Geçen son on gündür 13. Ankara Kitap Fuarı'ndan Hoton Yayınları standında binlerce kitapseverle buluştuk. Kitap imzaladık, konuştuk. Bazen sitemlerine, öfkelerine tanık olduk. Tespitlerden en dikkat çekeni ise ziyaretimize gelen Ülkücü camianın efsane isimlerinden Musa Serdar Çelebi'nin, 'Türkiye'nin bir gün bile hükümetsiz kalmaya tahammülü yoktur' sözleriyle dış politikadaki ateş çemberine dikkat çeken sözleriydi.
Sizi temin ederim ki, muhafazakar camiayı temsil ettiği, taktığı başörtüsünden, parmağındaki gümüş yüzükten, giyim tarzından belli olan insanların standın önünden geçerken 'Das İst Erbakan', 'Mücahit Başbuğ', 'Büyük Doğu'nun Atlıları' kitaplarını görünce başlarını çevirmelerini bırakın yüzlerini ekşitmelerine tanık oldum. Pazar günü akşam saatlerinde partisinin programı için Congresium'a gelen Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki'nin kitap fuarını ziyaret ettiği anonsu yapılır yapılmaz, müzik yayını yapan stantlardan '10.Yıl Marşı', 'Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa' diye nakaratı bilinen 'İzmir Marşı' çalınması rastlantı olmayacak kadar pasif direnişti.
Fuar gözlemlerinden genele gidersek 'Siyasetten soğuma kadar, iktidardan soğuma olabilir mi ?' yorumları imzaya gelen yazarlarımız tarafından yapılırken Ak Parti'de siyaset yapmış, bakan olmuş, milletvekili seçilmiş insanların yol arkadaşları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef göstererek suçlamaları artık kaynayan tencerenin kapağını zorladığını göstermektedir. Hatta bazılarının Cumhurbaşkanı'nın devamlı ekranlarda konuşmasının dalga konusu olduğunu söylemesi, MSP döneminde Erbakan için söylenenleri düşündüm ve aklıma şu hatırayı geldi:
'Erbakan'ın üniversitede 'cıvatayı demir filizlerinden' anlatmaya başlaması eleştirilere de neden oluyordu. MSP eski Genel Sekreteri Gündüz Sevilgen Erbakan'ın çok konuşması ile ilgili olarak şu hatırasını anlatıyor:
'Erbakan Hoca' nın basın ve televizyonlarla ilişkisi zaman zaman eleştirilere neden olurdu. Özellikle gazetecilere ve televizyonlara yaptığı açıklamalar bazen de bizi sıkıntıya sokardı. Hoca'nın bazı olayları abartma üslubu bizim en çok eleştirdiğimiz konulardan biriydi. Bir gün Konya Milletvekilimiz Şener Battal şöyle konuşuyordu:
-Ya şu Hoca bir kez ikaz edilse de çok konuşmasa. Konya' da kendisine İsmail Dümbüllü diye ad takmışlar.'(RP'nin Gülen Yüzü, Fehmi Çalmuk, Karakoç Yayınları,1996)
Ben bu filmi daha önce görmüştüm. Anavatan Partisi'nin Özal sonrası parti içinde, Refah Partisi'nin kapanmadan önceki günlerinde, hatta 3'üncü cildini hazırladığım 'Das İst Erbakan' kitabı için incelediğim MSP döneminde okudum. Ayrışma arifesinde yaşanıyor bu tip olup bitenler. Recep Tayyip Erdoğan gibi karizma bir lideri bazen direkt bazen de etrafında dolanarak eleştirmekten öte kötü gidişatın müsebbibi saymak, işin içinden sıyrılmak için günah keçisi bulmaya, şampiyon boksöre erken jübile yaptırmak istemeye benziyor.
28 Şubat olmuş, RP'ye kapatma davası açılmış dimdik duran Erbakan'a yönelik RP'li gençlere şu slogan attırılıyordu:
'Hocam Çankaya seni bekliyor.'
Sloganı duyar duymaz 'Aman' dedim. İlk fırsatta merhum Hocam'a arz ettim.
'Hocam size erken jübile yaptırmak istiyorlar. Partiyi bölecekler.'
Hocam aynı yorumu yapan milletvekiline gayet sakin bir edayla 'fitne kovası taşımayın. Allah'ın dediği olur' deyivermişti. Halbuki Erbakan hoca istihbaratı güçlü bir liderdi. Kimin ne dediğini, ne yaptığını inceden inceye süzer, yaymadan, yormadan tereyağının içindeki kılı çekip alırdı. Recep Tayyip Erdoğan da öyle değil mi? Hangi eski bakan, vekil, şu andaki bakan ve vekiller ne yapıyor, kime gidiyor, hangi kapıyı çalıyor. Biliyor bilmesine de 15 Temmuz sonrası FETÖ tasfiyesi yapılmayan tek kurum siyaset olduğu için etrafına çevrilen ablukayı yaramıyor. Onun için de 31 Mart seçimleri bir fırsat. Kendisini tasfiye etmek için uğraşanları, erken jübile yaptırmak isteyenleri 31 Mart'ta erken jübile ile göndermek istiyor.
Geçenlerde TBMM eski Başkanı Arınç'ın bir kitap dolayısıyla açıklamasını okudum. Şöyle diyordu TBMM eski Başkanı:
'Affetmeyeceğim bir tek şey var; AK Parti'nin karşısında bir başka parti kurup da, AK Parti ile mücadele etmeye yeltenmeleri affedilecek bir şey değildir. Ama ayrılmıştır, AK Parti'ye olan küskünlüğü oluşmuştur. Ama kendi değerini muhafaza etmiştir, buna saygı duymalı. Ve onların AK Parti ile bütünleşmesini temin edecek tedbirler alınmalıdır. Benim, bu yaşımdan sonra artık bana bu şerefleri bahşeden partiye ve Genel Başkana bağlı olmaktan başka bir seçeneğim yok ve bunu da şerefle taşıyacağım.'
Tecrübe ile sabit ki bu tür açıklamaları aslında tersten okumak gerekli. Yukarıdaki sözlerin söylendiği günlerde TRT'de yayınlanan Payitaht Abdülhamid dizisinde saraya, padişahın yanına kadar sokulmuş, jön Türklerin adamı, emperyalistlerin oyuncağı paşa deşifre ediliyordu. Tarihte yaşandı. Abdülhamid'in hal fermanını imzalayanlar yanı başındaki alimler, münevverler, toplum önderleri, padişah kudretiyle saraya gelmemişler miydi?
Merhum Necmettin Erbakan Hocama rahmet dilerim. 28 Şubat'ın yıl dönümü... Önümüzde onun kadar tehlikeli bir gün daha var: 31 Mart... Erken jübile yaptırmak isteyenlerin sevincini seyretmek istiyorsanız seyredin, seyretmek istemiyorsanız evladı olduğunuz vatan hakkı için bir şeyler yapın. Vesselam...