0
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize'de bir cami açılışında yaptığı konuşmadaki 'İster kabul edilsin, ister edilmesin; Türkiye'nin yönetim sistemi değişmiştir. Bu fiili durum yeni anayasa ile kesinleştirilmeli' sözlerine politikacılardan, anayasa hukukçularından ve toplumun diğer kesimlerinden tepkiler geldi.
Cumhurbaşkanının bu konuşmasından, uygulamalarıyla Anayasada yer almayan fiili bir durum yarattığı, bu fiili durumun yeni anayasada yer almasını istediği sonucunu çıkarmak mümkündür. Fiili durumun ve değişen yönetim sisteminin ne olduğunun açıklanması gerekir. Bu hususlar açıklığa kavuştuktan sonra, eleştiride bulunmak en doğrusudur.
Cumhurbaşkanı nezaket dairesinde tenkit edildiği müddetçe hem kendisi için hem devlet için faydalı olur.
Cumhurbaşkanının sorumluluk ve sorumsuzluk halini düzenleyen 1982 Anayasasının 105 inci maddesinin gerekçesi şöyledir:
'Devlet Başkanı (Cumhurbaşkanı) görevi sırasında TBMM önünde vatan hainliği dışında herhangi bir sorumluluğu yoktur. Diğer taraftan parlamenter sistemde sorumsuz olan bir kişiye yetki verilemez. Bundan dolayı Cumhurbaşkanının kararlarının uygulanabilmesi için TBMM önünde işlemin sorumluluğunu kabul edip savunacak birinin bulunması gerekir. Bu da Başbakan ve ilgili Bakandır. Her ikisi veya gerektiğinde bütün Bakanlar Kurulunun Devlet Başkanının (Cumhurbaşkanının) kararlarını imzalamaları gerekir. Esasen bu zorunluluktan dolayı kararlar Bakanlar Kurulu veya Bakan tarafından alınır ve Devlet Başkanı (Cumhurbaşkanı) tarafından imzalanır.
Cumhurbaşkanının sorumluluk getirmeyen kararlardan hangilerini tek başına imzalayarak uygulatabileceği, yani istisnalar, Anayasada açıkça belirtilmiştir.
Cumhurbaşkanının sorumluluğu, vatan hainliği dolayısıyladır; eski metinde bir değişiklik yoktur.'
Cumhurbaşkanı, Anayasanın 104.maddesinde ve bazı kanunlarda belirtilen hususlarda tek başına yetkiler kullanmaktadır. Kullandığı bu yetkilerden dolayı yargı mercilerine başvurulamaz.
Gerekçede de belirtildiği gibi asıl önemli olan husus Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun ne anlama geldiğidir. Cumhurbaşkanı sorumsuzsa yetkisi de olmamalıdır.
Bir hukuk devletinde hiç kimse kullandığı yetkilerden ve aldığı kararlardan dolayı sorumsuz tutulamaz.
105.madde gerekçesinde '..kararlar Bakanlar Kurulu veya Bakan tarafından alınır ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır.' İfadesi yer aldığından dolayı bu işlemlerden dolayı Başbakan ve ilgili Bakan sorumludur.
Cumhurbaşkanının tek başına aldığı kararlar, Anayasanın temel ilkelerine, insan haklarına, evrensel hukuk kurallarına, demokratik ve laik düzene aykırı olabilir mi?
Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, 184 Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesinin teklifi üzerine, 412 milletvekilinin vereceği kararla suçlandırılır.
Vatana ihanetten neyi anlamak gerekir? 1982 Anayasasında yer alan bu hüküm gerekçede de belirtildiği gibi eski metinden yani 1961 Anayasasından alınmıştır. 1961 Anayasasında '….vatan hainliğinden dolayı…', 1982 Anayasasında ise '….vatana ihanetten dolayı…' ifadeleri kullanılmıştır. İkisi de anlam itibariyle aynıdır.
1961 Anayasasının ilgili maddesinin görüşme tutanakları incelendiğinde 'vatana ihanetten' neyi anlamamız gerektiği ortaya çıkacaktır.
Madde üzerinde söz alan;
Fahri BELEN. '..Cumhurbaşkanının vatan hainliği ve Anayasayı ihlal ve nüfuzunu kötüye kullanmaktan kaydının ilavesini teklif ediyorum. Bu esbabı mucibe üzerinde fazla durmak istemiyorum, lüzumu cümlenizce malumdur. …..' Eski cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı kast ediyor.
Ahmet KARAMÜFTÜOĞLU. '….Vatana ihanet gibi, anayasayı ihlal suçundan dolayı Devlet Reisinin mesul addedilmesi lazımdır…. ' Almanya, İtalya, İsrail, Hindistan ve Lübnan anayasalarında Cumhurbaşkanının Anayasayı ihlal suçlarından dolayı suçlandırılabilir hükmünün yer aldığını belirtiyor. Devamla '…Bir Devlet Reisinin memleketi ne hale getirdiğini yakinen cümleniz bilmektedir. Anayasa, bir memleketin, bir milletin, bütün dayanağıdır. Bunun için Reisicumhur tarafından bozulmaması, bozulduğu takdirde ceza tehdidi altında bulunması lazımdır. Modern Anayasalarda, medeni memleketler anayasalarında bunların yer aldığını görüyoruz. Sayın Komisyon da zannederim kabul eder. Bu itibarla Anayasaya hüküm koymak memleket ve kanunlarımız için teminat olacaktır….'
Sırrı ATALAY. '……Yalnız mesuliyeti vatan ihaneti olarak tespit etmeye imkan yoktur. Bütün anayasalar; cumhurbaşkanlarının mesuliyetleri. Anayasayı ihlal ve hatta bir kanunu kasten ihlal etmesi mesuliyetlerini derpiş etmektedir. ……..Bir önerge vermiş bulunuyoruz. Yalnız vatan ihaneti, Anayasayı ihlal değil, herhangi bir kanunu kasten ihlalden dolayı da Cumhurbaşkanının mesul olmasıdır. Geçmişteki olayların sebepleri üzerinde durmak gerekir….'
Emin SOYSAL. '…..Muhterem arkadaşlarım, burada vatan hainliği suç denmemiştir. Vatan hainliği suçu karakterini teşkil eden, Anayasayı ihlale müteveccihtir. Öyle olduğu içindir ki, 1924 Anayasası yalnız hiyaneti vataniye dediği halde, Anayasa çıktıktan sonra bilahare vatan hainliği tabiri şeklini aldı, daraldı.'
Mehmet GÖKER. 'Efendim, bizim kanunlarımızda umumiyetle yeminin icrasından sonra, edilen yemine riayet etmemenin cezası nedir, bunlar gösterilmemiştir. Burada Reisicumhurun sorumluluğu mevzubahis olurken 98 nci maddeye yemine sadakatten ayrıldığı takdirde mesul olur kadının aynı şekilde konması zarureti vardır.'
KOMİSYON SÖZCÜSÜ Turan GÜNEŞ. 'Muhterem arkadaşlar, sondan başlayalım, Mehmet Göker arkadaşımın fikrine külliyen muhalifim Reisicumhur ben Türk Devletine yönelmiş olan şeylere karşı savunuyorum demekle yapmayacağı kalmaz. Müeyyide olmaz. Bilakis muhayyerül ukul yetkiler vermek demek olur. Buna imkan göremiyoruz. Vatan hainliği suçu Hiyaneti Vataniye Kanunu ile tanzim edilmiş idi. Milli iradeye karşı da, Meclise karşı da işlenen suçlar Hiyaneti vataniye sayılmıştır. Demokratik düzeni, laiklik düzenini yok eden suçlar vatan hainliğine dahildir.'
Sözcünün bu izahatı üzerine Sırrı Atalay takririni geri alıyor.
O gün tartışılan konular bugün de tartışma konusudur.
Sonuç olarak; Ceza Kanunumuzda vatan hainliği tanımı yapılmamış olsa bile sözcünün ifadesiyle demokratik düzeni, laiklik düzenini yok eden suçların –Anayasayı ihlal - vatan hainliği olarak kabul edilmektedir.