İnsanların yaptıkları ile söyledikleri nedense birbirini tutmuyor. Herkes kendini anlatırken çok bonkör ama faaliyete gelince öyle olmuyor.
Kiminin de mizacı bol keseden atmak nedense. İyi olsalar ne kötü olsalar ne bize göre. En fazla eksiltiriz hayatımızdan.
Kendini abartmayı seviyor insanlar, her yaptıklarını da süsleyerek anlatmayı ve şaşalı şekilde inandırmayı da ihmal etmiyorlar.
Tanımıyor olsanız insanları belki inanırsınız da söylenenlere. Neyse ki o kadar da saf değiliz...
Tabi bu bonkörlükleri dile yapıştığı için bir kere, sadece kendilerini anlatırken değil; olayları anlatırken de aynı şekilde. Her şeyi abartarak anlatırlar mesela.
Abartmak ile yalan söylemek arasında ince bir çizgi yok, direk olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek oluyor, bilin istedim.
Karşınızdaki insanın tiniyetini bilince de bu dev aynasında görmeler kendini, çok ama çok komik geliyor insana. İnsanlar kendilerini bu şekilde küçük düşürmekten de geri kalmıyor yine de.
Bir kere yüksekten uçmaya başlandıysa da zor artık düze inmek. Mütevazi olmak deyiminin yanından bile geçilmiyor.
Gerçek anlamada çok çok iyi olanların ise sesi bu kadar çıkmıyor, bu kadar abartıya kaçmıyorlar. Gerçek bilgelik ve asalet naiflik gerektirir çünkü.
Dil hangi yalanı söylerse beyin de ona inanır ki her şey dilinde olup icraatta solda sıfır olanlar da kendilerini bu şekilde kandırır. Kendilerini kandırmakla da yetinmezler, sizi de kandırmaya çalışırlar. Ne yazık onlara (!)
İnsan önce doğru insan olmalı. Sonra dilerlerse kendilerini ifade edebilirler. Hem yaptıkları ile söyledikleri örtüşmez hem de farklı biri gibi lanse ederler kendilerini. Bize de durumu piyes gibi seyretmek kalır. İnsanın içi katılır gülmekten ama neyse ki görgülü insanlarız da yüzlerine vurmayız.
Benliğini hiç ulaşamayacağı yerlerde görenler için de söylenecek tek şey: "Eğri otur, eğri olma!" dır.