Akram RAYESS[1]
Arapçadan Tercüme: Hafız Muhammed el-Hammoud
Düzenleme: Dr. Murat Özyıldırım [2]
Nuhad Haddad, Lübnan'da 21 Kasım 1935 tarihinde Beyrut'un Zkak el-Blat Mahallesi'nde fakir bir ailede doğdu. Babası Wadih Haddad(2), annesi Lisa Al-Bustani'dir. Babası, bir matbaada çalışıyordu ve Nuhad yani Feyruz, kardeşlerin en büyüğüydü. Bu nedenle annesine ev işlerinde yardım ediyor, ondan küçük olan kardeşleri; Josef, Hüda ve Emel'e bakıyordu. Nuhad, okul korosundaydı ve okul bahçesinde Nuhad'ın güzel ve mahcup sesi, hocası Muhammed Fleifel'in (1899 - 1985), dikkatini çekmişti. Fleifel, onun yeteneğine sahip çıktı ve yakından ilgilenip Kuran-ı Kerim'den ayetleri makamla okumayı Nuhad'a öğretti. Ayrıca Nuhad, Wadih Sabra'nın (1876-1952) yönettiği konservatuarda yine hocası Fleifel aracılığıyla burslu okumaya hak kazandı.
Feyruz'un 21 Kasım'daki doğum günü münasebetiyle yayınladığımız bu makale, sanatsal yaratıcılık sürecinde doğu ve batı kültür akımlarının kesiştiği ve etkileşim içinde olduğu bir merkez olarak kariyerinin Beyrut ile bağlantısını üç ana nokta üzerinden sunmaktadır: Radyo İstasyonları (1950-1956), Piccadilly Tiyatrosu (1967-1978) ve 1979'da bunlardan bağımsız olarak başlayan Ziad Rahbani ile sanatsal buluşması.
Büyülü Bülbül
Geçen yüzyılın otuzlu ve kırklı yıllarında Beyrut, krizlerin, yerel, bölgesel ve uluslararası savaşların bölgede sancılı olduğu bir dönemde kültürel, ekonomik olarak turizmdeki rolünü güçlendiriyordu. O dönemlerde yerel kırsal kesimden ve Arap şehirlerinden ardı ardına gelen göç hareketlerinin bir sonucu olarak Beyrut'un sosyal ve demografik bileşenleri çoğaldı. Levant'taki Arap şehirlerinde, bazıları şehir merkezlerine odaklanan Fransız manda siyasetinin ekonomik çıkarlarıyla kesişen modernist eğilimlere sahip yeni bir sosyal seçkinler sınıfı ortaya çıktı. Manda yetkilileri, Lübnan'ın bağımsızlığından üç yıl sonra resmi radyo haline gelen 'Radio El Sharq' (1938) kanalı da dahil olmak üzere kurumlar geliştirdi. İçinde 'şarkı söylemek ve oyunculuk, insanların zihniyet ve eğilimlerini etkileyen en güçlü araçlardan biri olduğu için insanların kalbindeki millî ruhu geliştirmek' misyonu olan 'Sanat ve Edebiyat Derneği' 1966'da kuruldu.
Aslına bakılırsa bu dönemdeki tartışmalar, Lübnan musikisinin kimliği ile metin, makam ve şarkı söylemede nasıl yükseltileceği etrafında dönüyordu. Lübnan radyosunda 1940'ların ortalarında, Lübnan lehçesinde zajal'a (konuşma dilinde geleneksel şiirlerin makamlı okunuşu) dayalı lirik yapımları desteklemek için çeşitli kararlar alındı. Bu kültürel ve sanatsal ortamda, Muhammed Fleifel, Nuhad Haddad'ın babasını, kızının Lübnan radyosundaki haftalık koro konserlerine katılmasına izin vermesi konusunda ikna etmeyi başardı. Kısa süre sonra Radyo Programları Müdürü Hafız Takiyüddin, 1950 yılının başında oradaki müzik bölümünün yönetimini devralan besteci Halim El-Roumi (1917-1983) ile Nuhad'ı tanıştırdı. Radyo korosunda görev yaptığı dönemde Halim El-Roumi, Nuhad'a herkesçe bilinen adını verdi: FEYRUZ. Feyruz'un 1950 Şubat ayında yayınlanan ilk şarkısı bir tango oldu: 'Kalbimi terk ettim ve sevgine itaat ettim'.
Lübnan radyosu, aynı zamanda Feyruz'un sanat kariyerindeki en önemli olayın yani 1955 yılının başında evlilikle sonuçlanacak Assi Rahbani (1923-1986) ile tanışacağı yerdi. Aslına bakılırsa Feyruz'un sesi, Rahbani kardeşlerle çalışmaya başladıktan ve uzun, zorlu bir vokal kursundan sonra olgunlaştı. Bu aşamada ortaya çıkan sanatsal harekette Rahbani kardeşlerin çabaları, önceki yıllarda elde edilenleri yeni zirvelere taşıyan özellikleri ortaya çıkarmaya ve yavaş yavaş estetik bir dünya kurmaya yönelikti. Kısa süre sonra, aralarındaki teknik işbirliği güçlendi ve Suriye Radyosu'nun Müdürü Ahmed Assah (1915-2005) ve Sabri El-Sharif'in (1922-1999) desteğini alan benzersiz bir sanatsal üçlü oluşturuldu.
Çok geçmeden bu üçlünün eserleri, sanat dünyasından bazı muhafazakarların muhalefetine rağmen 'Etab' şarkısıyla başlayarak radyo istasyonlarında yayıldı. Mısır Radyosu, 'Yaba La La' şarkısının ilk kez Ekim 1953'te yayınlanmasından ve Kahire'deki başarısının ardından onları, 1955 yılında orkestralarıyla birlikte Kahire'ye altı aylık ikamete ve kırk sekiz eseri kaydetmeye davet etti. Mısırlı meşhur bestekar Muhammed Abdülvahab, bu sanatsal proje için coşkusunun bir ifadesi olarak Kahire'deki Feyruz hayranları kulübünün başkanı olduğunu ilan etti (El-Sayyad, 13 Kasım 1958).
Orta Doğu radyolarında, halen büyük bir kısmı bu radyoların arşivlerinde bulunan şarkılar, muvaşşahlar, kasideler, popüler ve folklorik eserler, Feyruz ve Rahbani Kardeşlerin kazandırdıkları çalışmalardır…
Kullanılan teknik sistemin, vatana ait toprak kokusu ve insanların özlemleriyle bezenmiş bir rönesansın değerleriyle ilişkilendirilmesi, Feyruz ve Rahbani kardeşlerin sanatsal yapılanmasının tamamlanmasına yönelik bir sonraki adımı temsil ediyordu. Şair Said Akl, El-Sayyad Dergisi'nin Feyruz'u defalarca 'Büyülü Bülbül' ve kurucusu Saeed Fariha'nın 'milli hazine' olarak tanımlamasından sonra, bu değerlerin üzerine çıkarak Feyruz'u 'Lübnan'ın Yıldız Elçisi' olarak adlandırdı: 'Feyruz, umutsuzlara daha güzel yarınlar, toprak, adaletsizliğe isyan için şarkılar söylüyor. Feyruz, insanlardan uzak değil, onların basit şarkılarından, gecelerinden, saatlerinden, aşklarından, danslarından malzeme alıyor. Bütün bunları adeta birleştirerek yeninin yaratıcılığıyla tekrar kalplere zerkeder.' (Volume of the Radio Magazine, Güz 1956). Yine Said Akl, 1956'da El- Ezaah Dergisi'nde 'Sesiyle bir ulus inşa edildi' demektedir. Onun aracılığıyla 1957'de Feyruz ve Rahbani kardeşler ile birlikte Zaki Nassif, Tawfiq Al-Basha, Sabri El-Sharif, Marwan, Wadih Jarrar, Baalbek Uluslararası Müzik Festivali'ne katıldı. Aslında festival, kentsel ve kırsal unsurları biraraya getirmesi bakımından ayrıca önemlidir. Bunu 1959'da başlayan Şam Uluslararası Fuarı'nda ve 1964'ten itibaren çeşitli festivallerde ard arda Arap ülkeleri, İngiltere, Fransa ve Amerika'dan çok sayıda konserler takip etti. Feyruz, Bayaa el-Khawatib (1965), Seferberlik (1967), Bint El-Haris (1968), filmlerinde başrol oynadı.
Beyrut, altmışlı yıllarda tıp, eğitim, eğlence hizmetleri için eşi görülmemiş refah içinde bölgesel bir merkez haline geldi. Şehir, siyasî - malî ayrıcalıkların toplandığı ve kesiştiği, savurgan tüketimin limanı olduğu kadar yenilikçi kültürün de merkeziydi. Beyrut, süregelen kırsal göçün son varış yeri ve bir çekim merkezi olduğu için karşıtlıklar ve bölünmüş kimlikler burada buluşuyordu. Şehir aynı zamanda giderek sosyal eşitsizliklerin tetiklediği bir gösteri alanı haline geliyordu.
Bu dönemde Beyrut'ta gösterişli ışıkları kısa sürede ana özelliklerinden biri haline gelen, modern binalarıyla kafelerinde yapılan kültürel ve siyasî hararetli tartışmalarla El-Hamra Caddesi ortaya çıktı. Burada, 6 Kasım 1966'da Viyana Operası ile Piccadilly Palace Tiyatrosu açıldı.
Piccadilly Tiyatrosu, yönetmenliğini Sabri El-Sharif ve daha sonra Berj Fazlian'ın üstlendiği, Feyruz'un Rahbani kardeşlerle birlikte sunduğu bir dizi eserle Feyruz'un tiyatro kariyerinde yeni bir aşamanın başlangıcı oldu, söz konusu eserler : 'Hala ve El-Melik' (1967), 'El Shakhs' (1969), 'Yaish Yaish' (1970), 'Sah El-Nawm' (1970), 'Nas min Waraq' (1972), 'El-Mahatta' (1973), 'Lulu' (1974), ' Mays El-Reem' (1975), 'Petra' (1978). Baalbek'teki tarihî açık hava mekanından farklı olan Piccadilly Tiyatrosu'nun doğası, eserlerin zamanlaması ve tarihsel çağrışımları, zikredilen oyunların seyrini, karakterlerini ve kuşkusuz üsluplarını etkilemiştir.
Öte yandan gergin toplumsal ve kültürel gerçeklik, edebi dilde düşünsel bağlamda ve sanatsal yaklaşımda bir değişimi zorunlu kıldı. Özellikle 1967 Arap – İsrail Savaşı mağlubiyetinden sonra Feyruz ve Rahbani Kardeşler olduğu kadar Lübnan tiyatrosu, Arap Edebiyatı ve aslında genel olarak güzel sanatlar bir özeleştiriyle beraber sosyo politik varoluşsal temaları ele almaya başladı. Haziran 1967 mağlubiyeti, Feyruz ve Rahbani Kardeşler'in oyunlarına ivme kazandırdı ve böylece askerî darbeler, sosyal adalet, yolsuzluk, seçimler ve benzeri konulara yöneldiler ve böylece 'Shakhs'daki 'Domates satıcısı' ve 'Sah El-Nawm'daki 'Karkul' adaletsizliğe isyan etti…
Bu arada El-Baalbekiya (1961) ve Jisr el-Qamar (1962) ve El-Lail we'l Qandil (1963) performansları ile Feyruz, efsanevi hikayelerin ve kırsal hayal gücünün yıldızı oldu.
Feyruz ayrıca Lübnan'da popüler gruplarla ortaklaşa, sesinin etkileyiciliğiyle oyunculuk performansında yeni boyutlar açan bir dizi eserde lirik diyalog ve teatral şarkılar sundu. Bunlarda yer alan 'kadın kahraman' kavramı (Nabil Ebu Murad, 1990), Rahbani kardeşler için çatışmalara ve dramatik olaylara sundukları çözümlerde önemli bir yaratıcı motivasyon kaynağı olmaya devam etti.
Feyruz, 'Oynadığım her rol, benim bir parçam' diyor ve 'Oyunculuk teriminin geleneksel anlamında bir rol oynamadığımı hissediyorum. Assi bana, bana benzeyen ve benden bir şeyleri yansıtan roller yazardı' (Oras Makhlouf, Shaza Dergisi, Aralık 1987). Daha sonra bu eserler, kolektif hafızaya işlenen sanatçı Feyruz'un teatral hayal gücünü aşan ve onu Arap dünyasında lirik tiyatronun modern sembolü haline getiren bir gerçeklik haline geldi.
------------------------------
[1] Akram Rayess, Levant müziği, müzikaller ve arşivlerle ilgilenen etnomüzikoloji araştırmacısıdır. Akram Rayess, Lübnan'da yayınlanan Adab Dergisi'nde (2009/2010) Ziad Rahbani hakkında bir dosya düzenledi ve yayınladı. American University of Beirut Press aracılığıyla 2014 yılında 'Selected Papers of Zaki Nassif' başlıklı bir cildin editörlüğünü yaptı ve yayınladı. Son çalışması, Baalbeck Uluslararası Müzik Festivali'nde savaş öncesi Lübnan Geceleri'ni inceleyerek Lübnan'daki kültürel miras ve kültür siyasetine odaklanıyor. E-posta: akramrayess@yahoo.com
[2] Dr. Murat Özyıldırım'ın notu: Mardinli saygıdeğer bestekar, kanunî ve Jeoloji Yük. Müh. Ömer Faruk Gültaşlı, Feyruz'un aile kökenlerine dair, 2021 başlarında 91 yaşında Covid'den vefat eden Mardinli Süryani vatandaşımız Mansur Dönmez'den edindiği bilgileri şu şekilde aktarıyor; 'Mardinli Süryani Ortodoks bir aileye mensup olan Wadi Haddad, olasılıkla Mardin Kıllıt (Dereiçi) köyünden, Mardin'in Gül Mahallesi'ne göç eden biridir. Wadi Haddad, Lübnan'a 1920'li yıllarda göç eder ve Beyrut'ta bir matbaada çalışmaya başlar. Mardin'de bu ailenin lakabı 'HADDAD' yani 'DEMİRCİ'dir ki bu da Mardin'de Haddad ailesinin demircilikle uğraştığına işaret eder. Bugün Haddad ailesine mensup Mardin'de maalesef kimse yaşamamaktadır. Aile mensupları, Kanada, ABD, Lübnan ve Fransa'ya göç etmişlerdir. Deyrulzafaran Manastırı'nın girişinde medfun rahip İbrahim Demircioğlu, kuvvetle muhtemel, bu ailenin bir ferdidir'.