BOŞUN NERESİNİ YAZAYIM?

Zaman boş, mekân boş, insanlar bom-boş

Diller hançer hançer, lisanlar bom-boş

Gönüller tamtakır, vicdanlar bom-boş

Hangi boşun neresini yazayım.

(Abdurrahim Karakoç)

Pierre Lazareff “Fransa'da Basın Rezaletleri” adlı eserinde “Demokratik bir düzende basın yalan söylerse, rejim de ölüme mahkum olur. Zira egemenliğe sahip olan millet, eğer doğru haber alamazsa, egemenliğini serbestçe kullanamaz.” demektedir.

Gerçekleri yazmayan basın, sadece millet yaşamını değil, ülke demokrasisini de tehlikeye sokmaktadır.

Filozof Nice'nin “Kanla yaz, göreceksin ki kan ruhtur.” Sözü ruhumuzun derinliklerine seslenen konuşma ve yazılardır.

İnsanlık, ahenksiz ve akortsuz bir basın ve yayın seline kapılmış sürükleniyor.

Bilinmesini isterim ki, mutsuzluğumuzda; işittiklerimizin, okuduklarımızın, günlük haberlerin rolü başta geliyor. Hemen hemen hepimizin heyecanlarını söndüren, bizi bunalıma iten, kamu yararına olma niteliğini kaybedip kazanç amacı başta gelen bir basının esiri oldu dünya..

Basını meslek ve ideal edinmiş çok az gazete sahibi var; çoğunun değişik işleri olduğundan, sırası gelince gazetelerini kullanıyorlar. Kredi mi lâzım, ihalede vurgun mu kollanıyor, ya yaranma yahut da şantaj manşetleri almış başını gidiyor.

Halbuki basın, bir yönden ticaret, başka bir yönden terbiye kurumudur. Sadece ticaret tarafını düşünen bir basın organı, vazifesini görmemeğe mahkumdur.

Basın, uyandırıcı ve öğretici göreviyle ticaret tarafını ahenkli kılabilmek için de hür bırakılmalıdır.

Basını hür bırakmalıyız ki, sorumlu kalabilsin. Basına verilecek en ağır cezalar bile onu ahlâk ve siyaset bakımından sorumlu kılmaya kifayet etmez. Bilâkis basına baskı yapanlar, tarihe karşı sorumlu olurlar.

Basının sorumluluğu üç şekilde ortaya çıkar; Hukuk, ahlak ve siyaset bakımlarından. Her yerin ve her devrin kendi kanunlarına göre suç olan yazılardan ve haberlerden dolayı basın cezalandırılır. Bu ceza siyasetçe yanlış bir düşünce neticesi değildir.

Bir ulusun en değerli hazinesi onu yükselten yayınıdır. (Churchill)

Madalyonun diğer yüzü:

Bunların dışında iktidarlar, iktidarlarını korumak ya da pekiştirmek amacıyla demokrasi dışı yollara başvurduklarında aldıkları ilk önlem, düşünce ve yaratma özgürlüğünü kısıtlamak oluyor.

Bütün yönetimler basından yasalara uymalarını değil, kendilerinden yana olmalarını istiyorlar.

Hele bir aksini deneyin? dümen sularında gitmeyin. Bir pis işin üstündeki örtüyü şöyle bir kaldıracak olun. Zülfü yâre dokunun. Fikir hürriyetinin bir takım kişileri derhal karşınıza çıkacak, ellerinde kızgın demirler ile alnınızın ortasına damgasını vuracaklardır.

Basın Hürriyeti'nin en geçerli yorumunun, “Vatandaşın doğru haber alma hürriyeti, halkın gerçekleri öğrenme hürriyeti” olduğunda önce anlaşmamız gerekir.

Halkın doğru haber alması, gerçekleri öğrenmesi engelleniyorsa, burada sorumlu ne devlet ne de İktidardır. Sansür bizzat gazetenin içindedir. Gazetenin, televizyonun mali kaynaklarını sağlayan kafalarındadır.

- Ciddi konuların yerine gayriciddi konuları haber yaptırıyorlar.

- Yalan yazdırıyorlar.

- İnsanların kimlik ve kişiliklerini, hattâ özel hayatlarını hedef aldırıyorlar.

- Milli meseleler karşısında enternasyonalci kesiliyorlar.

Ve bunların sahibi olduğu gazete ve televizyonlar, milli kültür yerine evrensel kültürü, Türk sanatı yerine evrensel sanatı, Türk musikisinin yerine bilmediğimiz ve yabancı olan müziği savunuyor, Türk dilini yozlaştırmak için haberlerini yabancı ve bilmediğimiz sözcüklerle doldurarak veriyorlar.

Bu böyle gidecek mi?

Elbet de gitmeyecek. Tarlada hissesi olmayan, ama mahsule göz dikenler birer birer çekilip gideceklerdir.

Tanrı Türkü Korusun

Sevgi ve Saygılarımla