Fenerbahçe Az Kalsın Kazanıyordu

Fenerbahçe komple bir takımla oynuyordu. Roma özellikle önde adam adama pres yapabilen, top kayıplarına anında müdahale edebilen, rakiplerini hataya zorlayıp pas kanallarını kapatabilen ve dar alanda müthiş paslaşmalar yapabilen bir takımdı.

Fenerbahçe oyunu kuralına göre oynamak ve Roma'nın gücüne göre aklını kullanmak zorundaydı. Kısacası topu İtalyanlara bırakıp, evinde olmasına rağmen savunmacı ve geçiş oyunu yapan bir kimliğe bürünmeli ve nefesini ekonomik harcamalıydı.

Nitekim de öyle oldu. Meşin yuvarlak konuk takımdaydı. İlk 10 dakika geldiler, gelmeye çalıştılar. Biz hızla kontraya çıkmanın yollarını arıyorduk. Önce Bartuğ, sonra da Kerem ile şutlar çektik. Evet Bartuğ ilk 11'deydi. Roma gibi güçlü bir rakibe karşı 3'lü orta saha ile başlamak gayet mantıklı bir karardı teknik adam adına. Gendouzi olmayınca takımın ikinci bölgesini Bartuğ - İsmail - Kante oluşturmuştu.

Gol yememe ve rakibe pozisyon vermeme adına en önemli nokta ceza alanı çevresinde ayağımızdaki topu kaybetmemek ve meşin yuvarlağı sarı kırmızılılara kaptırmamaktı. Benzer bir senaryo maçtan önce soyunma odasında konuşulmuş olmalıydı. Kerem tam da böylesine bir hata yapıp Dybala'yı gol pozisyonuna soktu ama Ederson çok konsantreydi. Bu, baskın oynayan Roma'nın ilk tehlikeli atağıydı.

İlk yarım saatin sonunda gördük ki Roma'nın ataklarında Fenerbahçe defansından dönen topları genelde Kante topluyordu fakat Kante'nin de yapabileceği de sadece meşin yuvarlağı Vedat'a ulaştırabilme çabasıydı. Bu da Kerem'in bir bağlantı oyuncusu kimliğiyle oynamamasından dolayı Vedat'ın ileride yalnız kalması anlamına geliyordu.

Tam da oyunu dengede götürürken Malen'in asistinde Cristante'nin uzaktan sert vuruşuna engel olamadı Ederson. Yerden sekip gelen ve uzak direğe giden meşin yuvarlağa uzansa da çıkaramadı Brezilyalı kaleci. Nazar boncuğuydu bu sayı. Ederson yükselen form grafiğini Roma karşısında da devam ettiriyordu.

İlk Yarının Notu: Bence en dikkat çeken detay Semedo'nun ilk 11'de olmamasıydı. Bu akıllara iki soruyu getirdi ister istemez. Kadroyu başkan mı yapmıştı? Herhalde Talisca'yı da başkan göndermişti! Madem Semedo yedek kalacaktı, Talisca niye gitmişti? Herşeye rağmen şampiyonlar ligi tecrübesiyle oyuna Mert değil Semedo ile başlanmalıydı.

İSMAİL HOCANIN TAKTİKSEL DİSİPLİNİ

İkinci yarıya öne gidip pozisyon bulmanın bilinciyle başladı sarı lacivertliler. Brown ile gelen çok erken gol, Fenerbahçe'yi bir anda oyuna ortak etti. Gelen sayı İngiliz ortak yapımıydı. Greenwood'un güzel pasını nefis bir son vuruş ile süslemişti Archie. Hemen bir kaç dakika sonra Vedat eğer golü yapabilseydi, ilk maçı 3 puanla kapatmak hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşecekti. Bu arada uzun süre topu süren Kante'nin emeğine de yazık oldu doğrusu.

Roma yine daha çok yüzdeyle topa sahip olsa da, istediğini oyunu sergileyememeleri ve skor olarak üstünlüğü ele alamamaları teknik direktörleri Gasperini'yi ardı ardına yedek kulübesine yöneltmeye sevk etti. Oyuna hükmetmelerine rağmen tecrübeli teknik adam üç puanı mutlaka kazanmalıyım dercesine ve sanki mağlupmuşcasına 74. dakikada üç oyuncu birden değiştirdi.

İsmail Kartal alkışları fazlasıyla hak etti bence. Oyunu iyi okumakla kalmadı, taktiksel disipline de sadık kalarak özellikle oyunun merkezini Bartuğ'un sakatlığından sonra da Levent Mercan ile devam ettirmeye çalıştı. Oğuz Aydın'ın mutlak fırsatı kaçırması, Ake'nin direkten dönen kafa vuruşuyla şampiyonlar ligine galibiyet ile başlamaya ramak kalmıştı. Bu arada Roma'nın da Malen ve Dybala ile olan gol girişimlerini de söylemeden geçmeyelim.

Gecenin Notu: Karşılaşma öncesinde bir çok kişinin, "Acaba Fenerbahçe kaç farklı yenilecek?" diye aklından geçirdiği bir kaos senaryosu asla gerçekleşmezken, oyun içerisinde de sarı lacivertliler asla aciz bir duruma da düşmediler ve hadlerini bilerek oynadılar. Fenerbahçe tam bir teknik adam takımı gibi oynadı şampiyonlar liginin kendi adına açılış maçında. Kazansalardı, çok fantastik bir başlangıç yapmış olacaklardı.