Sanatın çocuklara ulaşan tek bir yolu yoktur. Her çocuk, kendisine dokunan sanat dalını kendi dünyasında bulabilir. Kimi bir resmin karşısında uzun uzun durur, kimi bir şarkıyı tekrar tekrar söyler, kimi dans eder, kimi bir karakteri taklit eder, kimi de dinlediği bir masalın içine girer. Bazen de bir kağıdın üzerine bıraktığı küçücük bir iz, onun dünyasını anlatmaya başlar.
Bir tiyatro sanatçısı olarak çocukların Sanatla kurduğu ilişkiye sahnede yıllardır tanıklık ediyorum. Çocuk seyirci, yalnızca karşısında oynanan oyunu izlemez. Bazen kahramanla birlikte korkar, onunla güler, onunla üzülür.
Oyun bittiğinde kulise gelip oyuncunun gözlerinin içine bakarak söylediği küçücük bir cümle bile, o çocuğun sanatla kurduğu bağın ne kadar gerçek olduğunu gösterir.
Kimi çocuk kendisini resimde bulur. Kimi melodiyi duyduğunda yerinde duramaz. Kimi dans ederken daha önce söyleyemediği şeyleri bedeniyle anlatır. Kimi bir masal dinler ve kendisini o masalın kahramanı sanır. Belki de bizim yetişkinler olarak yapmamız gereken, çocuğa hangi sanatı sevmesi gerektiğini söylemek değil; bu kapıları onun önüne açmak. Çünkü hangi kapıdan gireceğini çocuk kendisi bulacaktır.
Belki de bir çocuğun Sanatla kurduğu bağın değerini anlamak için onun ortaya koyduğu şeyin ne kadar güzel olduğuna bakmamız gerekmiyor.
Bir resmin kusursuz olması, bir şarkının doğru söylenmesi, dansın kurallara uygun olması ya da sahnedeki rolün eksiksiz oynanması şart değil. Önemli olan, çocuğun kendisine ait bir dünyayı ortaya koymaya cesaret etmesi.
Çünkü Sanat bazen bir çocuğa yeteneğini göstermekten önce, kendini tanıma ve tanıtma fırsatı verir.
Bir çocuğun hayal gücüne dokunabilen her satır, her renk, her nota, her adım, her sahne, geleceğe bırakılmış sessiz bir UMUTtur.
Bir dahaki yazıma kadar hoş çakalın. Sevgiyle kalın.