Aynadaki Yansımam – Bölüm 1

Anoreksiya Nervoza (Küçülen Bedenim)

Bedenimizin bizi nasıl yanılttığını ve görünenin ötesinde neler olup bittiğini çoğu zaman yalnızca bizler bilebiliriz. Bazen gözlerimize bile inanmayız; algımız bozulur, ruhumuz yorulur ve bedenimiz bu yükün altında hastalanır. Anoreksiya, yalnızca yemekle ilgili bir mesele değildir. Çevresel etkenlerle şekillenen ve mutlaka psikolojik destekle ele alınması gereken, çok katmanlı bir hastalıktır.

Anoreksiya Nervoza Nedir?

Anoreksiya nervoza (AN); kilo almaktan duyulan yoğun korku nedeniyle yeme miktarının hayati risk oluşturacak düzeyde kısıtlandığı ciddi bir psikiyatrik tablodur. Ancak bu hastalığı yalnızca “yemek yememe” olarak tanımlamak eksik kalır. Anoreksiya; biyolojik yatkınlık, psikolojik kırılganlık ve sosyo-kültürel baskıların iç içe geçtiği bir süreçtir.

Literatürde hastalığın gelişiminde rol oynayan birçok faktör tanımlanmıştır. Kadın cinsiyetine mensup olmak, genç yaş grubu, birinci derece akrabalarda yeme bozukluğu öyküsü, yas süreci, okul–iş–şehir değişiklikleri, ergenlik dönemi zorlukları ve toplumsal güzellik normları anoreksiyanın önemli tetikleyicileri arasında yer almaktadır.

İstatistikler, yeme bozukluğu tanısı alan bireylerin yüzde 90’ından fazlasının 25 yaş altında olduğunu gösterse de güncel çalışmalar bu algının değiştiğini ortaya koymaktadır. Artık anoreksiya nervoza yalnızca ergenlik dönemine özgü bir hastalık olarak kabul edilmemekte; 28 yaş ve üzeri bireylerde de sıklıkla görülebildiği bilinmektedir. Bu nedenle yaş faktörü, tek başına belirleyici olmaktan çıkmıştır.

Hastalığın Üç Temel Sütunu

Anoreksiya nervoza üç temel özellik üzerinden tanımlanır.

Kısıtlama ve düşük kilo: Kişinin yaşı ve boyuna göre olması gereken sağlıklı vücut ağırlığının belirgin biçimde altına düşmesi ve besin alımını radikal şekilde kısıtlamasıdır.

Kilo alma korkusu: Kilo kaybı yaşansa dahi azalmayan, hatta çoğu zaman şiddetlenen yoğun bir şişmanlama korkusu. Kişi zayıfladıkça bu korkuya daha sıkı tutunur.

Bozulmuş beden algısı: Bireyin kendi bedenini gerçekte olduğundan tamamen farklı algılamasıdır. Aşırı zayıf olunmasına rağmen aynada “kilolu” bir beden görülür. Bu çarpık algı özellikle karın, kalça ve bacak bölgelerinde yoğunlaşır. Benlik saygısı giderek yalnızca dış görünüşe bağlanır ve ayna, tarafsız bir yüzey olmaktan çıkarak yargılayan bir araca dönüşür.

Erkeklerde Yeme Bozukluğu

Yeme bozukluklarının yalnızca kadınlara özgü olduğu yönündeki yaygın algı, erkek hastaların uzun yıllar boyunca görmezden gelinmesine neden olmuştur. Oysa epidemiyolojik araştırmalar, erkeklerde anoreksiya nervozanın en az kadınlardaki kadar hızlı ilerlediğini ve semptomların benzer şiddette seyrettiğini göstermektedir. Toplumsal damgalanma azaldıkça, erkeklerin tedavi arayışına daha fazla yöneldiği görülmektedir. Bu durum, erken tanı ve farkındalığın önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Tedavi: Ekip Mücadelesi

Yeme bozukluklarının tedavisi, tek bir uzmanlık alanıyla sınırlı değildir. Ruh sağlığı uzmanları, hekimler ve diyetisyenlerden oluşan multidisipliner bir ekibin koordineli çalışmasını gerektirir. Tedavi süreci; psikolojik destek, beslenme rehabilitasyonu ve gerekli durumlarda ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesini kapsar.

Bu süreçte diyetisyenin rolü kritiktir. Diyetisyen yalnızca bir beslenme listesi hazırlayan kişi değil; akut bakım, iyileşme ve nüksün önlenmesi aşamalarında hastanın en yakın destekçilerinden biridir. Amerikan Diyetetik Derneği’nin de vurguladığı gibi, doğru beslenme değerlendirmesi ve müdahalesi fiziksel iyileşmenin temel taşlarından biridir.

Unutmamak gerekir ki gerçek iyileşme, aynadaki görüntüyü değiştirmekle değil; o görüntüye bakış açısını dönüştürmekle başlar.

Kaynak: Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2019, Dergi Park 2023, Genel Sağlık Bilimleri Dergisi 2024, Journal of Criminology Sociology and Law 2025.