'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine'
1902 yılında Selanik'te doğan Nazım Hikmet 1963'te Moskova'da öldü. O, dünya şairlerinin öncülerindendi. 114 yıldır içimizde yaşıyor. Özgür aklın biteviye kavgasını veren ozan Nazım Hikmet'in soruşturmalar, kavgalar, tutuklamalar, yargılamalar ve suçlamalarla geçen karanlıklarla dolu günleri, yılları birbirini kovaladı. Ak dedi, kara sanıldı. Övdü, sövdü denildi…
Galatasaray Lisesi ve Nişantaşı Numune Mektebinde okudu. Heybeliada Bahriye Mektebine girdi. 1921de Bolu'da öğretmenlik yaptı. Yurtseverlik içerikli şiirler yazdı. Moskova'ya gitti. Orada sosyoloji ve ekonomi okudu. Önceleri şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı. Daha sonraları serbest ölçüde yazmaya başladı. Tanzimat dönemi şairlerinden Şinasi'yi örnek aldı. Şiirlerinde aşk, ölüm ve yalnızlık temlerini işledi. İnsan ruhunun girinti ve çıkıntılarını dile getiren şiirler yazdı. Şiirlerinin coşkuyla okunmasının nedeni aşırı duygulara yer vermesi, başkaldırı, isyankar ve karşı koyuş gibi imgelere sıklıkla yer vermesindendir. Ayrıca, zaman zaman argoya ve müstehcen anlatımlara da yer verdiği görülmektedir. Aydınlık Dergisi, Yeni Ay'da şiirleri yayınlandı.
Nazım Hikmet'e 'Güzel Yüzlü Şair'de denildiği bilinmektedir. O, çağdaş Türk şiirinin öncüsü olmuştur. Uluslar arası üne ulaşan Nazım Hikmet 20. yy'da yaşayan dünyanın en tanınmış şairlerindendir. Eserleri birçok dile çevrilmiştir. Şiirleriyle birçok ödül de kazandı.
Nazım Hikmet, Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere ve radyo programlarına katıldı. O, şiirleri ve yazıları nedeniyle defalarca yargılandı, tutuklandı. Orduyu ayaklanmaya kışkırttığı gerekçesiyle tutuklandı. Nazım'ın tarih, aşk, sosyal yaşam, insan manzaraları gibi birçok konuda şiirleri olduğu bilinmektedir. 'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine.' şiirindeki anlam zenginliğine ne denilebilir ki?
'Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. / Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. / ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun kardeşim. / Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak, kabahat senin, demeye de dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin canım kardeşim!'
Ozanın kişiliği, şiirlerindeki farklı değişimleri onun sanatının yüceliğindendir. O, Türk diline ve yazınına önemli değerler kattı. Hece şiirini geliştirerek, serbest koşuk biçimiyle şiirimize yeni bir ivme kazandırdı. Yahya Kemal'in, Ahmet Haşim'in şiire bakış açısını kendine özgü biçimiyle yeniliğe taşıdı. Tevfik Fikret ve diğer Servet-i Fünun şairlerini de izliyordu. O, değişken, geniş boyutlu ve yenileşmeci şiirlerle dikkat çekiyordu. 'Bir inilti duydum serviliklerde / Dedim burada ağlayan var mı? / Yoksa tek başına bu kuytu yerde / Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı?' Hece ölçüsünde yazılan bu şiir ilgi görmüştü. Şiirde ses, duruş ve imge düzeni yönünden önemli farklılık görülmüştü.
'Sen misin sarı zeybek? Sarı zeybek sen misin? Zeybek sendeliyorsun! O ne? Soluyor benzin / Yere eskisi gibi hızla vurmuyor dizin!' Şiiriyle serbest koşuğa geçmişti. İstanbul'un işgaline şiirleriyle karşı koyuyordu. Bu şiirlerle gençliğin lideri olmuştu. 1921'de Kurtuluş savaşına destek için Anadolu'ya geçti. Şiirleriyle gençleri karşı koymaya çağırdı. Toplumun acılarını, dertlerini hece şiirinin yeni biçimiyle yazdı. O, toplumun bilinçsizliğini, sahipsizliğini, açlığını, yoksulluğunu gördü, şiirleriyle haykırdı. 'Kara Kuvvet' şiirini yazdı. 'Asırlar var ki bu memleketin / En sade, en temiz gönüllerine / Göklerin ezeli nuru yerine / Zulmeti siniyor kara kuvvetin.' toplumsal içerikli bir şiir örneğidir. Nazım, Moskova'da 'Fütürizm' akımının yaygınlığını gördü. O da şiirde yeni bir yöntem geliştirmeyi denedi. 'Hey avanak, elinden o zırıltıyı bıraksana, sana…!' Ozan, hece ölçüsünün dar kalıplarıyla yeniyi anlatamayacağına inanıyordu. Anadolu insanının bilgisizliği, bilinçsizliği ve yoksulluğu şiirlerinin ana konusuydu. O, toplumsal, gerçekçi bir akımla yazıyordu. Melih Cevdet Anday'ın önerdiği gibi şiirlerinde tarihi verilerden yararlandı. Şeyh Bedrettin Destanı, Memleketim, Kuvayi Miliye Destanı buna güzel birer örnektir.
Nazım, büyük sanatçı kimliğiyle Türk şiirini, edebiyatını, toplumsal değerini dünyaya tanıttı. Şiirlerini sade, öz ve anlaşılır bir dille yazdı. Ferhat'ın Şirine seslenişinde: 'Konuştuğum dil kadar, Türkçem kadar güzelsin' betimlemesi onun Türkçe sevgisinin anlatımıdır. Nazım Hikmet'i 114. yaşında Türk şiirine ve diline olan katkılarıyla unutulmayacaktır. Saygıyla anıyorum.