0

Öncelikle üç dilin rahat konuşulduğu bir bölgenin, bir şehrin evladı olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu ve heyetini, üç dille selamlıyorum. Hoş geldiniz, ehlen ve sehlen, hün bixer hatin.

Yaşanan çatışma sürecinde bu ziyaret, halka ve güvenlik güçlerine moral verecek düzeyde. Özellikle her cuma gününü bir bölgede geçireceğini Başbakan Davutoğlu'nun dillendirmesi, gönülleri kazanmak için iyi bir fırsat.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Mardin'e kaçıncı seyahati olduğu konusunda bir fikrim yok. Ama Mardin'e özel bir ilgi ve sevgisinin olduğunu biliyorum.

Aylardır süren orta yoğunluklu çatışmada, bölgeyi ziyaret etmesi, tekrardan halka siyasi risk alabileceği hissi uyandırıyor. Zira bu çatışmalarda en fazla etkilenen halk oldu.

Siyasi olarak HDP'nin 7 Haziran'da sağladığı başarıyı, 1 Kasım'da sağlayamadı. Kıl payı ile girilen TBMM'ye, bu sefer gelememekte var.

Kamuoyu araştırmaları, bugün seçim olsa HDP'nin parlamento dışı kalacağını gösteren veriler var. Eeee bu işe ne diyecekler…

Böyle bir durumda bu ziyaret anlam kazanıyor mu? Evet, kazanıyor.

Davutoğlu, terörle mücadelede yeni yol haritasını bugün açıklayacak. Daha da önemlisi, süreçte mücadelenin aynı istikrarla devam edeceği mesajını net verecek. Bu durum HDP'ye dillendirelim, hep eksi yazdı ve yazmaya da devam edecek.

Davutoğlu'nun Mardin ilgisi nereden gelir?

Mardin siyah-beyaz olarak okunacak bir şehir değildir. Grisi ise hiç yoktur. Tam tersi renkli bir şehirdir. M.Ö.'ne dayanan bu kadim şehir, birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Birçok etnik ve dinsel grupların bir arada yaşamasına imkan sağladı.

Yanılmıyorsam Başbakan'ın kurmay heyetinde 3 veya 4 isim Mardinli. Başbakan Davutoğlu, Mardin ismini duyunca alerji olmuyor, aksine umut ve yarına güvenle bakmanın heyecanını yaşıyor.

Zira, bu kadim kent, asırlarca, birlikte yaşamanın kültürünü içinde barındırmış ve öyle öğretmiş. Örneğin benim ilkokulda iken en yakın arkadaşım, şimdiki tabirle 'kankam' bir Süryani çocuğu ve adı da Handan'dı. Handan'ın annesi, sıcak pişirdiği poğaçalardan, keklerden ikram eder, beraber oynamamızdan mutlu olurdu. Şimdi bu kardeşliği yok mu sayacağız?

HDP'nin bu kardeşliği görmemesini anlayamıyorum. HDP, PKK ile ilişiğini kesip, demokrasi şemsiyesine sığınması gerekir. Bunu bölge halkının temsilcileriyle yaptığımız sohbetlerde de duyuyoruz. Kendilerine de dile getirilmesine rağmen, hala Kandil gölgesinde siyaset, tek kelimeyle siyasi iflastır.

HDP yönetiminin evlat ve aileleri acı çekmiyor. Orada onlardan ezilende yok. Ama, halk evini, işini barkını bırakarak kaçıyor. Cebinde parası olmadan, her şeyini geride bırakma pahasına…

Ayrıca, her gün şehit ağıtları ile yankılanan evler, mahalleler ve gözyaşı döken analar… Yeter artık.. Bizi, bize vurdurmak isteyenlere ve özellikle bu kaotik ortamda açık kapı bırakmamak lazım.

Zengin yatakları, bakir toprağı, masum halkı ile Güneydoğu, bu ülkenin mayasıdır, varlık sebebidir. Devlete, meydan okumak, hendekler açıp, pusu kurmak halkın işi değildir ve asla da olamaz.

Buradan Mardin Valisi'ne bir çağrım var. Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan'ın gönüller ordusu ile hazırlattığı 'Mardin Sesleri' klipini toplantı öncesi Başbakan Ahmet Davutoğlu'na mutlaka izlettirmeli.. Eğer programda yoksa, buradan Basın Danışmanı Sevgili Osman Sert'e sesleniyorum. Bunu Başbakan'a muhakkak izlettirin.

Siyah-beyaz olmayan bu eski şehrin, renkli yaşam izlerini yansıtan bir çalışmadır Mardin'in Sesleri.. Ezidi, Süryani, Müslüman, Ermeni birlikte bir halkın şarkılarla buluşmasına tanık olacaksınız. Arap, Türk ve Kürt kardeşlerinin beraber halay çektiğini göreceksiniz… Ağıtları da bir mabetleri de, ibadetteki saygıları da bir.

Sınırların bittiği yerde özgürlük başlamıyor, saygının lütfu başlıyor. Böylesi bir zenginliği görerek, bu savaşa, bu kavgaya halk olarak tek bir ağızdan ve yürekten 'hayır' diyelim.