0

'Borsanın yükselmesi için yeni bir hikaye lazım' cümlesi borsa uzmanlarını dinlerken duymaya alışık olduğumuz ifade biçimlerinden birisidir.

Bazı iktisatçılar bu ifadeyi küçümser. Borsa uzmanlarını neo-liberal iktisat anlayışının yarattığı teknisyenler olarak görür. Borsa uzmanlarının ekonomiyle ilgili analizlerini ciddiye alınmayacak analizler olarak görürler. Ve bunu ana akım iktisat'a karşı duruşlarının bir gereği olarak dile getiriler.

Aslında burada büyük bir çelişki var.

Çünkü, hikayelerin toplum hayatındaki, ekonomik hayattaki önemini vurgulamak esas itibarıyla ana akım iktisat mantığı dışında bir düşünüş biçimini temsil ediyor.

Ana akım iktisat yaklaşımı 'insanların, hikayeler eşliğinde, düşünmeden karar verme noktasına gelmesini' salt irrasyonalite olarak açıklıyor. Dahası insan tabiatının hikayeyle olan ilişkisini yok sayarak insanı bir konuda karar verirken tüm seçenekleri değerlendiren; seçeneklerin fayda ve maliyetlerini karşılaştırarak en iyi kararı vermeye çalışan bir 'ekonomik birim' olarak ele alıyor. Ana akım iktisat geleneği, mübadeleyi en önemli insan faaliyeti olarak görmesine rağmen insan tabiatına ilişkin tüm özelliklerin mübadele sürecinin her aşamasını şu yada bu biçimde etkilediğini kabul etmiyor. İnsanı tarihsel zamandan koparıp mekanik zamana oturtarak toplumsal atmosferin insan davranışları üzerindeki etkisini göz ardı etmiş oluyor. İktisat derslerinde anlattığımız şekliyle güven kavramına bile değinmeden bütün meseleyi beklenti kavramının şemsiyesi altında anlatmaya çalışıyor. Rasyonel beklentiler kavramını konuşurken; uyarlanabilir beklentiler kavramından bahsederken aslında, zihinsel kestirimlerle düşünme eğiliminde olan insanı analizden dışlamış oluyor.

***

İnsanın en önemli faaliyeti hiç kuşku yok ki mübadele. Her mübadele yazılı olan /yazılı olmayan bir sözleşmeyi gerektiriyor. Sözleşmelerin ana harcı ise güven duygusu. Güven duygusu da esas itibarıyla hikaye anlatımına dayanıyor.

Ekonomik konjonktürün yükselişte olduğu dönemler iyi hikayelerin anlatımı ile desteklenirken, insanlar iyi hikayeleri büyütmek ve o hikayenin bir parçası olmak istiyor. Konjonktürün olumsuz dönemlerinde ise kötü hikayeler dilden dile dolaşırken insanlar bu hikayelere dahil olmamak için elinden geleni yapıyor. Toplumda hangi hikayenin ne kadar kabul gördüğü hikayenin/hikayelerin tekrar ediliş sıklığı ve tekrar ediliş biçimiyle ilgili. Bu anlamda tüm medya mecraları çok önemli hale geliyor. Yazılı medya hikayeyi gündeme getirirken, görsel medya hikayenin ete kemiğe bürünmesini sağlıyor. Sosyal medya ise bu hikayelerin dolaşım hızını arttırarak ciddi bir çarpan etkisi yaratmasını mümkün hale getiriyor. İnsanlar arası sözel iletişim medya mecralarında oluşan enformasyonu daha da büyütüyor ve burada ilave bir hızlandıran etkisi devreye giriyor.

***

Ana akım iktisat geleneği içinde yer almayan George A. Akerlof'un cümlelerine kulak vererek bitirelim.

'…Oysa ki insan motivasyonunun büyük bölümü kendi yaşamımızı oluşturan hikayeyi yaşamaktan, kendimize anlattığımız ve motivasyonumuzun çerçevesini yaratan hikayeden kaynaklanır. Böylesi hikayeler olmasaydı yaşam birbirini izleyen berbat olaylardan ibaret olurdu. Aynı şey bir ülkeye, bir şirkete ya da bir kuruma duyulan güven konusunda da geçerlidir. Büyük liderler hikayelerin başlıca ve en önemli yaratıcılarıdır'.