Cemal Süreya anısına…

Geride bıraktığımız hafta 9 Ocak günü, şair Cemal Süreya’yı sonsuzluğa uğurladığımız günün yıldönümüydü...

Onu yalnızca “Üvercinka”, “Göçebe”, “Beni Öp Sonra Doğur Beni”, “Üstü Kalsın” gibi eserlerinden hatırlamak eksik kalır.

Onu, bir milletin hatırasını hurdaya çıkarmaya karşı duran adam olarak da anmak gerekir.

Takvimler 1965 yılını gösterdiğinde, Çanakkale’de bu kez silahlar değil, evraklar konuşur.

Siperler yoktur ama bir vicdan vardır.

Maliye müfettişi olarak iki ay süreyle Çanakkale’de görev yapan Cemalettin Seber, savaşta kullanılmış topların hurda niyetine satılmak üzere olduğunu fark eder.

O toplar ki, bir milletin “geri adım atmıyorum” dediği demir tanıklarıdır.

Bir rapor yazar.

Soğukkanlı, resmi, kısa…

Ama sonucu büyüktür:

Satış durdurulur.

1915’ten tam elli yıl sonra, Çanakkale’de bir savaş daha kazanılır.

Bir cephede hurdacılar,

Diğer cephede bir şair vardır.

O şairi biz, şiir kitaplarının kapağında Cemal Süreya adıyla tanırız.

Aşkı en kırılgan, ayrılığı en sade, kelimeleri en cesur hâliyle yazan Cemal Süreya…

Ama o gün Çanakkale’de yazdığı şey bir şiir değildir;

Bir tarih notudur,

Bir emanet bilincidir.

Direnişin simgesi olan topların, yıllar sonra yeniden savunulduğu bir saygı duruşudur.

Şairler yalnızca mısra yazmaz;

Gerektiğinde susarak, imza atarak, dur diyerek de şiir yazar.

İyi ki yaşadın Cemal Süreya…

İyi ki sadece kelimeleri değil, tarihi de korudun.

Bazı savaşlar bitti sanılır…

Oysa bazıları, bir şair çıkıp “hayır” diyene kadar sürer.

Bazı şiirler okunur, bazı davranışlar öğretilir.

Ama bazı duruşlar vardır ki, sadece saygıyla anılır.

Şiirin dizelerinde ifade olduğu gibi “Üstü kalsın” denir.

Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir...

Üstü kalsın...

Usta şair Cemal Süreya’yı, “Üstü Kalsın” şiirinde yer alan dizeleri ile saygıyla anıyoruz.