MÖ 3. Yüzyılın başlarında Mısır'da kurulmuş olan antik kütüphane, bilginin depolanması için insanlık tarihinde meydana getirilmiş en önemli eserlerden biriydi. Kaynaklar, antikçağın en büyük dermesine sahip İskenderiye kütüphanesinde, 900.000 civarında el yazması eserin toplandığını kaydeder. Antik dönemlere ait verilerin ve bilgilerin büyük kısmının depolandığı tahmin edilen kütüphanenin kim veya kimler tarafından yakılıp yıkıldığı kesin olarak bilinmese de, varlığını 4. yüzyıla kadar sürdürdüğü biliniyor.
Acaba yüzbinlerce eserin bulunduğu bu kütüphanede, günümüzde kullandığımız dijital veri depolama birimleri değerinde ne kadar veri bulunuyordu? Ortalama büyüklükteki dört kitabın bir Megabayt (MB) olduğunu düşünürsek, İskenderiye kütüphanesindeki eserlerin belki 10, belki 100, en fazla birkaç yüz Gigabayt (GB) büyüklüğünde olabileceğini tahmin edebiliriz. Yani bugün cebimizde taşıdığımız minik bir USB belleğin alabileceği kadar bilgi saklanıyordu, döneminin en büyük kütüphanesinde. Ya bugün?
İnternet ve mobil iletişim yaşamın her alanında yerini arttırıyor. Global veri inanılmaz bir hızla büyüyor. 2000 yılında tüm dünyada 800,000 petabayt büyüklüğünde veri saklandı. 2012 rakamları ile dünyada günlük 2.5 Kentilyon bayt veri üretilmekteydi. 2020'de ulaşılacak veri miktarının 2009'un 44 katı olacağı ve 35 Zettabayt'ı bulacağı tahmin ediliyor. Zettabayt ne kadar mı? Bir Zettabayt 200 sayfalık 4,919,131,752,989,213 kitap kadar bir veriyi ifade ediyor.
Nasıl bir büyüklükle karşı karşıya olduğumuzu hayal bile edemiyoruz değil mi? Şöyle özetleyelim: Tüm dünya tarihi boyunca oluşan verinin %90'ı, son iki yılda üretildi.
İşte bu çapta büyük veriyi depolama, işleme, transfer ve analiz etme gibi işlerin tümüne Büyük Veri (Big Data) adı veriliyor. Çünkü 'veri' ile 'bilgi', birbirinden farklı anlamlar ifade ediyor. Birbiri ile ilişkilendirilmemiş ham kayıtlara 'veri' (data) denilirken; haberdar olunmuş ancak üzerinde çalışılmamış ve özümsenmemiş bilgiye enformasyon ya da eskilerin tabiriyle 'malûmat' (information) deniliyor. Bilgi (knowledge) ise, işlenmiş ve değer kazanmış enformasyona verilen isim. Veri işlendikten sonra anlam kazanıyor ve bilgiye dönüşüyor. Her türlü bilgiyi sorduğumuz Google, her ay 90 milyardan fazla aramayı desteklemek için yaklaşık 600 Petabayt veriyi işliyor.
Büyük Veri; web sunucularının logları, internet istatistikleri, sosyal medya yayınları, bloglar, mikrobloglar, şirketlerin üretim ve müşteri bilgileri ve algılayıcılardan gelen bilgiler ile GSM operatörlerinden elde edilen arama kayıtları gibi bilgiden oluşuyor. Büyük Veri, günümüzde etrafımızda uçuşan ve bilgi çöplüğü diye adlandırılan olguyu işleyerek son derece önemli, kullanılabilir ve insanlar için yararlı sonuçlar çıkmasını sağlayan bir sistem. Bir anlamda devasa bir çöplüğü eşeleyerek altın kırıntılarını bulan, işleyen ve hazine haline getiren bir düzen.
Yaşadığımız dijital çağda bilgi, sunucular ve Hard Disklerde saklanıyor. Fakat bu depolardaki verilerin birkaç yüz yıl saklanması bile zor görünüyor. Bu nedenle araştırmacılar daha uzun yüksek miktarlarda veriyi saklamanın bir yolunu arıyorlar. Peki, bugün elimizde bulunan bu devasa bilgiyi binlerce yıl nasıl koruyabiliriz ve yeni nesillere nasıl aktarabiliriz?
İyi haber şu: Bilim insanları bilgiyi DNA formunda saklamanın bir yolunu buldular. Yeni teknik, bilgiyi neredeyse sonsuza kadar saklamayı vadediyor. Birkaç yıl önce araştırmacılar bilginin DNA formunda depolanarak yeniden okumanın mümkün olduğunu göstermişlerdi. Ancak DNA, küçük yapısına rağmen büyük miktarlarda veriyi depolayabilse de, kimyasal bozulma nedeniyle bazı boşluklar ve kayıplar oluşabiliyordu. ETH Zürich Kimya ve Uygulamalı Biyobilimler Bölümü'ndeki araştırmacılar bilgiyi bir milyon yıldan daha uzun süre hatasız şekilde saklamanın yolunu bulduklarını açıkladılar.
Görünen o ki, bilgiye ulaşmak ve öğrenmek için Nasreddin Hoca'nın tavsiye ettiği yol, binlerce yıl daha insanlara yol gösterecek:
Nasrettin Hoca bir gün camide vaaz edecekmiş. Cemaate: - Ey cemaat! Size bir bilgi vereceğim... Ne söyleyeceğimi biliyor musunuz, demiş. Cemaatten 'bilmiyoruz' diye ses yükselince, Hoca: - Madem bilmiyorsunuz bilmeyin daha iyi demiş. Hoca minberden inip, gitmiş. Cemaat merak içinde kalmış. Ertesi gün Hoca yine aynı soruyu sormuş: - Ey cemaat! Size, ne söyleyeceğimi biliyor musunuz? Cemaat bu kez anlatsın diye 'biliyoruz' demiş. Bunun üzerine Hoca: - Biliyorsanız niye anlatayım ki, demiş. Yine minberden inip gitmiş. Cemaatin merakı iyice artmış. Bu sefer aralarında kararlaştırmışlar. Hoca bir daha sorarsa 'kimimiz biliyoruz, kimimiz bilmiyoruz' diyeceklermiş. Ertesi gün Hoca yine aynı soruyu sorunca 'kimimiz biliyoruz, kimimiz bilmiyoruz' demişler. Nasrettin Hoca'da : - O zaman bilenler, bilmeyenlere anlatsın, demiş.