Bermuda üçgeni adına dile getirmeye çalıştığım mevzuya çözüm odaklı nasıl yaklaşmalıyız. Meselelerin üstesinden nasıl başa çıkabiliriz. Bu konuda mülahazalarda bulunmaya çalışalım bu makalemizde. En önemli husus “insan insanın kurdudur” düşüncesinin yaygın olduğu bakış acısının yanlışlığına karşı hayatın anlamı üzerine odaklanmalıyız. İnsan olmanın gereği “dumansız ateşten yaratılan” mahlukun ve “buhar-ı zulmani” olan nefsin ittifakı ile oluşan orantısız güç karşısında nasıl bir tavır almalıyız.
Anasır-i Erbaa denilen 4 unsur klasik felsefede toprak su hava ve ateşten ibaret olan esasların bazıları insan unsurunda da tecellileri farklı farklı. Bazıları bazılarına göre baskın olmaktadır veya kimisinin havası nasipsiz kalmış, kimisinin suyu nasipsiz kalmış, kimisinin toprağı mineralleri nasipsizlikle hayat mücadelesinin kaotik ortamında kendini bulmaya çalışmaktadır. Bu mevzuya bizim inanç dünyamızda Vahidiyet içerisinde Ehadiyet tecellisi diye tabir edilir. Vahidiyet tecellisi bir güneş gibi tabir edilir her şeye can veren ışık verendir. Ehadi tecellisi ise o ışıktan aldığı enerji ile hayatiyet bulan çiçeğin çeşitleri, farklı farklı canlıların farklılıklarının tecellileri ise Ehadiyet tesellisi olarak izah edilir. Bu hikmetler ve tecelliler altında insanlık İlk çağ, Orta çağ, yakın çağ ve benzeri isimlerle adlandırılsa da aslında insan bebeklik çocukluk gençlik ve olgunluk dönemleri olarak varlık aleminde tecelli etmektedir. Bilim adamları, dilbilimciler ve antropologlar daha haala dillerin yeryüzünde konuşulan dillerin nasıl ortaya çıktığını bile izah edememişlerdir ve izah edememektedirler. Bunların hepsi farklı farklı olmalar ehadiyet tecellisi ve hikmet tecellisi altındadır. Ayrı ayrı ehadiyet tecellileri altında insan önce kendi içinde saklanmış olan sayısız tecellileri ve hikmetlerin aklın fikrin nefsin şuurun manasını muammasını çözme adına gireceği müşkülatlı yolda katettiği mesafe ile doğru orantılı olarak dış alemi ile de müşkilatlarını çözecek kendisiyle barışık olduğu oranda dış alemi ile de ailesiyle toplumuyla da barışık olmada mesafe katedecektir. Birçok terapi çeşitleri denenmeli. Yoga, bilişsel, diyalektik, psikodinamik, varoluşçu ve çift terapileri hepsi kişiye göre faydalı psikolojik yaklaşım çeşitleridir. Ama bizim kendi manevi dünyamızda da insan psikolojisinde terapi ve tedavi adına yaklaşımlara kulak vermek gerekir.
Kişi bazında meseleye yaklaşırken Mevlana'nın çok güzel bir tabiriyle şöyle diyor. “Normalde su ateşten üstündür, su ateşi söndürür ama su bir kabın içine girdiğinde ateş onu fokur fokur kaynatır” diyor. Peygamberimiz de bir hadisi şerifinde şöyle diyor. “Öfke şeytandandır şeytan ateşten yaratılmıştır ateşi su söndürür öfkelendiğinizde abdest alınız”. İnsan öfkelendiğinde en çok sinir cidarlarının tahrik olduğu yerler el yüz ayak boyun ve kollardır. İnsan abdest aldığında buralarını ıslatarak melek'i bir sıfat kazanır. Su nasıl ki hidrojen ve oksijenin yanıcı ve yakıcı iki madde olduğu halde: Bir araya gelmesiyle hayatiyet oluşturduğu gibi insan olarak yanıcı ve yakıcı iki madde “dumansız ateşten” yaratılan mahluk ve “buhar’ı zulmani” olan nefsin insana zararı dokunabilecek dayanışma ve ittifakını hayat suyuna dönüştürebilmenin marifetini, yolunu, ufkunu yakalamakla mükellefiz. Yine insan psikolojisine bakışta “İnşirah suresi 7. ayette şöyle diyor: “Önemli bir işi bitirince hemen diğerine başla”. Hayatta bedenen ruhen sağlığın sürekli aktivasyon içinde olmasını tavsiye ediyor. Bizim inanç dünyamız meseleye bütünlük çerçevesinde bakıyor. Hem kendi içinde bütünlük hem dış alemde bütünlük, Kur'an'da 3 büyük kitap vardır. Ey inananlar, Ey Ademoğlu, Ey inananlar… Hiç Ahmet oğlu Mehmet diye bir hitap yoktur. Onun için önce kendi iç psikolojimizde bütünlük arz edip sonra dış alemimizle bütünlük arz etmekle mükellefiz. İnsanlık serancamesinin olgunluk dönemlerini yaşadığı bir çağda hayatın anlamına ŞEYLER deyip geçemeyiz…