Ekonomimizin yapısını ve bakış açısını değiştirebilmek?

0

Bugünlerde yaşadığımız, şahit olduğumuz ve değerlendirmelerde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik hayattaki dalgalanmalar ile gelişmelere ilişkin olarak, gelecek dönemlerde daha sağlıklı yorumlar yapılacak, siyaset ve ekonomi tarihinin yapraklarına objektif notlar düşülecektir. Dolayısıyla; araştırmayı seven, geçmişte yapılanları, söylenenleri ve gerçekleşenleri bir arşiv boyutuyla gündeme getirecek olanların çabaları sonucunda; bugün için gündemde yer alanların yaptıklarının ve söylemlerinin haklılığı veya haksızlığı ortaya çıkacak, kimileri haklı bir gurur içinde olacak, kimileri de mahcubiyet içinde suskun kalacaklardır. Özellikle ekonomiye ilişkin söylemler ve yorumlar ile gerçekleşen ekonomi tablosu karşılaştırılacak, övgü ve eleştiri sahipleri de bundan olumlu veya olumsuz paylarını alacaklardır.

Ülkemiz için çok önemli olduğu herkes tarafından kabul edilen ve 1 Kasım 2015 tarihinde yapılacak olan erken genel seçimlerin sonucunda kurulacak olan hükümetle birlikte, evrensel kabul görmüş demokrasinin ve hukukun tüm ilkeleriyle birlikte benimsenmesi ve yerleşmesi; ekonomimizin yapısını, ufkunu ve ivmesini değiştirebilmek için yeni bir şans olacaktır. Çünkü, sermayenin ve girişimin temkinli yaklaşımı dikkate alındığında; belirsizliklerin az, iktisadi yapıların kurumsallaştığı ve hukuk güvencesinin gelişkin olduğu ülkelerin daha cazip olduğu görülmektedir. Sermayenin coğrafi sınır tanımaması; kalkınmalarını ve gelişmelerini sağlamak ve artırarak sürdürmek isteyen ülkeler için vazgeçilmez bir avantajdır ancak, bundan katma değer yaratarak yararlanmak işin püf noktasını oluşturmaktadır. Aksi halde, kaynakların prodüktif kullanılmaması sonucunda, ekonomilerin daha da zor duruma düşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Almanya, Japonya, Güney Kore, Tayvan vb. ülkelerin ekonomi alanında gerçekleştirdikleri mucizeleri tüm dünya gibi bizler de görmekte ve imrenmekteyiz. Ülkemizin de bu ülkelerin yaptığı ekonomik atılımları örnek alarak ve kendine has bir ekonomik modeli kurarak bu dönüşümü gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ekonomimizde, klasik yanlışların kalıplaştığı ve alışkanlık haline geldiği, bazı olumsuzlukların kendi içinde yeni bir denge oluşturduğu görülmektedir. Bu kıskacı ve oluşan bu ekonomik yapıyı kırmanın ve dönüştürmenin zorluğunu kabul etmekle birlikte, özellikle üretim yapımızın değiştirilerek; teknoloji üreten, yüksek teknolojili ürün pazarlarında ve bilgi ve iletişim teknolojilerinde küresel başarılara imza atan bir ülke konumuna gelmemiz gerekmektedir. Bu konuda; genç, eğitimli ve teknolojiye meraklı bir beşeri kaynağımızın olması, Ülkemizin önemli bir avantajıdır. Ancak, bu potansiyeli ilgili alanlarda yetiştirme, geliştirme, yönlendirme, gerekli teşvikleri sağlama ve sermaye ile buluşturarak sonuca dönüştürme açısından göstereceğimiz başarının seviyesi geleceğimizi şekillendirecektir.

Özel sektörün anılan transformasyon sürecinde ve yeni oluşturulacak model içinde lokomotif olması kaçınılmazdır. Ancak, özel sektörden bu dönüşümü tek başına yapması gibi sığ bir beklenti içinde olanların, bu dönüşümü algılayabilmesi mümkün değildir. Devletin ise; gerekli kaynağın sağlanmasına ve alt yapının kurulmasına yönelik olarak siyasi, iktisadi ve hukuki zemini hazırlaması ve bu süreçte; kararlı, yönlendirici ve teşvik edici bir şekilde çaba göstermesi işin temelini oluşturacak, bürokrasinin geleneksel bakış açısını revize etmesi de bu süreci hızlandıracaktır.

Siyasetçiler de geleneksel ve popülist tavırlarından uzaklaşmalı ve öngörülen ekonomik yapının kurulmasına önderlik etmelidirler. Hükümetleri oluşturan bakanlar ise; tebrikleri ve ziyaretçileri kabul etme, bireysel sorunları çözme, açılış ve yıldönümü gibi törenlerde konuşma yaparak zamanlarını harcamak yerine, bakanlıklarında bürokratlarıyla ve teknokratlarıyla, oluşacak yeni modele ilişkin çalışma yapmaları, bu sürece katkılarını artıracaktır (Görev alanlarına ilişkin olarak kamu oyuna bilgi vermek istediklerinde, basın toplantısı yapmak daha rasyonel bir davranış olacaktır).

Yeni bir ekonomik yapının ve üretim modelinin ilkeleriyle birlikte kurulması ve kurumsallaşması sürecinde; mevcut düzen içinde üretmeden kazananların, haksız rekabetle kazanç sağlayanların ve değişik nedenlerle mevcut yapının devamını arzu edenlerin direnciyle karşılaşılacağından, bu konuda da hazırlıklı olunması gerekecektir. Diğer bir önemli konu ise; ekonomi alanında oluşan bazı yozlaşmaların ve iş ahlakıyla ilgili sorunların giderilmesi, etik değerlerin yerleştirilmesi ve genel kabul görmesinin sağlanmasıdır.