Ekonomimize bakışımız samimi mi !

0

Toplum olarak; başta siyaset, dış politika, futbol, insan sağlığı, ticaret vb. bir çok konu olmak üzere hemen hemen her konuda bilgi düzeyimizden bağımsız olarak detaylı, öz güvenli, hararetli ve değişkenlik gösteren konuşmaları ve önerileri yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz bilinmektedir. Bu yanlış tavrı toplumun eğitimli kişilerinin de gösterdiği bir atmosferde ekonominin unutulması da doğal olarak mümkün olmadığından, bu konuda da bilgi düzeyi ne olursa olsun herkesin konuştuğu (Bir çoğunun kendi söylediklerine kendilerinin de ne kadar inandığı tartışılır!) bir ortamda söylem yoğunluğuyla karşılaşılmakta ve alışkanlık yapan bu yaklaşımın nedenleri ilgi çekmektedir. Elbette ki fertlerin bir konuda düşüncesi olması ve bunları da düşünce özgürlüğü kapsamında aktarması, hem hakları hem de sosyal iletişimin bir gereğidir. Özellikle vatandaşların, yaşam boyunca kendilerini çok ilgilendiren ekonomik hayat gibi önemli bir konuya ilişkin olarak kendi algılamaları sonucunda yorum ve öneriler yapması ve beklentilerini iletmesi doğal bir hakları olmasının yanı sıra bu mesajları değerlendirmesi gerekenler için de iyi bir imkandır.

Ancak, asıl sorun; vatandaş dışındaki çeşitli kurumsal yapıları (siyasi iktidar, siyasi partiler, kamu kurumları, üniversiteler, mesleki örgütler, sivil toplum kuruluşları vb.) temsil edenlerin söylemleri veya söylemsizliğidir. Bu bağlamda ifade edilen görüşler içinde objektif bir çok değerlendirmeler olmakla birlikte; 'bilgisizlikten, acele etmekten, gündemde yer almak arzusundan, bireysel veya içinde olunan ekonomik cephenin çıkarlarını savunmaktan, siyasi bakışın etkisiyle gerçekleri göz ardı eden bir yaklaşımdan, ekonomideki risklere karşı güven vermek düşüncesinden, bazı çevrelerin hoşuna gitmesi amacıyla yapılan açıklamalardan ve toplumun söylenenleri zamanla unutabileceği düşüncesinden hareket edilerek iddialı demeçler verilmesinden kaynaklanan' söylem sorunları veya 'yapılacak değerlendirmelerin yanlış anlaşılacağı ve bazı çevreleri kızdıracağı düşüncesiyle veya çeşitli saiklerle ' suskunluğun tercih edilmesi nedeniyle, ekonominin değerlendirilmesine ilişkin bu yaklaşımın; yanlış, abartılı, yanıltıcı, çelişkili ve eksik bir görünüme büründüğü ve bu durumun ekonomiyi olduğundan iyi/kötü göstermek veya değerlendirme yapmaktan kaçınmak düşüncesinin benimsenmesi sonucunda oluştuğu görülmektedir.

Oysa, ekonomik yaşamın etkilerini herkes farklı düzeylerde hissetmekle birlikte; ekonominin gerçekleri, objektif yaklaşım gösterenlere kendini her zaman hissettirir. Dolayısıyla, istatistiksel metotlarla, baz alınan yılların değiştirilmesiyle, kıyaslanacak ülke seçimindeki tercihlerle vb. yöntemlerle ekonomideki gerçeklerin farklı sunulması ve olduğundan daha olumlu veya olumsuz aktarılması kısa vadede bu yaklaşımı gösterenlere bazı kazanımlar sağlayabilir ama Ülkemiz ekonomisine bir katkı sağlamaz, bilakis; alınacak tedbirlerin gecikmesine, ekonomik kayıplara ve toplumun ilgili kesimlerinin desteğinden yoksun kalınmasına neden olunabilir. Bu nedenlerle, Ülkemiz ekonomisinin menfaatlerini; bireysel ve grupsal çıkarların üstünde tutabilmek, ekonomimize siyaset üstü bakabilmek ve ekonomiye ilişkin olarak yukarıda belirtilen yanlış yaklaşım örneklerinin ekonomik tarihin sayfalarında yer alacağını unutmamak gerekmektedir. Bu kapsamda, gelecek nesillerin yaşam kalitesinin oluşmasında bugün için takındığımız tavırların sorumluluğu olduğunu düşünmemiz ve herkesin kendisini sorgulaması önem arz etmektedir.

Sonuç itibariyle, yukarıda belirtilen hususlara dikkat etmek dışında atmamız gereken basit fakat önemli adımlar da vardır. Bunlar sırasıyla; sanayi, turizm ve tarımdır. Herkesin bildiği bu gerçekleri daha fazla geciktirmemek gerekmektedir. Bunun için; sanayimizin yapısal dönüşümünü gerçekleştirmek ve bu kapsamda yüksek teknolojili ürün üretmek, tarımı küçümsemek yerine dünyadaki örneklerden de yararlanarak Ülkemizin bu alandaki potansiyelini kullanarak tarım ve hayvancılığımızı çağdaş seviyeye taşımak ve uluslararası siyasi ilişkilerimizi iyi tutarak başta turizm olmak üzere ekonomimizin olumsuz etkilenmesini önlemek, ivedilikli ekonomik hamlelerimiz olmalıdır. Bunları gerçekleştirmek için, öncelikle toplumumuzdaki siyasi kutuplaşmayı azaltmalı ve ekonomik yapısal dönüşüme start vermek üzere; toplumun tüm kesimlerinin sahiplendiği ve temsil edildiği bir iktisat kongresi yapılmalı ve burada alınan kararları da süratle uygulamaya geçirmeliyiz.

Yukarıda belirttiğim ve ekonomiye objektif bakabilen herkesin katılacağına inandığım bu tespit ve önerileri, görmezden gelmek veya kanıksamak alışkanlığının sürdürülmesi halinde; Ülkemizdeki geleneksel ekonomi gündemi işlerliğini koruyacak ve döviz, faiz, enflasyon, işsizlik, cari açık, dış borç, sıcak para vb. konulara ilişkin haber ve gelişmeler heyecanla izlenmeye devam edilecektir.