BİLİRKİŞİ, ARABULUCU, UZLAŞTIRMACI; ORTAYA KARIŞIK ADALET !

0

1960 darbesi Türk insanının dimağındaki Adalet duygusunu yerle bir edince Ali Fuat Başgil'in başını çektiği milliyetçi münevverler kendilerini temsil edecek siyasi organizasyonu kurmak için harekete geçerler. Yeni kurulacak siyasi partinin adı 'Adalet Partisi'dir. Adaleti yeniden Büyük Türk Milleti'nin gündemine sokmak, Menderes ve arkadaşlarının Yassıada tiyatrosunda idama götüren anlayış insafın hiçbir semt pazarında satılmayacağını göstermiştir. 15 Temmuz işgal girişimi devlete çöreklenen ileri uç karakolu mandacı ve işgalsevicilerin tasfiyesini bir ölçüde sağladı. Beş bine yakın hakim savcı ve kadroların ihracı gündeme geldi.


Adalet Bakanı Abdülhamit Gül

Güzel ülkemin insanları 'Yarabbi biz nereye düştük?' derken aklımdan çıkmayan bir cümle vardı. Ebu Ala El Ahlati der ki 'Adaletin hakemi insaftır.' Bakarsanız insafımızı kaybetmemeye olan direncimiz her geçen gün zayıflıyor Adalet deyince merhamet gelirdi eskiden aklımıza. Merhamet ve adalet deyince de aklıma nedense hep Necip Fazıl Kısakürek'in 'Reis Bey' filmi geliyor…Bugün ki adalet bürokrasisi eminim ki seyretmiştir bu filmi… İdamlık genç, kendisine merhamet deyince 'Reis Bey' şunu söylerdi:

'-Ne kelimeler ne duygular var öğretemiyoruz da sıra merhamete geldi mi herkes bülbül kesiliyor.

İdamlık genç: Etmeyin Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz...

Siz merhametten, acıma duygusundan, yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız.. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Reis Bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim, Allah sizi de arındırsın... '

Haksız bir gencin idamına karar veren Reis Bey gerçek karşında insafa gelmiştir. Bir gün 'bitirimhane' denilen kahvede polislerin uygulamaya gelerek kimlik kontrolü yaptığı anda esrar satıcısı 'Nasıl olsa Reis Bey'i aramazlar' diyerek esrarları ceketinin cebine atıverir. Gerisini okuyalım isterseniz:

'Reis Bey: İnsandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak. Merhamet! Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir... Baş aşağı bir cemiyeti, baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk; bana "Buz çölünde yol alıyorsunuz." demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor! Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz! Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana, merhamet!

Hakim: O halde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar lüzumsuz öyle mi?

Reis Bey: Öyle değil! Bunlar, doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi, iç tedavi üstünde tedbirler...

Savcı: Efendim. Merhamet ekmek olsa da bütün insanlığa dilim dilim dağıtılsa payına hiçbir şey düşmeyecek lanetli budur! Üstelik yüce reislik makamından bitirimhanelere düşüp ipten, kazıktan kurtulma insanlar arasında eroin çetesi kuran bir bedbahtın karşınızda kurtarıcı edasıyla adalet dersi vermeye kalkışması; tam bir şenaattir! Kendisine yine reislik makamındayken söylediği bir sözü hatırlatırım. "Bizi daima işlenen suçun cüzzamlı suratına bakmaktan kaçıran bu edebiyat esnaflığını bir yana bıraksınlar!" ve bu görünen suçun görünmeyen bir yanı varsa onu ortaya döksünler!

- Reis Bey: Bu ne acındırıcı mantık... Benim merhamet tezim bir dedektif kaidesi midir ki suçluyu bulsun? Ben diyorum ki her fert baş ucuna; "Suçlu benim, herkes suçsuz!" levhasını asmalıdır. Ben diyorum ki yegane kurtuluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir. Daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. Ama görüyorum ki anlatamıyorum... Hissediyorum ama anlatamıyorum! Çocuk, "Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz..." dedi. Ağladıkça anlıyorum... Ağladıkça anlıyorum... Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim. Hem de öylesine kaybettim ki; Amerika'da bir cinayet işlense de, Dünya çapında bir ses sorsa; "Katil kim?", "Benim!" diye haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında... İsterse çareme adli tıp baksın fakat bir hastaneye girsem de kan kanseri çeken hastalar görsem acaba onları bu hale ben mi getirdim? diye düşünüyorum.

Ben ne yaptım? Uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim? Hangi mukaddesi kirlettim ki kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum? Dışımda ne arıyorlar? İçime doğru suçluyum ben! Bir de kalkmış belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar bütün ülkeyi sarar diye; tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum!

Reis beyefendi; Ceketim benimdir! Cep benim ceketime aittir. Eroin de o cebin malıdır. Ben suçluyum, bana acımayın reis beyefendi... Bana acımak merhamete haksızlık olur!

Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum... Bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz! merhamet... Âlem bu temel üzerinde! Eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu? Rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılı şırıltılı su...

Ne duruyorsunuz! Sökün sahte su borularını! Ev ev merhamet şebekesi kurun! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın! Göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak... Ve başlar üstünde, güneşe yol veren kubbeler yükselecek...'

Şimdi adaleti dilim dilim insanlığa bir merhamet ve insaf vazifesi olarak dağıtacak adalet sistemimiz daralan, daraldığında çıkmaz sokaklara giren aranan büyük nimet pozisyonundadır. Nereden esti demezseniz 2017 yılının son aylarında alternatif hukuk, onarıcı hukuk alanlarına doğru çıktığım yolculuk Türkiye gerçekleriyle yüzleşmemi sağladı. 2013'den bu yana Anadolu Ajansı'nda başlayan hukuk serüvenimiz halen duydu mu yüreğimi titreten karar kısmındaki 'Büyük Türk Milleti adına' sözleri karşısındaki inancımı Allah'tan ki zedelemedi. Ancak garabet, bir o kadar da hukuku liğme liğme doğrayan kararlar daima daha iyi bir hukuk arayışımızı zorunlu kıldı.


Bilirkişi uygulama eğitimi deneyimli bilirkisi Avukat Serpil Ejder verdi. Sertikifaları Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyesi Özgür Ökmen dağıttı.

İlk önce uzlaştırmacı eğitimine yazıldık. Oradan aldığımız sertifikanın mürekkebi kurumadan bu kez Bilirkişilik eğitime katıldık. Doktor, iş güvenliği uzmanı, inşaat-makine mühendisleri, maliyeciler, yöneticiler… Hepsi burada. Biz 51'inci gruptuk. Ankara Barosu'nda 24 saat (son altı saat uygulama) eğitimi alarak sertifikamızı aldık. Kapı açılınca gerçeklerle yüzleşmek, bu gerçekleri yazmak boynumuza bir vatan borcu gibi ağır bir yük yükledi.

- Bilirkişi eğitiminin bütçesi 12 trilyon (milyon) Türk Lirası…

-2018 yılından başlayarak avukatlar bilirkişilik yapamayacak. Buna rağmen avukatlar 'adaletin bize ihtiyacı var' diyerek paralarını ödeyerek eğitime katılıyorlar. Ankara Barosu'na bağlı 15 bin 500 avukat bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül…

-Tüketici davalarında üst sınır 6700 TL'ye çıktı ve tüketiciler bir avukat olmadan başvuru yapacaklar.

-Avukatların vereceği mirasçı belgesini artık noterler verecek.

-Trafik kazalarında, iş kazalarında artık avukatlar aranarak yüzde verilmek isteniyor.

-Mali müşavirler artık yanlarında avukat çalıştırıyor.

-İş mahkemelerinde artık bilirkişi görev almayacak. Artık iş hakimi alacak hesabını kendisi yapacak ve belirleyecek. Bu gidişle; ücret yönetimi, faiz hesabı dolayısıyla matematik eğitimi alınması gerekiyor.

-Ankara'da 7 ayrı yerde adliye bulunuyor. Bir avukatın bir davadan diğerine yetişebilmesi için atletizm alanında kursa gitmesi gerekiyor. Bu da davaları uzamasına neden oluyor.

-15 Temmuz sonrası iki yıllık stajını bile bitirmeden hakimliğe atanan bir çok genç hukukçunun durumu tamamen içler acısı.

Aldığım notlardan bazı başlıklar bunlar. Bir dokunsan bin ah işitecek durumdalar. Barolar'a bakılırsa hükümetin kendilerini bir bakıma terbiye etmek istediğini belirtiyorlar. Onlara göre hükümet bu suretle dikensiz bir hukuk sistemi öngörüyor. Özdemir Asaf demiyor mu şiirinde: 'Tahtayı rendeledim. Bana göre oldu/ Beni rendeledim. Sana göre oldu. Sustuğunu bilen olgundur/ Bildiğini susan değil.'

Şimdi avukatları rendeleyip yeni hukuk anlayışına göre dizayn etmek amaçlanıyorsa, hakimlere çeki düzen verilip kararların hızlı verilmesi isteniyorsa, bilirkişi, arabuluculuk şirketleri neden kurulmaktadır? Yakında yanında çalıştırdıkları kişilerin sayısı itibariyle fabrikatör hukukçuların var olacağını bile hayal etmek korkutuyor beni.


Doç. Dr. Sezercan Bektaş üç gün eğitim verdi.