"BİZ TÜRKÇÜYÜZ"

Acıyı bal bilenlerin, her kahrı çekenlerin,

Ölüme gülerek giden, ilimle dost olan, bilimle baş dolduranların yeridir,

Türkçülük..

Kimisi ırkcı der bize, kimisi faşist

Kiminin gözünde dinsiz, deist

Kimine göre kavgacı, şovenist

Kim bunlar sorarsanız.? Türk kurtçular derler bize,

Biz kimiz anlatayım size.

Bizler "Göktürk, Aşina" Ailesinin torunları, Başbuğ Atatürk'ün çocuklarıyız. Türk atalarımızın varisi, emanet edilen kutsal topraklarımızın bekçileriyiz.

Bizlerden ne bekliyorsunuz? Mazimizi inkâr mı edelim? Türklüğümüzü inkàr mı edelim?

Tarihimiz şan ve şerefle doludur. Elbette ki onu bilecek, benimseyecek ve onunla övüneceğiz. Tabi ki gelecek nesillerimize aktaracağız.

Nasıl ki biz geçmişimizle övünüyorsak, gelecek olan çocuklarımızın da bizimle övünmesini istemek suç mu?

Ama şuna dikkat edeceğiz; tarihimizi tetkik ederken körü körüne bir bağnazlığa kapılmadan, atalarımızın yaptıkları arasında iyi ve kötü olanları ayırt edeceğiz, iyinin yanında kötü olanları ayıracak, ileriye doğru attığımız adımlarda ayaklarımıza takılanların engel olmamasına dikkat edeceğiz.

Ülkemizin temel taşı Türk milliyetçiliğidir. Şayet bunu pasifize etmeye çalışırsanız, ne temel kalır ne de yapı...

Atatürk'ün ölümünden sonra Türk Solu ve kurduğu parti'deki evrilme dönemi, devlet ve Türk milleti içerisinde kırılmalara neden oldu.

Nedeni ise milliyetçilik ilkesinin etkisizleştirilmesi ve ortadan kalkmasıyla birlikte, parti içinde yer bulan sinsi ayrılıkçı guruplar parti hakimiyetini elde etti. Gerçek Atatürkçü kişiler ise onlar ile hareket etme gafletine düştüler.

Suçlu sadece onlar mıydı? Hayır.

Bunda milliyetçilik ve ülkücülük idealini yanlış zeminlerde kullananlar oldu.

Hem de çok mu çok!.

Bir örnek: Yeşil kuşak (Tarikatcı, Cemaatçiler ve Ajanlar)

Ama bereket versin ki, kudretli MHP lideri, Alparslan Türkeş, Türk milliyetçilerini yem ettirmedi bunlara.

Rahmetli Türkeş, Türk Soluna ise ne kadar zeytin dalı uzattıysa kardeşliği bir türlü sağlayamadı, Nazım Hikmet'ten şiirler bile okudu ama maalesef Türk solunun içine bir kere yılanlar, ciyanlar girmişti. Olmadı da olmadı.

Aslında Türk Solu'nun istediği bütün özgürlükler, milliyetçilerin de en büyük arzusu ve istediği bir yaşamdı. Ama mücadeleleri yanlış kulvarda idi.

Atatürk, Türkçülüğü ne kadar önemsediğini, söylevleriyle bütün yurtsever kardeşlerimize hatırlatmak isterim;

Atatürk sık sık bir "Atillâ" hikayesi anlatırmış. Hun-Roma görüşmeleri yapılırken Roma temsilcileri Hunlara sormuşlar: "Roma İmparatoru soylu bir ailedendir. İmparatorunuz Atillâ kimdir, soylu mudur?" Atillâ Romalılara şu cevabı göndermiş: "Ben soylu olmayabilirim, ama büyük ve soylu bir ulusun başbuğuyum."

Atatürk bu sözü daima hatırlar ve ulusuna yönelttiği bütün söylevlerinde "Büyük Türk Milleti" diye başlardı. Türklerin eski, büyük ve soylu bir topluluk olduklarını biliyor ve bunu herkese bildirmek istiyordu.

Şimdi ise, ancak beş yılda bir Anayasa metninde olan yemin törenlerinde Türk'ün ismini duyabiliyoruz. Onun da çoğusun laf olsun torba dolsun misali, ne söylediğini kalbi duyuyor, ne de kulakları.

Yakın zamanda görüyoruz, Türkiyeli diye bir uydurmaca tutturdular gidiyorlar!..

Türk olanlar için bu sözün geçerli olmadığını söylemek isterim. Çünkü biz Türk'üz..

Bizler; bir olacağız, beraber olacağız, hep birlikte Türklüğümüzü daha sıkı pekiştirerek, "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" sözünü her yerde konuşup, dağa taşa yazacağız. Bakmayın hainlerin ırkçı dediklerine.

"Bastığın yerleri "Toprak" diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen Şehit oğlusun incitme yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

_________________________

Kalın Sağlıkla

Tanrı Türkü Korusun

Sevgi ve Saygılarımla