Denemek ile sonuç arasında anlamlı ilişki

Günümüzün dünyasında her şey sonucundaki somut getirinin yarattığı ön kabullere göre değerlendiriliyor. Emek isteyen koşullara “kıymetsizlikle” değer biçiliyor. Halbuki nice inşalar vardır bilemezsin! Nice evreler vardır göremezsin! Tarihin o doğrusal ilerleyişindeki kırılımları meydana getirirler.

Daha süreç başlamadan, geçmiş deneyimlere veya kişilere ilişkin kanaatlerden hareketle olumsuz bir sonucun olacağı kesinleştiriliyor. Ama bu tutum yalnızca tarihin o kırılımları içerisinde, edilgen ve etkisiz insan yığının parçası olmanızı sağlıyor.

Çoğu zaman sivil toplum kuruluşlarında, özel sektörde, kamuda veya akademide “sonuç odaklılık” adı altında bu edilgenlik etken bir taraftan söyleniyormuşçasına meşruluk kazandırılmaya çalışılıyor. Ben burada sonuç odaklılık ile odağı bozan bir yaklaşım arasındaki ince nüansın ıskalandığını veya saptırıldığını düşünüyorum. Sonucu peşinen kapatmak “sonuç odaklılık” adı altında yapılıyorsa burada bir meşruluk yoktur. Meşruluk zemini oluşturmak için bir manipülasyon söz konusudur.

Bu tutum bazen öğrenilmiş çaresizlikten kaynaklanırken, özellikle örgütlenmelere, topluluklara ve kurumlara baktığımızda birlikte sonuç alma inancının aşınması (düşük kolektif yeterlilik) olarak karşımıza çıkar. İnsanların başkalarının eyleme geçeceğine, sorumluluk alacağına ve ortak çabanın sonuç üreteceğine dair beklentileri düşer. Bu inanç kaybı, grubun ortak hedefini ve odağını da zayıflatır.

“Zaten” ile başlayan olumsuzluk kültürü bir ekipte ve toplulukta performansı düşüren norm haline gelir. “Zaten olmaz” düşüncesi yalnızca bir tahmin olarak kalmaz; davranışları da değiştirir. Kişiler daha az emek gösterir, daha az ilgilenir, ilk engelde geri çekilirler. Sonuç gerçekten başarısız olduğunda da başlangıçtaki kanaat doğrulanmış gibi hazla konuşulur. Bu kendini gerçekleştiren kehanettir.

Kendisini sonuca odaklayan insanların sürecin sonucu nasıl değiştirdiğinin ve sonucun nasıl olacağını belirlediğinin etkisini anlaması gerekir. Hiçbir şey olmasa bile sürecin kavranmasını sağlar.

“Kimse gelmez, kimse etmez, zaten gelmeyecekti, zaten etmeyecekti” algısından çıkmalı. Toplum inşası görünmeyen katmanlardan oluşur. Topluluk inşası görünmeyen aşamaları ilmik ilmik işleyerek gerçekleşir. En küçük çıktıya dair sahiplenme, bağ kurma eğilimi gerekir.

Peki gerçek anlamda sonuç odaklılık nasıl olur?

Önce amacı saptamalı. Bu amaca gitmek için ne yapmalı? Nasıl yapılmalı? Bu amaca giderken engeller neler? Bu engelleri nasıl aşılır? Ve SONUÇ! Her şeyden önce sonuç odaklı olmak için sürece iyi odaklanmalı. Süreci nitelikli ve anlamlı kılmalı.

Amaç → Ne yapılmalı? → Nasıl yapılmalı? → Engeller ne? → Aşma yolu ne? → Sonuç

Denemek ile sonuç arasında anlamlı ilişki kurmayan insanlardan nasıl ayrılırız?

Öngörülerinizin, ön kabullere ve ön yargılara dönmesine izin vermeyin. “Olmadı” ile “olmaz” arasındaki farkı koruyun. Bir şeyin daha önce olmamış olması, bundan sonra da olmayacağının kanıtı değildir.

Öngörüden içgörü geliştirin, içgörüden etki yaratın. “Olmayacak” diyorsanız, neden olmayacağını; hangi koşulların, davranışların veya eksikliklerin bu sonucu doğuracağını anlamaya çalışın. Ardından kendinize şu soruyu sorun: “Bunların hangisine nasıl etki edebilirim?”

Sonucu garanti edememeniz, sonuç üzerinde etkiniz olmadığı anlamına gelmez. Denemeyi yalnızca başarı ve başarısızlık üzerinden değerlendirmeyin. Her deneme sonuç üretmeyebilir; ama bilgi, deneyim, ilişki, kapasite ve bir sonraki deneme için veri üretebilir. Başarısızlığı hüküm değil, veri olarak görün.

İlk aksaklıkta terk etmek yerine düzeltmeye çalışın. Sebat, çalışmayan bir şeyi aynı biçimde tekrar etmek değil; neyin çalışmadığını anlayıp yöntemi değiştirerek yeniden deneyebilmektir. Çünkü bazen bir şey olmayacağı için terk edilmez; erken terk edildiği için olmaz.

Eğer bunu yapabilme kabiliyetiniz henüz düşük olduğu için süreçte doğrudan bir etki üretemiyorsanız bile, sürecin parçası olmaktan geri durmayın. En azından katılım sağlayın, katkı verin, sorumluluk alın ve etki üreten insanların nasıl düşündüğünü, nasıl hareket ettiğini gözlemleyerek yer edinmeye çalışın. Her katılım, o kabiliyeti büyüten bir alıştırmadır.

Henüz yön verecek kapasiteniz yoksa, yön vermeye çalışanları engellemek ya da onların yerine geçmeye çalışmak yerine onlardan öğrenin; gerektiğinde alan açın ve sürecin ilerlemesine katkıda bulunun.

Mesele her şeyin olacağına inanmak değildir. Mesele, olmayabileceğini gördüğünüz halde “Ben burada neyi değiştirebilirim?” diye sorabilmektir.

Halıya bakan biri halıda deseni görür. Örüntüyü ve ilmikleri göremeyebilir. Oysa desen, birbirine görünmeden eklenen binlerce ilmiğin oluşturduğu örüntünün sonucudur. Sonuç odaklı olmak, sadece deseni değil o deseni ören dokumacının elini ve emeğini de görebilmektir. Örüntüyü hissedebilmek, kavrayabilmektir. Bizim görülmeyeni görmeye çalışan, olmayanı oldurmaya çalışan etkili insanlara gereksinimimiz var! Engeller, olumsuzluklar ve sorunlar göründüğünde terk etmek yerine düzelten insanların varlığına ihtiyaç var!