Okul hayatı içinde bir öğrencinin başka bir öğrenciyi tekrarlayan aralıklarla olumsuz etkilere maruz bırakması akran zorbalığı olarak tanımlanmaktadır. Bir başka tanımlama ise avantajlı bir kişinin-çocuğun; kendisine kıyasla dezavantaja sahip farklı bir kişiye –çocuğa sistematik bir şekilde baskı uygulamasıdır. (Bu yazıda çocuklar arasındaki akran zorbalığından bahsedeceğim için kişi kelimesi yerine çocuk kelimesine yer vereceğim. ) Çocuklar arasındaki avantaj durumu genel olarak fiziksel güç ya da ekonomik anlamda daha iyi şartlara sahip olmak anlamında değerlendirilebilir. Tüm bunların yanında çocuklardaki konuşma bozuklukları ya da fiziksel anlamdaki rahatsızlıklar onların akranları arasında dezavantajlı olarak değerlendirilmesine yol açabilir. Avantajlı grupta olduğuna inanan çocuk fiziksel ya da duygusal açılardan karşısındakini ezmeye, sindirmeye ortamdan soyutlamaya çalışarak bir egemenlik kurma isteği yaşar. Dezavantajlı durumda bulunan çocuk ise sessiz kalarak ya da karşısındaki baskıya, isteklere boyun eğerek zorbalık yapan çocuğun bu davranışlarının daha da artmasının yolunu açar. Zorbalığa uğrayan çocuk zamanla sessizleşir, içine kapanır. Bu durumunu ailesi, öğretmenleri ile paylaşamadığı ve çözüm bulamadığı durumlarda okuldan uzaklaşma, okula gitmeme isteği yaşar.
Akran zorbalığının 4 şekli bulunmaktadır. Fiziksel, sözel, duygusal ve siber zorbalık.
Fiziksel zorbalıkta vurma, itme, tekmeleme, tükürme gibi eylemler olurken, sözel zorbalıkta çocuğu aşağılama, küçümseme, lakap takma, hakaret etme gibi davranışlar bulunuyor. Sosyal zorbalık ise çocuğu oyun gurubuna almama ya da oyun içinde en istenmeyen görevleri o çocuğu yaptırma gibi eylemler bulunabiliyor. Günümüzde yeni yeni ortaya çıkan siber zorbalık ise sosyal medya üzerinden hedef alınan çocukla ilgili resimler, mesajlar paylaşılması şeklinde görülebiliyor.
Çocuklarda zorbalık kavramı aktif olarak birbirleriyle oyun oynamaya başladıkları, birbirleriyle etkileşime geçtikleri 4-6 yaş arasında başlamaktadır. Çocuklar bu dönemde birbirleriyle yuva, anaokulu kavramı altında toplu olarak ilk kez bir araya gelmeye başlarlar. Birbirleriyle iletişim kurmayı öğrenirler. İletişim kuramadıkları anda isteklerini kabul ettirmek için fiziksel, sözel ve sosyal olarak zorbalığa adım atmaya başlarlar. Bu davranışların önüne geçilmediği durumlarda ise davranışlar kalıplaşır ve ilerleyen yaşlara daha da güçlenerek taşınır.
Zorbalığa uğrayan çocuk bunu ailesine ya da öğretmenine anlatamadığı durumda bunun ne yazık ki psikolojik olarak büyük sonuçları ortaya çıkar. Örneğin çocuğumuz okula gitmek istemiyorsa, okul dışında arkadaşları ile bir araya gelmekten çekiniyorsa ya da arkadaşları ile ilgili konularda susuyor ve bize bir şey anlatmak istemiyorsa dikkatli olmalıyız.
Ayrıca çocuğumuzun uyku, altını ıslatma gibi daha önce yaşamadığı sorunlar ortaya çıkmışsa bunlarda bizlerde alarm zillerinin çalmasını sağlamalıdır.
Çocuğumuzun zorbalığa uğraması asla onun suçu ya da eksikliğinden kaynaklı bir durum değildir. Anne –babalar olarak çocuğumuz böyle bir durum yaşadığında sessiz kalıp geçmesini beklemek ya da çocuktur aralarında böyle şeyler yaşanır demek doğru bir yaklaşım değildir. Okul ortamında bu tür bir durumun yaşaması halinde öğretmen ve okul idaresi ile irtibata geçmek faydalı bir yaklaşım olacaktır. Çocuğumuzun özgüvenini desteklemek, onu cesaretlendirmek ve güçlendirmek önemlidir. Zorbalık davranışı sonlanana kadar durumu takip etmek ve çocuğunuza bu davranışları yapanın da bir çocuk olduğunu unutmamak gerekir.