasında Hükümetin ekonomi politikasından sorumlu olan kabine üyelerinden; Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in 'Rezervlerimiz; milli gelire oran olarak da, kısa vadeli borçlarımıza oran olarak da arzulanan noktada değil, bu açık ve nettir.' Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın 'Bankacılık kesiminin ve reel sektörün yurt dışına olan döviz cinsinden borçları konusunda dikkatli olmaya devam etmemiz elzem.' ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın ise 'Bu kurun yarın ne olacağını, bir sene sonra, üç sene sonra ne olacağını hiç birimiz kesin bir şekilde söyleyemeyiz doğrusu. Daha iyiye de gidebilir daha kötüye de gidebilir.' şeklindeki cümleleri konuşmaları arasında kullandıkları dikkate alındığında, döviz ve kur konusundaki hassasiyetin ekonominin siyasi kurmaylarınca da benimsendiği görülmektedir.

Dolayısıyla, döviz kurlarını sadece para ve kur politikalarıyla kontrol altında tutmanın mümkün olmayacağını da göz önüne alarak, döviz gelirlerimizdeki azalmayı telafi edecek ve rezervlerimizi artıracak tedbirleri süratle uygulamaya sokmalı, döviz yükümlülükleri açısından ise dikkatli olmalıyız. Döviz gelirlerimizi artırmak kadar önemli diğer bir konunun da kur istikrarını korumak olduğunu unutmamalıyız (Türk Lirasının olması gereken değeri ayrı bir tartışma konusudur). Bu kapsamda 'faiz-kur-enflasyon' arasındaki sıkı etkileşimi küçümsememeli, iyi analiz etmeli ve rasyonel karar vermeliyiz. Kurlarda yüksek oranlarda oynamalara sebebiyet vermeyecek basiretli, tedbirli ve teknik ağırlıklı bir bakış açısının ve uygulamanın sayısız yararları vardır. Bu bağlamda Merkez Bankası'nın Nisan ayında atanacak yeni Başkanının önümüzdeki ekonomik süreçteki teknik performansı merak edilmektedir.