Bir Çocuğun Gözünden Sanata Bakmayı Hiç Denedik mi?

Biz çocuklara Sanatı anlatıyoruz. Peki hiç onların gözünden sanata bakmayı denedik mi?

Bir çocuğa Sanatı mı anlatıyoruz, yoksa onun Sanatı kendi gözleriyle görmesine gerçekten fırsat mı veriyoruz?

Çocuklara Sanatı anlatırken çoğu zaman bizim bildiğimiz yerden konuşuyoruz galiba değil mi…

Doğrusunu gösteriyor, neye nasıl bakması gerektiğini söylüyor, ne hissetmesi gerektiğini anlatıyoruz. Sadece kendimiz konuşuyoruz çocuklarımızda dinliyor.

Oysa belki de bir an durup çocuğun ne gördüğünü, ne düşündüğünü ve ne hissettiğini sormanız gerekmiyor mu?

Belki de çocuğun Sanata baktığı yerde bizim göremediğimiz bambaşka bir dünyaları vardır. Biz onlara bir şey anlatmaya çalışırken, o çoktan kendi dünyasında başka şey görmüş, başka bir şey düşünmüş olamaz mı? O zaman neden önce onu dinlemeyelim? Belki de önce ona kulak vermek, ne düşündüğünü ve ne hissettiğini sormak gerekir.

Peki, bir an durup çocuğa "Sen ne düşünüyorsun çocuğum? Ne hissediyorsun?" diye sormaya ne dersiniz?

Çünkü çocuk, bizim ona anlattığımızdan çok fazlasını kurgulayabilir. Bizim tek bir anlam yüklediğimiz bir sanat eseri, onun gözünde bambaşka bir hikayeye dönüşebilir. Belki de burada yetişkin olarak kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor: Çocuğa Sanatın ne olduğunu öğretmeye çalışırken, onun Sanatla kendi bağını kurmasına ne kadar alan bırakıyoruz?

Ne dersiniz? Belki de çocuğa Sanatın ne olduğunu anlatmak yerine, onun kendi sorularını sormasına izin vermeliyiz. Çünkü bir çocuğun Sanata bakışı, bizim ona aktardıklarımızdan daha özgür olabilir.

Biz yetişkinler çoğu zaman bir esere bakarken onun ne anlatmak istediğini, neyi ifade ettiğini düşünürüz. Çocuğun bakışı ise daha farklı olabilir. O, bizi üzerinde durduğumuz ayrıntıyı hiç önemsemeyip başka bir şey görebilir. Belki bizim “burada anlatmak istenen bu” dediğimiz yerde, onun aklına bambaşka bir soru gelir. İşte o soru, çocuğun Sanatla kurduğu kendi bağının başlangıcı olabilir.

Çoğu zaman çocuklara Sanatla ilgili bir şeyler anlatırken en çok unuttuğumuz şey, onlara her zaman bir cevap vermek zorunda olmadığımızdır. Bazen bir sanat eserinin karşısında çocuğun şaşırmasına, merak etmesine, hatta bizim hiç ama hiç düşünmediğimiz bir şey söylemesine izin vermek gerekir. Çünkü Sanatın güzelliği, herkesin aynı şeyi görmesinde değil, aynı eser karşısında birbirinden farklı şeyler hissedebilmesindedir. Çocuğun söylediği, bizim beklediğimiz cevap olmayabilir. Ama belki tam o anda Sanat, onun için gerçekten başlamış olur.

Çocukların Sanatla kurduğu ilişki bizim düşündüğümüzden çok daha sade bir yerden başlar. Bir resme bakıp “Bu ne” diye sorması, bir müziği dinlerken kendi hikayesini anlatması, bir oyundan çıktıktan sonra hiç beklemediğimiz bir ayrıntıyı anlatması…

Bunların hepsi bize çocuğun Sanatı kendi dünyasında yeniden kurduğunu gösterebilir.

Bizim görevimiz ebeveyn olarak her şeyi açıklamak değil; merakına, sorularına ve kendi yorumuna yer açabilmektir.

Yeni yazıma kadar hoş çakalın. Sevgiyle kalın.