Çocuklarımıza Bıraktığımız En Büyük Miras: Davranışlarımız

Bir çocuğa bırakılabilecek en değerli miras nedir? İyi bir eğitim mi, güçlü bir maddi birikim mi, yoksa güvenli bir gelecek mi? Bunların her biri önemli; ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek var: Çocuklarımıza bıraktığımız en kalıcı miras, söylediklerimiz değil, sergilediğimiz davranışlardır. Çocuk, dünyayı önce anne ve babasının gözlerinden tanır. İyiyi, kötüyü, doğruyu ve yanlışı anlatılanlardan çok, yaşananlardan öğrenir. “Yalan söyleme” diyen bir ebeveynin, en küçük bir durumda gerçeği eğip bükmesi; “saygılı ol” diyen bir yetişkinin, trafikte ya da günlük hayatta öfkesine yenik düşmesi… Tüm bu çelişkiler, çocuğun zihninde sözlerden çok daha derin izler bırakır. Çünkü çocuk, duyduğunu değil, gördüğünü içselleştirir.

Modern ebeveynlik anlayışında çoğu zaman çocuklara neyin doğru olduğu uzun uzun anlatılır. Kitaplar okunur, uzman görüşleri takip edilir, doğru yöntemler araştırılır. Fakat evin içinde yaşanan gerçek hayat, tüm bu teorilerin önüne geçer. Çocuk, sabah evden çıkarken anne babasının birbirine nasıl davrandığını, bir sorun karşısında nasıl tepki verildiğini, zor bir durumda dürüstlüğün mü yoksa kolaycılığın mı tercih edildiğini izler. İşte asıl eğitim tam da burada başlar. Davranışlar, sessiz ama güçlü öğretmenlerdir. Bir çocuk, yardımseverliği anlatan bir cümleden çok, bir ihtiyaç sahibine uzatılan eli hatırlar. Sabır üzerine yapılan uzun konuşmalardan ziyade, zor bir anda gösterilen sakinliği örnek alır. Empati, adalet, merhamet… Bunlar anlatılarak değil, yaşatılarak öğrenilir.

Bugünün çocukları yarının toplumunu inşa edecek. Eğer bizler öfkeyle konuşan, tahammülsüz, sürekli şikâyet eden bireylersek; yarın daha anlayışlı, daha sabırlı bir toplum beklemek ne kadar gerçekçi olabilir? Aynı şekilde; eğer bizler adaletli, saygılı, sorumluluk sahibi bireyler olmayı başarabilirsek, çocuklarımızın da bu değerleri taşıması tesadüf olmayacaktır. Ebeveyn olmak, sadece çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Aynı zamanda her an izlenen bir rol model olmayı da gerektirir. Bu, büyük ve ağır bir sorumluluktur. Çünkü çocuklar, bizim en savunmasız anlarımızda bile bizi izler; ne yaptığımızı kaydeder ve bir gün kendi hayatlarında uygulamaya koyar.

Belki de bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Çocuğum benim gibi biri olursa, bundan memnun olur muyum?” Eğer bu soruya tereddütsüz “evet” diyemiyorsak, değiştirmemiz gereken şey çocuklarımız değil, kendi davranışlarımızdır. Unutmayalım; çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, banka hesapları değil, karakterimizdir. Ve karakter, en çok davranışlarda görünür.

Bugün nasıl yaşıyorsak, yarını da aslında biz inşa ediyoruz.