CEZASIZ SUÇ

Her suçun bir cezası vardır. Suçu işlemeye teşebbüs edecek olan da bu cezaya maruz kalacağını bilir. Her suçun bir vicdan yükü de vardır. Yine her suç yapan kişiye utanç olarak yapışır. Dışlanma, sevilmeme, saygı duyulmama gibi toplumsal baskıları yaşatır. Suçu işleyen bir anlık sinir, kendini bilmezlik, aptallık gibi duygularla bunu yapsa bile sonrasında başını ellerinin arasına alıp düşünür, ‘neden yaptım, gerek var mıydı?’ diye.

Aslında bu hisler suç işleyen bir insan için artık hiç geçerli değil. Öyle bir çağdayız ki suçlu olan aynı zamanda güçlü de. Hem güçlü, hem arsız hem de utanmaz. Çocuğun birine mikrofon tutuyorlar elleri kelepçeli. Yaptıkların için pişman mısın diye soruyor muhabir. Yapmadıklarımdan pişmanım diyor arsız arsız. Öyle bir korkusuzluk, öyle bir gözü dönmüşlük. Hırsızlık, gasp, taciz gözlerinde küçük suçlar. Yapmamak anormal onlar için. Cinayet işlemek, tecavüz etmek statü sahibi yapıyor onları. Ve biz küçük yaştan her türlü suçun eğitimini almaya başlayan bu kişilerle her an karşı karşıya geliyoruz. Neden baktın demek, laf atma demek, dokunma demek, alma demek öldürülme sebebi. Ne yazık ki ölen de öldüğüyle kalmaya, ardından mahkeme kapılarında adalet arayan insanlar bırakmaya mahkum. Asıl mahkumiyet ölene. Cezayı işleyen o indirim, bu indirim derken göz açıp kapayana kadar dışarda. Islah olmadan, düzelmeden, daha da palazlanmış halde.

Ahmet Minguzzi’ye çok içim yanmıştı. İşini bırakıp sadece tek evladının yanında olmak isteyen, onu ilmek ilmek işleyen, her türlü güzel alışkanlıkla donatan bir annenin acısı ve yaşadıkları beni çok üzmüştü. Sonrasında adalet arayışı, katil yakınlarının veya sevicilerinin aileye olan tehditleri, yetersiz ceza miktarı Ahmet’in annesi gibi pek çok anneyi de hayrete düşürmüş, öfkelendirmişti. Her şok edici ölümünün ardından son olsun denilse de son olmadı. Ardından yine bizleri şok eden kadın cinayetleri, çocuk ölümleri, hayvan katliamları gördük. İt, kopuk takımı devranını yürüttü. Gözü yaşlı bir sürü aile bırakarak ve bir nebze utanma yaşamayarak.

Ne yazık ki, düzen değişmedikçe biz bunları hep duyacağız, yanımızda yöremizde yaşanacak, ancak Allah korusun ki bize değmedikçe acısını yürekten hissedemeyeceğiz. Ceza denilen yaptırım, yaptırım gücünü kaybettikçe, iyi hal, yaş vs. gibi nedenlerle düşürüldükçe bu mahluklar için tatil gözüyle, ekmek elden su gölden yaşadıkları kapalı bir dam olarak kalacak. Tüm kalleşçe ölümler bir hafta, bir ay en fazla belki bir yıl akıllarda kalacak ve sonra daha da vahimleri yaşandıkça unutulup gidecek.